hüda's profileRAHMAN VE RAHİM OLAN ALL...PhotosBlogGuestbookMore Tools Help

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA

İNNA LİLLAH VE İNNA İLEYHİ RACİUN

Windows Media Player

Photo 1 of 64
January 06

Mutluluk ve Tevazu





 
Sevdiğimizi kusuru ile kabul etmek mutluluk için ilk adımdır.

Mutluluk cefada gizli, vefada saklı bir manevi safadır.

Mutluluk edepli olmaktır.

Bunun ölçüsü, edep Peygamberi Hz. Muhammed’e (s.a.v) uymaktır.

Mutluluk, Cenab-ı Hakk’ı ve halkı razı ederek sevinmektir.

Mutluluk, sevdiklerimizi sevindirerek huzur bulmaktır.

Mutluluk, nefsimizle birlikte ruhumuzu da sevindirmektir.

Mutluluk, cennete giden yolu seçmektir.


Güzel geçim güzel ahlaktır. Güzel ahlakın temeli tevazudur. Tevazu ailede, işte, cemiyette ve her yerde güzel geçim için vazgeçilmez bir ahlaktır. O elde edilmeden gerçek huzur bulunmaz.


Tevazu, yüce Allah’ın azameti karşısında iki büklüm olup nefsini hiç bilmek, kulluktaki kusurlarını görüp kendi haline üzülmektir.

Tevazu, kendinin haddini, karşıdakinin hakkını bilmektir.

Tevazu, hakkına razı olmaktır.

Tevazu, doğruyu kim söylerse söylesin kabul etmektir.

Tevazu, yüceliğin ancak Allah’a ait olduğunu anlayıp kendini beğenmeyi ve halkı küçük görmeyi terk etmektir.

Tevazu, her kulda yüce Hak’tan bir hak ve değer olduğunu bilip Allah için onlara edeple davranmaktır.

Tevazu, “herkes yahşi ben yaman” diyerek kendi noksanlarına bakmak ve kusurlarına çare aramaktır.

Kusuru kendisinde arayan kimse, hem kusurunu kolay bulur hem de karşısındakine karşı edepli olur.
 
Niyeti doğruyu bulmak olana yüce Allah yardım eder, sabır verir, anlayışını açar, kalbini genişletir, nefsinin sertliğini giderir, şeytanın hilesini gösterir, Hakk’ı sevdirir, haklıyı buldurur.

Böylece hayat güzel olur.

Bencil ve kibirli bir aile, ne yaparsa yapsın huzuru bulamaz.

Yüce Yaratıcı’sının hükmü karşısında saygı ile eğilmeyen baş kibirlidir.
 
Kibirli kimse katı olur. Kibirli kimse ince bir aşk ile sevmeyi bilmez, incelip e bir gönüle giremez.
 
 
Böyle biri düşmanıyla değil, dostuyla bile geçinemez.
 
Ta ki tevbe edip, gerçek tevazuyu elde edene kadar.

S. Muhammed Saki EROL
January 02

YA RAB!..






Ya Rab!..

Kapına geldim, ölümle geldim…
Eli boş, kalbi kara, yüzü kara geldim.

* * *

Dünya avuttu beni, oyaladı, eğlendirdi.
Türlü ziynetiyle kendine çekti.
Ben de daldım ona, unuttum seni, unuttum kendimi, unuttum öleceğimi…

Ama bak şimdi ölüm geldi, buldu beni…

* * *

Kimse etmedi bana, kendimin ettiğini…
Ben kimseyi değil, ancak kendimi kandırdım.
Şeytana uydum, nefsime kandım. “Ebedî yaşayacaksın!..” diye kendimi inandırdım.
Yarına dâir ne planlar yaptım, ne hülyalara daldım.

Ancak bir akşam, güneş kızıl eteklerini daha toplamamıştı ki, çalındı kapım…

* * *

Oysa daha yapacak ne çok işim vardı, tadacak ne kadar lezzet, gezecek ne çok yer, toplayacak ne kadar güzellik vardı.

Elimde neler vardı, neler…
Ama hiçbiri yetmezdi.
Gözüm hep başkalarınınkine kayar dururdu.

Lâkin gözüm şimdi kendi yaptıklarına sâbitlendi.

* * *

Meğer ne kadar az iyilik yapmışım, ne kadar da az başkalarını düşünmüşüm.
Hayatımı ne kadar da gafletle geçirmişim.
Gençliğimi, zindeliğimi, gücümü, kuvvetimi, aklımı, zekâmı ne kadar da boş yere heder etmişim.

Artık nâfile… Geçen geçiyor, giden dönmüyor.

* * *

Pişman olasım geliyor, ama artık o da nâfile…
Ölüm geldi, hayat bitti.
Son perde indi ve gerçek hayat başladı.
Benim yazdığım, kurgusunu yaptığım, sahneye koyduğum ve şimdi izleyeceğim hayat!..

“Keşke”si olmayan, gizlisi olmayan, dönüşü olmayan, müsveddesi olmayan hayat!..

* * *

Kapına geldim, ölümle geldim…
Öldüm de geldim.
Eli boş, kalbi kara, yüzü kara geldim.

Afvına geldim, lütfuna geldim, sana geldim;

Yâ Rab!...

 
 

EY İNSAN




Ey insan…
Sana sesleniyorum sana…

Her sabah her şeye bir önceki birikimlerinle bıraktığın yerden yeniden başlayan, yeniden derlenip toparlanan, bütün bir gece boyunca, bedeni ve bilinciyle aklı ve ruhu ile mutlaka çözümlenmesi gereken sorunları uyku altında tartışan insan!
Sana sesleniyorum…

Aklın veya duyguların, bilincin, şuurun ile bazen nesnel gerçeği, belki kainatı belki nefsini, belki YARATICIYI tanıyacak olursun; fakat hakikatin peşinden İbrahimvari bir şekilde gitmediğinden, inandığın değerlere sahip çıkmadığından bir serap misali kaybolur bütün güzellikler…

Nedir seni bu kadar rahatsız eden ey insan!...

Amaçlarını iyi saptamamış, ideallerini yüksek tutmamış, hayatın zorunlu yasaları ışığında gelişen hakikatlere uzak kaldığından mıdır? Bugüne kadar belki birçok kitap okudun. Her okuduğun seni alıp kendi mantığı içinde sana bir fikir verdi. Ama aradığın temel sorunun cevabını bir türlü bulamadın. Ne arıyordun ey insan, insanlık ne arıyordu. İnsanlığın kaybettiği yitik malı neydi? Bir yanda dünyaya gözünü açtığı andan itibaren algıladığı, öğrendiği, edindiği kişisel, toplumsal alışkanlıklar, bir yandan tepeden tırnağa değişmemizi emreden, boyası ile boyanmamızı isteyen YÜCE ZAT…

Ey insan,
Kendini değiştireceksin, değiştirmek zorundasın. Bütün hayatın ilahi nizamın mihenkine vurup yaşayacaksın. Hayatı hayat verenin yolunda harcamalısın. Yüce Yaratıcının kanunlarına aykırı, alışılmış ölçüleri ve o ölçüler içinde onların yetmezliğinden doğan yeni ölçüleri kabul etmemelisin. Yapında yer almış bütün putları kıracaksın.

Ey insan!
Kendini bu dünyada ebedi yaşayacak zannettiğinden midir yanılgıların? Bilmez misin kişinin kalbini dünya sevgisi kapladı mı artık onun ilacı yoktur. Arı misalini bilir misin? Arı bala konuyor, lezzetlendikçe batıyor, lezzetlendikçe batıyor, neticede nimete bata bata kendini kurtaramıyor ve boğuluyor. Aynen öyle de insan da zevklerine dalması, aşırı servet ve şehvet peşinde koşması ve lükse hayranlığı bataklığa götürüyor.

Ey insan!

Kendi gerçekliğini, toplumsal gerçekler ile birleştirmelisin. Çünkü sen sosyal bir varlıksın. İçinde bulunduğun toplum ile o toplumu ayakta tutan dinamiklerin (din, dil, örf…) kıymetini bilmelisin. Toplumun sıkıntıları, kalbini yaralaması lazım. İnsanlığın sürüklendiği ya da sürüklenmek istendiği kaosa çözümlerin olabilmeli… İnsanlık er geç insanca yaşama ateşini kalbinde hissedecektir. O zaman insanlığın özlediği, belki bir ömür yaşamayı arzu ettiği günlerin gelmesine bir nebze de olsa senin payının olması seni mutlu edecektir.

Ey insan!
Umutla yaşamayı bileceksin. Mutlu yarınlara ulaşmak; geleceğe umutla bakmakladır. Yaşanılan bütün sıkıntıların, başa gelen her hadisenin; kainatı bütün güzellikleriyle Yaratan, bir yaprak tanesi dahi O’nun (cc) izni olmadan yere düşmeyen, beni benden daha iyi bilen RABBİMİN izni ile olur.’ İnancında olmalısın.

Ey in san!

Zamanını boşa geçirmemelisin. Şunu bil ki; insanlığın değerini bilmediği nimetlerden birisidir zaman. Şu kısacık dünya hayatında lüzumlu vazifeler pek çoktur. Bütün zamanını kainatın tılsımını keşfetmek için veya “Bu kainatın Sultanı bizden ne istiyor?” Sorusuna cevap aramakla geçsin. Zamanını kabir ve uhrevi alemde yoldaşlık yapacak ilim tahsiline, ALLAH’ın(cc) anıldığı dost meclislerine ver.

Bediüzzaman hazretlerinin dediği gibi; “Ey insan şu kainattan maksad-ı ala, tezahürü rububiyete karşı ubudiyeti külliyeyi insaniyedir.” Yani insanın Yaratılış amacı kulluktur.

M. Şirin Turgut

December 12

KENDİNİ O'NA AFFETTİR




 

KENDİNİ O'NA AFFETTİR

Geçen hafta, günahların içimizde meydana getirdiği derin

yaralardan bahsetmiştik. Bu yaralardan ancak Eyyûb aleyhisselam gibi ayağımızı yere vurarak kurtulabileceğimizi söylemiştik.

Yaraların farkına varıp onları iyileştirme arzusuyla ayağını yere vurma iradesi tevbedir. O yere vurmadan sonra fışkıran âb-ı hayat ise Rahmeti Sonsuz'un rahmeti ve mağfiretidir.

Tevbe, günahların meydana getirdiği yaraların iyileştirilmesi gayretidir. O sadece kanı durdurmaya yönelik bir ilkyardım müdahalesi değildir. İnsanın içini onarması ve kendini yenilemesidir. Yaradan tamamen kurtulmaya ve hiç izi kalmayacak şekilde kökünü kurutmaya yönelik sürekli bir tedavidir. Bu yüzden tevbe, günahın hemen ardından gelmelidir.

Günahın açtığı yara, büyüklüğüyle doğru orantılıdır. Bazı günahlar, kolumuza bir bardak kaynar su dökülmesi gibidir. Bazıları ayağımızın kırılması, bir kısmı başımızın yarılması misalidir. Elimizi bıçakla kesmiş kadar küçük olan da vardır, kalp sektesine yol açacak derecede büyük olan da... Önemli olan yaranın küçüklüğüne bakmadan hemen müdahale etmektir. Bediüzzaman Hazretleri'nin ifadesiyle: "Her günahta küfre giden bir yol vardır. O günah istiğfar ile çabuk imha edilmezse küçük bir yılan gibi kalbi ısırır."

Kendi bünyemizden yola çıkarak konuyu daha iyi anlayabiliriz. Küçük bir bıçakla parmağını kesip kanatan biri, o kanamaya hiç müdahale etmeden kendi haline bıraksa... Ardından aynı insanın koluna bir çaydanlık dolusu kaynar su dökülse ve ciddi bir yanık oluşsa... Biraz sonra yolda yürürken düşüp ayağı kırılsa... Ve o bunların hiçbirini iyileştirmeden beklese... O insanın sağlıklı bir şekilde hayatını sürdürmesi, hatta hayatta kalması mümkün olur mu? Tevbe edilmeyen günahlar, tedavi edilmeyen yaralar gibidir. İyileştirilmeyen bu yaraların her biri kalıcı izler bırakır ve bir süre sonra manevi bünyemiz hiçbir şey hissedemez hale gelir. "Israrla işlenen hiçbir günah küçük değildir. Tevbe edilen hiçbir günahın büyük olmadığı gibi..." beyanı bu hakikati ifade etmektedir.

Günah, nefsin insanı aldatması ise tevbe, iradenin şımarık nefse attığı tokattır. Nefis sürekli kötülüğü emreder ve insanın içindeki şer meyillerini harekete geçirir. Günahı cazip gösterir. Oltanın ucundaki yemle hazırladığı tuzaklara çekmeye çalışır. Elemleri lezzet ambalajına paketleyerek sunar. Akıllı insan bu tuzaklara düşmeden iradesiyle nefsinin sesini keser. Bunu yaparken de elindeki en büyük imkân, iradesidir. İradesini kullanarak şer meyillerinin esiri olmaktan kurtulur. Bu şer meyelânının önüne geçebilmenin, onların kökünü kurutmanın yolu istiğfardır.

Tevbe, şeytanın hâkimiyet arzusuna bir başkaldırıdır. Bu başkaldırı geçici ve yüzeysel değil, sürekli ve derinliklidir. Çünkü günahlar süreklidir. Üzerimize sağanak sağanak yağmaktadır. Günahsız yaşamak, yağmur altında ıslanmamak kadar imkânsızdır. Günah imtihanını veren Allah, tevbe imkânını da ihsan ederek bir kere daha rahmetini göstermiştir. Ancak sürekli günahlara karşı sadece perşembe akşamlarına sıkıştırılmış merasimlerle mücadele edilebilmesi mümkün değildir.

Günah kulun Rabb'ine karşı işlediği ayıbın adıdır. Tevbe de bu ayıptan utanmak, başını öne eğmek, yüzünü kızartmaktır. Sigara içerken babasına yakalanan çocuğun mahcubiyeti gibi, Yüce Yaratıcı'ya yanlış yapmanın mahcubiyetini yüreğinde hissetmektir. Günahtan duyulan ızdırap, Rahmeti Sonsuz'a saygının bir tezahürü olmalıdır. İnsanın içinde "Bu günahı işlemekle ben çok ayıp ettim" duygusu hâkim olmalıdır.

Tevbede ilk hedef ne cehennemden kurtulmak ne de cenneti elde etmek olmalıdır. Yapılan yanlışın yürekte oluşturduğu burkuntuyu gözyaşlarıyla iniltiler halinde ifade etmektir. Veysel Karanî gibi "Sen benim Rabb'imsin, ben Senin kulun... Sen benim Sahibimsin, ben Senin kölen... Sen Ganî'sin, ben fakir... Sen Bâkî'sin, ben fanî... Sen Şâfî'sin, ben hasta... Sen Ğafûr'sun, ben günahkâr... Öyleyse affet günahlarımı... Setret hatalarımı..." diyebilmektir.

Kendini O'na affettirmektir...
 SÜLEYMAN SARGIN

November 09

İster evli, ister bekar olun MUTLAKA okuyun ;)

 
İster evli, ister bekar olun MUTLAKA okuyun ;)

Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu.

"Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, birde sinirlenmişti.

Alaycı bir ses tonuyla:

-Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu

-Hayır çikolata parası lazım!

Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. "Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor" diye düşündü

- Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?

- Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız.

Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.

 -Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?

 -Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.

-Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?

- Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.

 -Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.

  -O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever

Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı.

Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu. Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı.

"Acabasöyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü

-Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?

Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.

- Ben dilenci değilim. Işim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım.Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.

Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.

-Oturun biraz dertleşelim bari, dedi. Adam çekingen çekingen oturdu yanına.

 -Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?

 -Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.
-Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?

-Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.

-Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.

-Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.

 -Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin

-Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.

 - Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz.Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun.Para mı acaba bizi mutsuz eden?

-Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim.Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.

 -Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor.Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?

 -Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.

-Sizin mutluluğunuzun sırrı bu mu ?

 -Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.

 -Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?

-Küçük kızı severek.

 -Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?

 -Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.

-Nasıl yani ?

 -Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar.Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. Iltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?

 -Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar.Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye sorar durur.

-Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi olmuşsun"demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.

-Işte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona "bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.

-Hiç kavga etmezmisiniz siz?

-Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.

-Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.

-Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma.Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar.Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar.Çok narindir onlar.Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.

 -Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum

-Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin.

-Haklısın da bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.

-Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi.Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik.Bazen aç kaldığımız günler oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim onu.

Adam ayağa kalktı.

-Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.

 Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.
-Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.
-Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.
Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu.

Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküpyıkadı., sonra eşinin önüne koydu.

 -Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.Inci hiç konuşmadı.
-Sorsana "niye" diye..

-Inci kızgın kızgın:

-Niye? Diye sordu.

 -Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet ciddi bir ses tonuyla. Inci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı.

 -Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
 -Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu her zaman beklediğim istediğim bir şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım"

-Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın.

-Özür dilerim seni kırdığım için.
Sonra Bülent yere diz çöktü.

 -Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.

Inci kıkır kıkır gülmeye başladı

-Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin, dedi.

Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü.Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR '' "

October 26

Ey Rabbi Rahimim!


Gece çökmüş tüm yollarıma.
karanlıklar yumruk vurur duygularıma,
Ey Rabbi Rahimim,yol göster bana,
Yürek yaralı,yürek aciz,yürek virane...

Bu gönül ancak Senin dergahında biçare..

Ey Rabbi Rahimim !
İmdat eyle inleyen benliğime..

Gaflet el uzatır oldu bana..
Yusuf misali imanım kör kuyularda...
Ben kendime zulmeden,

Senden başka yok ki gidem...

Ey Rabbi Rahimim yolları aç ,Sana gelem,
Kapı bilmiyorum ,Senin kapından başka...

Ey Rabbi Rahimim ! 
 lütfeyle bir gülümse bu mecnun olana,

Ey Rabbi Rahimim !

Yardım eyle ,kendime gelem,
Yardım eyle ,benliği Sana teslim eyleyem...

Ey günahlari icin ve kendisine olan ask ve muhabbetten dolayi aglayanlarin 
sevgilisi...
 
Ey kendisini cagiranlara cevap veren...
 
Ey israrla istekte bulunanlarin israri kendisini usandirmayan..
 
Ey övünülecek birseyi olmayanlarin övüncü..
 
Ey kendisini taniyanlarin sevinc kaynagi..
 
Ey kendisini arzulayanlarin dostu..
 
Ey tevbekarlarin sevgilisi..
 
Ey sahralarin ve cöllerin Rabbi..
 
Ey zihinlerin yüceligini idrak edemedigi..
 
Ya ilahel alemin..
 
En büyük rizan ile kendisinden razi oldugun Habib-i Ekremin hürmetine..
 
Bizi onun sefatine ehil olanlardan eyle..
 
Bizi onun zümresi ile hasreyle..
 
Kiyamet günü dogruca liva-i hamd sancagi altinda toplanip,
 
Havz-i kevserden icerek arsin gölgesinde nebiler, resüller,
 
Siddiklar,sehidler ,salihler , alimlerle arkadas olup sohbet etmeyi nasip 
eyle..
 
Amin

Gülay öztürk
Audici

YOL UZUN...

Yol Resimleri

            YOL UZUN
Ya Rab bu hasrete can dayanmıyor;
Zaman kısa ben yorgunum yol uzun...
Her adımda bir engel var salmıyor..
Zaman kısa ben yorgunum yol uzun...

Mümkün mü bu yolda maksuda ermek?
Mümkün mü sılada dost yüzü görmek?
Âşıka ar gelir geriye dönmek;
Zaman kısa ben yorgunum yol uzun...

Çekilmez bir şelek vurdun arkama;
Şaşırdım yollarda kaldım akşama..
Umudum her zaman bakidir amma
Zaman kısa ben yorgunum yol uzun...

Sevip sevilmemek varsa kaderde
Hangi doktor ilaç verir bu derde?
Hastayım susuzum gurbet illerde;
Zaman kısa ben yorgunum yol uzun...

Ey hanlar hanını halkeden Hancı!
Bir yudum aşkınla doğdu bu sancı.
Ey fakir ekmeği Mü'min inancı!
Zaman kısa ben yorgunum yol uzun...

Abdurrahim Karakoç
 


......h@y@t bir uykudur,
ölünc€ uyanır insan;
s€n €rken davran,
ölm€d€n önc€ uyan .....

KIRILAN KALP

Resimler

Kırılan Kalp

Bir dal kırılırsa tekrar tutabilir Bir cam kırılsa belki tekrar yapıştırmak kabildir Bir kuşun kanadı kırılınca uçamaz zannedilir; iyileşince uçması mümkün

Ya kalbin kırılışı, inkisara uğrayışı, bin parça oluşu, yok mu, ne onulmaz şeydir o? Sonsuz hayatı kaybettirir insana Maddi şeyler kırılınca yapıştırılır, birbiri ne tutturulur da yine bir şeye benzer Fakat manada öyle mi? Bir kere kırılan kalbin parçalarını hangi maharetli el birleştirebilir? Mevlanın nazar-gahı olan gönüldeki inkisar, yüzde teessürünü gösterince o gönlü almak ne kadar müşküldür artık

Bazen bir söz, karşıdaki insanın dünyasını yıkar, harab eder Bazen bir bakış öldürür insanı Bazen de bir yüz ifadesiyle kaynar su dökülmüş gibi olur kişi başından aşağı

“İlim ü amel ne fayda
Bir gönül yıktın ise”

dediği gibi şairin, büyük bir cürümdür gönül yıkış

Hele hele hassas insanların kırılışı bambaşkadır Böyle kişilere karşı oldukça dikkatli hareket etmek gerekir En küçük kırıcı bir söz ve hareketten kaçınmalıdır insan Zira gönül yarasının merhemi yoktur Kırılan harab olan bir gönülden yükselen feryat da kabule karindir Hakkın katında Zira “Mazlumun ahı gökyüzüne kıvılcım şeklinde yükselir” buyuruyor Nebiler Nebisi

İnsan ne kadar sert mizaçlı olursa olsun, eğer dikkat ederse gönül yıkmadan, kalb kırmadan, bir ömür sürebilir Hiçbir zaman “Tabiatını, huyum” diyerek atamaz bu vebali üzerinden Zira yapılan hareketlerde Mevla’ya karşı sorumluluğunu unutmamalı insan Ve hesap vereceğini

İşte sert ve haşin mizaçlı, celadetli bir zat olan Ömer bin Hattab’ın sözü: “Ey Kabe! Seni bin kere yıksam tekrar yapabilirim Fakat kırılan bir kalbi asla!”


June 18

((Ama biz tenhalaşmıyoruz ki ))

(
(Ama biz tenhalaşmıyoruz ki ' dedi genç kız gözlerini yere indirirken....


Biz sadece sohbet ediyoruz..... Konuşuyoruz güncel mevzulardan, yazıdan ve kelimeden, gidişattan... zaman zaman havadan ve sudan… bazen derinlemesine, bazen öylesine… ama saatlerce....

Tenhalaşmıyoruz dedi genç kız ısrarla...


Oysa neydi tenhalaşmak; kötü karakteri şeytan olan üç kişilik bir film seti… Ya da iki kişinin şeytana yol haritası çizdiği bir yarışın en önde seyreden otomobili…


Bir yalnızın iki olabilmek adına nefsinde verdiği "kalbim temiz" brifingleri. .. kimine göre bir kapıyı kapatmak kadar basit bir eylem... kimine göre tüm kapalı kapıların üstüne kilitlendiği yarı karanlık bir sofa...

Bazen bir kadın ve bir erkeğin diğer tüm beşerin soluk alıp vermesi kadar çok bahaneyi “doğru
düşünce ve prensip” duvarlarına vurması, çarpması, kırması ama yok edememesi…

Bazen de “biz iki olgun insanız, biliriz kendimizi” diyerek çiftlerin dağların zirvesinde, ya da ormanın gölgesinde, yahut ırmağın akışında, tenha adına en tenha neresi varsa orada bile tenhalaşamaması…yani yok edememesi o kesin hadis-i şerifi… sorumluluğunu buharlaştıramaması… o sorumluluk ki kadın ve erkeği saçından yada eteğinden kavrayıp kalabalıkların içine çekmeye muktedirdir…

Ama biz tenhalaşmıyoruz dedi kız üstüne basa basa…


Oysa ona göre sadece bir odada yalnız bırakılmışlık haliydi tenhalaşmak… bir bay-bir bayan; masa, koltuk ve sehpa, duvar, halı ve pencere…vs… oysa yaşanan neydi; bir bay-bir bayan; ekran, kablo ve teller, kodlar, 01 ler, adresler…vs…

Bu açıdan bakmayı sevmedi genç kız “seslerimizi duymuyoruz mesela” dedi … oysa ses, havanın ses tellerini titretmesi ve dilin beyinden aldığı emirle o çıkan tınılara hükmetmesi demekti; ya dilim elime inip, parmaklarıma yürürse... mesela tuşların her biri ses teli hükmüne geçip, parmaklar dil gibi ona hükmediyorsa… öyle ya dile hükmeden akıl, parmağı başıboş bırakmaz değil mi?


Ama bakışlar yok dedi kız... g
özler, anlamın ruhtan süzülerek ışıldadığı tek yerdir dedi... "kaş ve göz yok!"dedi … oysa bakış; bir anlık iletinin yanıp sönen sarı lambasından sadece birkaç “an” daha fazla yaklaştırır günaha… camların önünde sevdiğinin bir bakışını yakalamak isteyen insanın duyduğu iştiyakın belki yüzde kaçını, muhabbet ve ünsiyet kurduğu bir kişinin “oturum açıldı” panosunu görünce de hissedebilir insan dediğin… söz bakıştan daha tehlikelidir bazen... aşık olduğu kişinin gözlerine yanıp yakılan bir insan iş muhabbete gelince dumura uğrar bazen.. yine ve daha fazla sözleri kalbi güneş gibi saran bir insanın gözlerini görmez olur aşık…yani söz o bedenin gözü, saçı, eli, ayağı oluveririr…


Ama harama giden bir ayak, harama uzanan bir el yok ki dedi kız; oysa bazen tüm küçük adımları koca bir adıma sığdırıp tek adımda bulaşırız günaha… ve elin tek bir hareketi ve bazen masum bir “tık” sesi ; bazen o kadar da masum ve yalın olmayabilir… illa günah sıcak ve akıcı mıdır…seni alıkoyan her günah ister millerce uzağında olsun, ister ışık hızı yakınında olsun senin ceza sebebindir…


Bir başka mütedeyyin bey ben eşimi aldatmam ki dedi özelindeki 12. bayanla konuşurken… biz nitelikli sohbet ediyoruz... sözüm ona beyin fırtınaları estirmektedirler… içeride yan odada çocuklarına laf anlatmaya çalışan hanımsa kendisine ne zaman sıra gelecek diye bekler durur… beklesin bey irşad etmektedir, cihad yazıları yazmaktadır…


Normal yaşantısında tek bir beyle bile kişisel muhabbete girmeyen dindar bayanların adres defterinde onlarca bey ve bilgisayar başında geçen onlarca saat… “kendin”leştirirsin yazıyı ve imgeleri.. komiksindir… cazipsindir… denksindir.. ama çoğu kez Allah’a yalan söylersin… ben sadece din adına yazıyorum, öğrenip-öğretiyorum dersin… "kardeş" dersin ama bunun şimdilik olduğunu bilirsin…


Velhasıl; insan gittiği her yeri kendileştirir… sanalı da, hayali de… içindeki isyankar yanına bir rumuz takar, isyan eder sinirlendiği konu başlıklarına… içindeki saldırgan yanına bir isim takar sevmediği şahıslara saldırır… kalbine hapsettiği aşık yanına bir isim takar ve site site maşukunu arar… bazen gününde değildir mütevazı takılır… ama asla ve asla kendi ismini kullanmaz.. kendi ismi mütevazi olamayacak kadar dik, saldırgan olamayacak kadar asildir…


Aman canım sanal ortamdayız dedi kız son koz olarak… unutmayalım ki; tüm yaratılmışların ve tüm buudların, bildiğimiz-bilmediğimiz tüm alemlerin ve dahi sanal alemin ilahı yine Allah (CC) tır. Ve şeytan kendini ***ürdüğün her yerde ya eline ya parmağına musallat olmaya devam edecektir…




June 17

ÖLÜM SON DEĞİL NELER BEKLİYOR BİZİ...?

 
İnsan acizdir. Bir felaket mallarını alır götürür, bir hastalık onu yatağa salar, bir iftira hayatını berbat eder... Dertler çok... Milyonlarca bela dolaşıyor... Amma hepsi Allah'ın emrinde... Onlar bir bakıma melektir. Allah o dertlere diyor ki: "Şu kuluma git. Cenneti istiyor bu kulum benden. Sen, git ki, o adamın günahları azalsın, sevapları artsın."
Dert gidip, saplanıyor o adama! Adam başlıyor oflamaya... Derdi vereni bilmiyor adam.

Derdi vereni bildinse sefa ender sefadır bil... Bediüzzaman buyurmuş ki:

"Nefis daima ıztıraplar, kalâklar (can sıkıntısı, gönül darlığı) içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor. Hükm-ü kadere razı olmuyor Hâlbuki şemsin tulû ve gurubu (güneşin doğuşu ve batışı) muayyen ve mukadder olduğu gibi, insanın da bu dünyada tulû ve gurubu ve sair mukadderat, kalem-i kaderle cephesinde yazılıdır. İsterse başını taşa vursun ki, o yazıları silsin, fakat başı kırılır, yazılara bir şey olmaz ha!.." (Risale-i nur, Mesnevi-i Nuriye)

Her halin Allah'tan geldiğini bilen insanı, hangi mesele isyana götürür? Allah'ın her verdiğine razı olan, huzursuz olur mu? "Benim için Allah, bu hali uygun bulmuş, elhamdülillah!" diyen insan, rahat eder kurtulur. Merkez Efendi buyurmuş ki: "Her şey merkez-i mahsusundadır!" Yani her şey kendi hususi, olması gereken yerindedir. Öyleyse başımıza gelen her şey, Sevk-i İlahi'nin tayin etmesiyledir. Bu tayin, bizim için en güzel olanıdır. Başımıza gelene razı olmak kadar insanı rahat ettiren bir şey yoktur.

Ümitsiz olursak ne olur? Ümitsiz olursak biteriz. Aşırı bir kedere düşeriz. Her insanın "yorum" hakkı vardır. Yorumlarımızı karamsar da yapabiliriz, iyimser de... Bu, insanın elindedir. O halde niye ümitsiz olalım? Nefsi, insana bazen öyle şeyler söyler ki, insanın düşmanı söyleyemez. Akıl büyük bir nimettir. Fakat akıl, pişmanlıkları, evhamları bize taşırsa o zaman akıl başa bela olur!

Bazen bana kötü düşünceler geliyor. Bir bakıyorum dakikalar, saatler geçmiş. "Ya Rabbi; bu düşünceler bana ait değil. Kurtar beni onlardan!" diye dua ediyorum. "Lâ ilahe illallah, Lâ ilahe illallah" demeye başlıyorum ve kurtuluyorum o halden.

Organizmanın ruha, ruhun organizmaya tesiri vardır. Karamsar ruh, organizmayı hasta eder. Adam beş karış suratla geziyor. Bundan büyük hastalık mı var?

İnsanı çıkmaz sokağa düşüren, kendi düşünceleridir. Ben bazen diyorum ki kendi kendime: "Yok. Ben bu hastalıktan kurtulamam..." İşte kendi kendimi çıkmaz sokağa soktum. Sonra diyorum ki; "Niye iyileşmeyeyim? Şifa Allah'tan." Şimdi çıkmaz sokaktan çıktım. Beni şehir dışından, yurtdışından konferans vermem için çağırıyorlar. Onlara diyorum ki: "İyileşince geleceğim." Ümidim var, iyileşeceğim. Geçmişte ne hastaları iyi etmiş Allah... Adam diyor ki: "Ağabey iyileşeceksin, iyileşeceksin..."

Diyorum ki: Söyle yahu; dua niyetiyle söyle!"

Sıkıntılara, felaketlere, hastalıklara sabır içinde şükreden de şükretmeyen de aynı sonuca ulaşacak, fakat biri sabretmenin rahatlığını ve sevabını kazanacak; diğeri hem günaha girecek hem de çile çekecek.

En iyisi ümitli olmak... Ümit, her derdin şifasıdır.
 

 HEKİMOĞLU İSMAİL

June 13

KALBİN VAZİVESİ NEDİR?

Image and video hosting by TinyPic 

 

 KALBİN VAZİFESİ NEDİR?
  
   İnsan vücudunda her uzvun bir vazifesi vardır. Bir uzvun vazifesini yapamaması, onun hasta olduğu manasına gelir. Gözümüzün vazifesi görmektir. Görmüyorsa göz hastadır. Kulağın vazifesi duymaktır. Duymuyorsa hastadır. Elin vazifesi tutmaktır, tutmuyorsa hastadır.
   Bunun gibi kalbin de hastalığı vardır. Kalbin hastalığı, hangi vazife için yaratılmışsa onu yapmamakla meydana gelir.
   Kalbin vazifesi nedir? Kalp ilâhi hitaba mazhardır. İlâhi ikram onun üstüne bina edilir. Şu halde kalbin vazifesi nuranî kapıyı açan ilme ulaşmaktır. Bu ilim nefsi de terbiye eden hikmettir. Hikmet kalpte teşekkül eder.
   Hikmet nedir diye sorulacak olursa: Din-i İslâm'ın her bir emrini idrak ile akl-ı selim sahibinin kalbinde teşekkül eden rabbanî hassasiyete hikmet denir. Hayrı şerri onunla seçer. Hikmet, nuranî-ilâhi bir ikramdır ki, hakikate onunla şahit olunur.
   Allah'ı bilmek ve O'na muhabbet duymak kalbin vazifesidir. Evet; iman bir nurdur, insanı İslâm eder, insanı cihana sultan eder, ama bu iman tevhide geçmezse, bu iman marifet-i ilâhiyeye dönmezse, bu marifetten Allah'ın muhabbeti teşekkül etmezse bu iman tam değildir, kısırdır.
   Şu halde emaneti yüklenen insanın kalbindeki marifet ve muhabbet kalbin vazifesidir; kalbi bu sınıfa geçirmek lazımdır. Yalnız mücerret iman ile, anasından-babasından, üstadından gördüğü taklit amel ile yetinenler, marifet-i ilâhiyeye sahip olamazlar. Emanet-i ilâhiye ile mükellefiyete liyakat sahibi olamazlar. Allah'ın “dağlar taşımadı” dediği azamete layık olamazlar.
   Olmazsa ne olur? Tur-ı Sina'nın Allah'ın tecellisiyle parçalandığı halde, cansız olan dağ dahi azametten parça parça olurken, insanı temsil eden Musa a.s.'ın Allah'ın tecellisi ile yere düşüp bayılması gibi insan haşyet içerisine girmezse, Allah'ın azametinden kalbi titremezse, muhabbet-i ilâhiyenin nuru ile kendini yakamazsa o insan perdelidir.
   Şu halde kalbin vazifesi, ilim, hikmet, marifet, muhabbet ve itaattır. Allah'ın zikrinden zevk almak lazım gelir.
   Allah'ın zikrinden zevk almayan bir kulun itaati eksiktir. Zira zikir, mücerret bir tesbih değil, sevilen Allah'ın gönülden yâdı ve kalpte inkışafıdır. Azamet önünde hazır bulunmanın, Rabbi'ni yâd etmenin şeklidir.
 

Mehmet ILDIRAR


Image Hosted by ImageShack.us

 EY BİR ÖZGE MUHABBETİN ALİMİ, KİMSELERE ANLATAMAM HALİMİ .

SEN BİLİRSİN İÇİMDEKİ ZALİMİ, CAN ÖĞÜTÜR DEGİRMENİ EFENDİM

TUT ELİMDEN KALDIR BENİ EFENDİM.

        Photobucket

Eğer içki gibi,diğer günahlar da size sarhoşluk verseydi, aranızda ayakta duran insan kalmazdı...

 

 
Eğer içki gibi, diğer günahlar da size sarhoşluk verseydi, aranızda ayakta duran insan kalmazdı…”

Ben bu sözü yıllar önce okuyunca çok ilgimi çekmişti, fakat esrarı bana yeni yeni açılmaya başladı. Bana açılan şifrelerin bir kısmını arz edeceğim.
Belki sizler de size açılanları, YORUM olarak aşağıya eklersiniz ve bu anlamlı sözdeki esrarın, daha fazla çözülmesine katkıda bulunursunuz…

•Evet, öyle çok çeşitli günahlara müptelayız ki, âşinâ olduğumuz bu günahların farkına bile varamaz olduk. Veya birlikte yaşamaya alıştığımız bu günahların ayyaşı olduğumuz halde, sıradan hareketler ve meşru işler zannetmeye başladık. Şer’î hükümleri referans almamız gerekirken, kendi bozuk yaşantımızı referans almaya başladık. Bizim yaşantımıza uymayanları da kınar ve dışlar olduk.

Ahlâklı ve halîm-selîm yaşayanlara; “..yahu sen de ot gibi yaşıyorsun, ne sigaran var, ne içki içersin, ne rüşvet alırsın, ne karıya kıza bakarsın, seninki de hayat mı? Sürekli kitap okuyorsun, okuyup ta âlim mi olacaksın?” diyenleri çok gördüm…

Oysa her birimiz her an sınav içindeyiz. Her hareketimizden imtihan ediliyoruz. Ömrümüz kısa, vazifelerimiz pek çok. Sekerât, kabir, berzah, mahşer, sırat, mahkeme-i Kübra ve ebedi âlem gibi uzun ve meşakkatli yolculuklarımız için hazırlıklar yapmak zorundayız. İnanmamak, bunların hiçbirisine engel değil, inanmamak sadece ebedî saadetlere ve ebedî Cennet hayatına engeldir…

Bu dünya iki kapılı bir han gibi, her gün dolup boşalıyor. Her gün en az 300.000 kişi Yüce Rabbimizin “..İrci’ıî” yani “..haydi dön artık” emriyle, Hz. Azail a.s. ile muhatap oluyor. Yukarıda arz ettiğimiz o uzun sefere (istese de, istemese de) çıkarılıyor. Binler pişmanlıklarla ve aâh-keşkelerle o yolculuk başlıyor… “Eğer ALLAH, zulümleri yüzünden insanları cezalandıracak olsaydı dünyada tek canlı bile bırakmazdı. Fakat onları takdir ettiği bir vâdeye kadar bekletir. Vâdeleri gelince ne bir an öne alabilir, ne bir an geriye bırakabilirler.” (16.Sure/61.Ayet & 21./35.)

•İşte bu gerçekler karşısında gafil olmamak için, kendi bozuk yaşantımızı referans almak yerine, dünyanın ve âhiret’in yegâne sahibi ve âmiri olan yüce ALLAHın emir ve yasaklarını referans almak zorundayız… Bu nedenlerle de, O’nun c.c. emir ve yasaklarını çok iyi öğrenmemiz, bilmemiz şarttır.

Şimdi, mutlaka sakınmamız gereken ‘büyük günahlardan’ bazılarını hatırlayalım:
Yalan söylemek. Gıybet etmek. İsraf etmek. İftira atmak. Rüşvet almak veya vermek. İçki içmek. Zina etmek, hattâ gözlerini haramdan sakındırmamak. Tesettüre riayet etmemek. Faiz almak veya vermek. Domuz eti veya leş yemek. Ana-babaya itaat etmemek. ALLAH’tan korkmamak. Cahillikte ısrar etmek. Büyü yapmak veya yaptırmak. Haset etmek ve kibirli olmak. Dedi-kodu yapmak vs…

Bu emir ve yasakların her biri üzerinde, ayrı ayrı araştırmalar yapmak ve mutlaka titizlikle uygulamak zorundayız.
Bu girizgâhtan sonra ben dikkatlerimizi çok ilginç bir konuya çekmek istiyorum.
Baştaki cümleyi tekrar hatırlayalım:
•“Eğer içki gibi, diğer günahlar da size sarhoşluk verseydi, aranızda ayakta duran insan kalmazdı…”

Yüce Rabbimiz hem merhameti gereği, hem de ‘imtihan’ yani ‘sınav kuralları’ gereği, diğer günahlar için böyle bir netice yaratmamış. İbret almamız için sadece bir içki yasağı üzerinde göstererek, dikkatlerimizi çekmiş. (ALLAH-ü e’lem.)
Acaba her bir günah için, o günahı işlediğimize dair alametler yaratmış olsaydı, halimiz nice olurdu? Çevremizdeki manzara nasıl olurdu? Biraz düşünelim mi?...

•Meselâ; yalan söylediğimiz zamanlarda da sarhoş olsaydık veya pinokyo gibi burnumuz uzasaydı, çevremizde normal burunlu insan kaç kişi kalırdı acaba?
•Haram yediğimiz zaman, tövbe edinceye kadar karnımız dokuz aylık hamile kadınlar gibi şişseydi, dışarıda nasıl dolaşabilirdik?
•Gıybet ettiğimiz zaman, dilimiz kabararak ağzımızdan bir karış çıksa ve sürekli kanasaydı, el âlem içinde nasıl dolaşabilirdik?
•Rüşvet veya faiz günahlarından sonra, en çok değer verdiğimiz mal ve mülkümüz üzerinde, mutlaka yangın çıkarak telef olsaydı, ne yapabilirdik?
•İsraf ettiğimiz zaman cildimiz mavileşseydi, çoğumuz lâcivert dolaşmaz mıydık?
•Harama baktığımız zaman, siyah-beyaz görmeye başlasaydık, hayatın tadı kalır mıydı? Hele hele zina suçundan sonra kör olsaydık, buna kim cesaret edebilirdi?

Burada çok önemli bir hususa dikkat çekerek, sizleri vicdanınızla baş başa bırakacağım.
1.)Yüce Rabbimiz bütün bunları veya çok daha fazlasını yapmaya kâdirdir. Ancak, bizlere ibret için sadece içki ve uyuşturucu kullananları acilen sarhoşluk ile ifşâ ediyor.
Diğer günahları işleyen kimselerin ayıpları, burada gizli kalıyor. Yani, o kimseyi sarhoş edip veya bir başka ceza ile ifşâ ederek, ayıbını acilen açığa vurdurmuyor…
•Şayet böyle olsaydı imtihan edilmemiş olurduk. Çünkü bu günahları, ‘çevremize karşı rezil olmaktan’ korktuğumuz için terk ederdik…
Siz, herhangi bir sınav sırasında yanlış yapan öğrencinin eline vuran, yanlış yaptığı soruyu çizen veya azarlayan hoca gördünüz mü hiç?...

En doğru, en güzel ve son söz:
•Her nefis ölümü tadıcıdır. Bir imtihan olsun diye Biz sizi hem kötülükle, hem iyilikle deneyeceğiz. Sonunda ise huzurumuza döneceksiniz. (21.Sûre, /35. Âyet.)
•Müminler sadece "İman ettik" demeleri sebebiyle kendi hallerine bırakılıvereceklerini, imtihana tâbi tutulmayacaklarını mı zannediyorlar? (29.Sure, /2.Âyet.)

Raif ÖZTÜRK
 

NASUH TÖVBESİ

"İnsan yaklaştığınca yaklaştığından ayrı.Belli ki yakınımız yoktur Allah(cc)tan gayrı."N.F.K...2563

Dünya imtihanında içine düştüğümüz karanlıktan çıkış için tek bir yol var. Davetin, çağrının geldiği yöne dönmek ve nefsin, şeytanın hilelerine kulak asmadan yürümek... İşte bu yürüyüş tevbedir ve sonu aydınlığa çıkıştır.

İnsan, günah, hata, suç ve başkaldırıyla dolu dünyanın zulmetli atmosferinde gününü gün etmeye çalışıyor. Yüce Yaratıcısı onu kulluk göreviyle yeryüzüne göndermişken, o tam bir gaflet ve zavallılıkla Yaratıcısı’na itaati bir türlü beceremiyor. Yaptığı çoğu şey de kusurlu.

Gafletine gaflet katan günahlardan her tattığında, hakkı gören gözü daha bir körleş
ip, nazargâh-ı ilâhi olan kalbi daha bir kararıyor. Bu nedenle arınıp temizlenmeye muhtaçtır insan. Tıpkı kirli bir elbisenin temizlenmesi gibi...
Peki nedir onu temizleyip ak-pak edecek olan?
Elbette ki tevbe...

Yeniden doğmuş gibi

Günahlarla kirlenen insanoğlunun tek kurtuluş ümididir zira tevbe. Nitekim Hak Tealâ Hazretleri bu gerçeğe şöyle işaret buyurur: “Ey iman edenler! Hep birden Allah’a
tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur, 31)

Günahına tevbe eden kişi, Efendimiz s.a.v.’in ifadesiyle “günahsız kimse gibidir”. Yani tertemizdir.

Bu müthiş iksirden yudumlayan her kişi taze bir can bularak yeniden dirilir. Allah’la arasında engel olan perdeler bir bir açılır. Böylece ölen kalp, körelen göz, duymayan kulak yeniden çalışmaya ba?lar. Anlayış
ı keskinleşir insanın, muhabbeti artar. Yeni bir soluk gelir kulluğuna...

Tevbe, imana özgü hallerin ilki, Hak yolculuğunun başlangıç noktası, vuslat kapısının anahtarıdır. Kulun hatasını anlayıp, günahlarına pişmanlıkla Allah’a yönelmesinden daha
kıymetli bir şey yoktur.

Nasıl bir tevbe?

Sözlük anlamı itibariyle “bir şeyden geri dönmek” manasına gelen tevbe, dinî terim olarak “günahtan pişmanlık duyup vazgeçmek” demektir.

Vicdanen çirkin bulduğu için değil de bedenine, malına, makam ve haysiyetine zarar vereceği endi?esiyle günah ve kabahatten vazgeçmek tevbe değildir. Asıl tevbe, dünyevî menfaatlerine
ters olsa bile, sırf Allah Tealâ’nın rızası için günahı çirkin görüp tiksinti duyarak ondan vazgeçmektir.

Tevbeden maksat, sıfat-ı zemimeyi, yani nefsin kötü sıfatlarını iyiye döndürmektir. Bir başka ifadeyle; nefsin sıfatlarından en aşağı derecede yer alan ve sürekli kötülük yapmayı emreden
nefsi, itminana ermiş, kulluğunu hakkıyla bilen nefse çevirerek, Allah Tealâ’nın “İrci’î (dön)” hitabına kabiliyet kazandırmaktır.

Nasuh tevbesi

Cenab-ı Hak bizden alelâde bir tevbe istemiyor. Bir kere yapılacak tevbenin “nasuh tevbesi” olması ?art. Nitekim Cenab-ı Hak bir ayet-i celilede: “Ey iman edenler, Allah’a nasuh tevbesi ile tevbe edin!” (Tahrim, 8) buyurmaktadır.

O tevbe ki samimiyet ve sadakat ifade eder. Adam gibi tevbe yani... Ve bu tevbenin yerine getirilmesi gereken bir takım şartları var.

Evvela kişi, günahın zararlı bir şey olduğunu, Allah ile arasına perdeler çektiğini aklının bir kenarına yazacak. Sonra, geçmişte yapılan günah ve hatalara samimiyetle –onların vicdana yaşattığı iç sancısını kalpte hissederek- pişmanlık duyacak. Zira Allah Rasulü s.a.v.’in bildirdiğine göre, “Pişmanlık tevbedir.” (İbni Hibban, Hâkim)

Tevbenin bir diğer şartı, kötü alışkanlıkların yanı sıra kötü arkadaş ve dostları da terk etmektir. Zira onlarla arkadaşlığa devam edildiği takdirde kendilerinden eninde sonunda etkilenilir. Tıpkı gün boyu kahvehaneye girip çıkan birinin sigara dumanı kokması gibi. Bu nedenle Sevgili Peygamberimiz s.a.v., “Kişi dostunun (arkadaşının) dini üzeredir. Sizden biri
kiminle dostluk kurduğuna baksın (dikkat etsin!).” (Ahmed b. Hanbel) buyurmaktadır.

Zünnûn el-Mısrî ?öyle der: “Tevbe, geçmiş günahlardan dolayı sürekli pişmanlık duymak, bir daha günaha dü?mekten korkmak, kötü dostları terk etmek, cennetliklerle birlikte olmaktır.”

Öte yandan hak sahiplerine haklarını ödeyip, kendileriyle helalle?mek gerekir. Yapılacak iyilikler, yaptığımız haksızlıkları temizleyecektir.

Allah Tealâ’nın üzerimizdeki haklarını ise, aslında ödemek asla mümkün değilken, O bize lutfederek bir kısmını yalnızca tevbeyle, bir kısmını da tevbe ile birlikte kaza ve kefaretle ödenir şekle sokmuştur. Örneğin namaz ve orucun terkinden dolayı kaza gerekirken, yemini bozmaktan dolayı kefaret gerekmektedir.

Bir daha yapmamak

Tevbenin en önemli şartı ise, yapılan tevbenin üzerinde durmak, yani Allah’a verilen “bir daha yapmayacağım” sözünde azim ve kararlılık göstermektir.

Eğer tevbe ederken aklımızın bir kenarında günah ve hatalarımızı tekrarlamaya dair bir düşünce yatıyorsa, o tevbe reddedilir. Yani samimi (nasuh)
tevbe olmaz.

Sahabilerden Muaz b. Cebel r.a. bir gün sorar:

- Ya Rasulullah! Nasuh tevbesi nedir?

Rasulullah s.a.v. şöyle buyurur:

- Kulun, yapmış olduğu günaha öyle pişmanlık duyması ve Allah’tan öyle özür dilemesidir ki, sütün memeye dönmediği gibi, bir daha günaha dönemez.

Zerr İbni Hudeyc r.a. demiştir ki, Ubey İbni Ka’b’a sordum:

- Nasuh tevbesi nedir? Dedi ki:

- Bu konuyu Rasulullah s.a.v. Efendimiz’e sordum. Buyurdular ki: “Günah işlediğin zaman çok pişman olman ve o pişmanlıkla beraber Allah’tan mağfiret dileyip bir daha o günahı ebediyen işlememendir.”

Bu arada şunu da hatırlayalım ki, Sevgili Peygamberimiz s.a.v. bir peygamber olduğu halde günde yetmiş veya yüz defa tevbe ettiği rivayet edilmiştir. O günah işlemez iken böyle
yapıyorsa, bizim tevbe-istiğfara ne denli ihtiyacımız olduğu daha bir açıklıkla görünüyor.

Temizlenip arınmak, Hakk’a ve hakikate dönmek için hep birlikte tevbeye sarılmalıyız; samimiyet, sadakat, yakarış ve gözyaşıyla...

Ne mutlu kendini arındıran kullara. Onlar ki; “Kendini arıtan saadete ermiştir.” (Şems, 9) hitabının muhataplarıdırlar.
 
Kürşat Salih YAMAN
 


May 30

DUA

                                                                                                                                                  

besmele1.gif (2505 bytes)

                           



''ALLAH'a çağıran, salih amel işleyen ve ''BEN teslim olanlardanım diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?'' FUSSiLET-33
 
 
 
''YA RABBİ!.. Günahlarımızı rahmetinle af ve mağfiret eyle! Ölülerimizi de mağfiret eyle, yaşayanlarımıza hayırlar ihsan et!
Riyadan, nifaktan, şikaktan, her türlü hastalıktan, kazadan, belâdan, tembellikten, âcizlikten, zelil olmaktan, zulüm etmekten ve zulüm görmekten, cimrilikten, müsriflikten, azdıran zenginlikten ve doğru yoldan ayrılmaya sebep olan fakirlikten, şeytan ve nefsin şerrinden, düşmanın galebesinden, kötü huydan, bidat işlemekten, dalalete düşmekten, halis olmayan amelden, her çeşit günahtan, küfre girmekten, ölürken gelecek fitnelerden, kabir azabından, dinimize ve dünyamıza zarar verecek işlerden sana sığındık, bunlardan bizleri koru YA RABBi!..
YA RABBi!.. Bize sarsılmaz bir iman, güzel bir ahlâk, şükredici bir kalb, sabredici beden, zikredici dil, kaza ve kaderine rıza gösteren hayırlı ömür, salih evlât, dünya ve ahirette güzellik ihsan et! Ana ve babamızı da mağfiret eyle!

YA RABBi!.. Kendi sevgini, sevdiklerinin sevgisini, bütün enbiyânın, Ehl-i beytin, Eshâb-ı kirâmın ve bütün evliyâ-i kirâmın sevgisini ve sevgine kavuşturacak amel ve işleri nasip eyle!
 
 
Ey efendilerin efendisi,
Ey dulara cevap veren,
Ey iyiliklerin sahibi,
Ey dereceleri yükselten,
Ey bereketleri büyük olan,
Ey hataları bağışlayan,
Ey belaları def eden,
Ey sesleri işiten,
Ey dilekleri veren,
Ey sır ve gizlilikleri bilen,
Ey hasta kullarına şifa veren,
Ey merhametlilerin en merhametlisi..

Sen bütün kusur ve noksan sıfatlardan münezzehsin, SEN'den başka İLAH yok ki biza imdat etsin.
EMaN ver bize, EMaN diliyoruz .bizi cehennem azabından muhafaza eyle..
   
hamd ve sena sahibi,
Ey şeref ve yücelik sahibi,
Ey fahr ve bahaa sahibi,
Ey ahd ve vefa sahibi,
Ey af ve rıza sahibi,
Ey iyilik ve bağış sahibi,
Ey kesin söz ve hüküm sahibi,
Ey izzet ve sonsuzluklar sahibi,
Ey karşılıksız iyilikler ve nimet sahibi..


Ey gaybları bilen,
Ey günahları bağışlayan,
Ey ayıpları örten,
Ey sıkıntıları kaldıran,
Ey kalbleri değiştiren,
Ey kalbleri nurlandıran,
Ey kalblerin tabibi,
Ey kalblerin sevgilisi,
Ey kalblerin dostu..

SEN bütün kusur ve noksan sıfatlardan münezzehsin, SEN’den başka İLAH yok ki bize imdat etsin. EMaN ver bize, EMaN diliyoruz. Bizi cehennem azabından muhafaza eyle..

Ey Rabbimiz! Bize hile yapanları ve yapmayı düşünenleri, bize komplo kuranları ve kuracak olanları, düşmanlık yapanları ve yapacak olanları, aldatanları ve aldatarak hile yapacak olanları Sana havale ediyoruz.

Ey Rabbimiz! Bizim ve iman ve Kur’an hizmetindeki kardeşlerimizin; istediğimiz ve istemediğimiz, bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün ihtiyaçlarımızı gider ve bütün belaları bizden sav. Dünyanın her yerindeki Senin rızan için hizmet eden kardeşlerimizi bizlerle beraber ihlas-ı etemme muvaffak eyle.

Ey Rabbimiz! Bütün günahlarımızı küçüğünü-büyüğünü, evvelini-ahirini, açığını-gizlisini bağışla. Bize merhamet et, kırığımızı- döküğümüzü sar ve bizi yücelt.
 
 
Ey gaybları bilen,
Ey günahları bağışlayan,
Ey ayıpları örten,
Ey sıkıntıları kaldıran,
Ey kalbleri değiştiren,
Ey kalbleri nurlandıran,
Ey kalblerin tabibi,
Ey kalblerin sevgilisi,
Ey kalblerin dostu..

SEN bütün kusur ve noksan sıfatlardan münezzehsin, SEN’den başka İLAH yok ki bize imdat etsin. EMaN ver bize, EMaN diliyoruz. Bizi cehennem azabından muhafaza eyle..

 
 
 
Ey RABBimiz! Mülkün sahibi sensin. Dilediğine mülkü verir, dilediğinden alırsın. Dilediğini aziz, dilediğini zelil edersin. Bütün hayırlar, iyilikler senin elindedir. Sen her şeye Kadirsin, Sen Lütfedensin bize dünyada ve ahirette iyilikler ver.

Ey RABBimiz! Bizim ve çocuklarımızın kalplerimize İslam nurunu, KURAN hidayetini bahşeyle. Bütün soyumuzu İslam’a ve KURAN'a bağlı insanlar eyle. Hepimizi müslüman olarak yaşat. Bizi dünya ve ahiret mutluluğuna nail eyle .

Ey RABBimiz! Habibin MUHAMMED MUSTAFA (sav) yüzü suyu hürmetine; müslümanların kalplerindeki her türlü ayrılık tohumlarını gider. Bizi ashab-ı kiram gibi birbirine dost ve birbiri için yaşayan insanlar eyle .


Ey yardım isteyenlerin yardımcısı,
Ey şaşkınların yol göstericisi,
Ey korunmak isteyenlerin koruyucusu,
Ey günahkarların bağışlayıcısı,
Ey korkanlara emniyet veren,
Ey miskinlere merhamet eden,
Ey yalnızlık duyanların dostu,
Ey darda kalanların dualarına cevap veren,

SEN bütün kusur ve noksan sıfatlardan münezzehsin, SEN'den başka İLAH yok ki bize imdat etsin.
EMaN ver bize, EMaN diliyoruz.Bizleri cehennem azabından muhafaza eyle...
 
 
Ey RABBimiz! Nesillerimize inayet eyle, onların imdadına koşmayı bize nasip eyle. Kalbi, gönlü kırıkların, ihtiyaç sahiplerinin imdadına koşmayı bizlere nasip eyle. Bizleri birbirimize sevdir ve insanca yaşamayı nasip eyle. Kalplerimizi, ayaklarımızı kaydırma.

Ey RABBimiz! Senden ah-u efgan edip sana dua dua yalvaran, Sana karşı saygı ile dopdolu olan ve Senin yoluna yönelen kalpler istiyoruz. Nefislerimize takva bahşeyle ve onları temizle.

Ey RABBimiz! Hatalarımızı kar ve dolu suyu ile yıka. Kalblerimizi günahlardan beyaz elbisenin kirden temizlendiği gibi temizle ve bizimle günahlarımızın arasını doğu ile batının arasını ayırdığın gibi ayır..
AMİN AMİN AMİN  

                                                                                  

                           anim2.gif (24598 bytes)    anim2.gif (24598 bytes)  anim2.gif (24598 bytes)  anim2.gif (24598 bytes)  anim2.gif (24598 bytes)  anim2.gif (24598 bytes)  anim2.gif (24598 bytes)

May 28

HER ŞEYE SEBEB OLAN İKİ ŞEY

Hayatta Herşey'e Sebep; Aslında "iki Şeydir!"

Hepimiz hayatımızın belli dönemlerinde,
bazı sıkıntılarla yüzyüze geliyoruz...
Bu sıkıntılarla savaşmaya çalışırken de, 
dertlerimizin çözümüne odaklanmak yerine onlara
 sebep olanları suçlamakla yetiniyoruz...
Oysa ki, hayatta başımıza gelen her olay,
yaşadığımız her sıkıntı aslında "kendimizin" bir ürünü...
 Yani yaşadığımız her acı tecrübenin müsebbibi yine kendimiziz...
Neden mi?

Belki bakış açımızdan, belki yanlış kararlarımızdan,
 belki iman eksikliğimizden, belki de yanlış tavırlarımızdan kaynaklanıyor her bir acı...
Ama şunu da bilmeliyiz ki;
hayatımıza sokmak istemediğimiz hiç bir sıkıntı ve
keder bizden izinsiz yaşam kapımızdan giremez.
Çünkü o olayları "sıkıntı" olarak adlandıran da bizleriz...

Aşağıdaki yazı belki hayatınızdaki dertleri,
daha da önemlisi bu dertlere karşı olan bakış açınızı
 bir nebzede olsa hafifletip,
hayata çok farklı bakmanıza neden olabilir...
 Çünkü göreceksiniz ki hayat sandığınız kadar karışık değil...
Ve hayatta her şeyin sebebi, aslında iki şeydir !!!...



HERŞEYE SEBEP OLAN "İKİ ŞEY"!

İnsanı iki şey öldürürmüş:
1- Sevmediği insanın silahından gelen mermi
2- Sevdiği insandan gelmeyen ilgi
 
İki şey "Kalitesiz insan" 'ın özelliğidir:
1-Şikayetçilik
2-Dedikodu
 
İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:
1- Bakış açısını değiştirmek
2-Karşısındakinin yerine kendini koyabilmek
 
İki şey yanlış yapmanı engeller:
1-Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek
2-Hak yememek
 
İki şey kişiyi gözden düşürür:
1-Demagoji (laf kalabalığı)
2-Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)
 
İki şey insanı “Nitelikli İnsan” yapar:
1-İradeye hakim olmak
2-Uyumlu olmak
 
İki şey “Ekstra Değer” katar:
1-Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2-Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek
 
İki şey geri bırakır:
1-Kararsızlık
2-Cesaretsizlik
 
İki şey kaşif yapar:
1-Nitelikli çevre
2-Biraz delilik
 
İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar:
1-Baskın yeteneği bulmak
2-Sevdiğin işi yapmak
 
İki şey başarının sırrıdır:
1-Ustalardan ustalığı öğrenmek
2-Kendini güncellemek
 
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır:
1-Niyetin saf olması
2-Ruhsal farkındalık
 
İki şey milyonlarca insandan ayırır:
1-Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2-Hayata ve her şeye yeni (özgün,orijinal,farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek.
 
İki şey gelişmeyi engeller:
1-Aşırılık (mübalağa,abartı,ifrat,tefrit)
2-Felakete odaklanmış olmak
 
İki şey çözüm getirir:
1-Tebessüm (gülümseme)
2-Sükut (susmak)
 
İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır:
1-Anne
2-Baba
 
İki şey geri alınmaz:
1-Geçen zaman
2-Söylenen söz
 
İki şey gerçek sondur:
1-Cennet
2-Cehennem
 
İki şey ulaşmaya değerdir:
1-Sevgi
2-Bilgi
 
İki şey özgürlüktür:
Vatan ve Bayrak
 
İki şey “hayatta önemli olan her şey” içindir:
1-Nefes alabilmek
2-Nefes verebilmek
 

Hatice Kübra Tongar


ALLAH (c.c.) 99 İSİMLERİ VE ANLAMLARI

 

Ebù Hureyre Radı’yallahu Anh

 naklediyor:

“Rasùlullah Salla’llahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

-Allah’ın yüzden bir eksik, 99 ismi vardır. Her kim bunları ihsâ ederse Cennet’e girer...  

ALLAH (c.c.) İSİMLERİ VE ANLAMLARI:


1-"Hüvallahü'l-lezi La ilahe illa Hu" "Allah"

O kendinden başka hiç bir ilah bulunmayan tek bir Allah'tır.

2-"er-Rahman":Esirgeyici,bütün mahlukatına rahmetiyle muamele eden(dünyada)

3-"el-Melik":Mülkün sahibi,mülk ve saltanatı devamlı olan.

4-"er-Rahim":Bağışlayıcı,sevdiklerine ve müminlere merhamet eden (ahirette).

5-"el-Kuddüs":Her türlü eksiklik ve ayıplardan münezzeh olan.

6-"es-Selam":Her çeşit afet ve kaderlerden emin olan.

7-"el-Mü'min":Kullarına emniyet veren. Kendinin ve peygamberlerinin doğruluğunu

ortaya koyan,kullarına yaptığı vadinde sadık.

8-"el-Müheymin":Saltanatı hakkında dilediği gibi tasarruf eden,her şeyi gözetip koruyan.

9-"el-Aziz":İzzet sahibi,mağlup edilmesi imkansız olan,her şeye galip olan.

10-"el-Cabbar":Azamet ve kudret sahibi,istediğini mutlak yapan,dilediğine muktedir olan.

11-"el-Mütekebbir":Ululuk sahibi,her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.

12-"el-Halik":Her şeyin varlığını ve geçireceği halleri takdir eden,yaratan,yoktan var eden

büyüklükte eşi olmayan.

13-"el-Bari":Her şeyin aza ve cihazını birbirine uygun yaratan.

14-"el-Muvassir":Tasvir eden ,her şeye bir şekil ve hususiyet veren.

15-"el-Gaffar":Kullarının günahını örten,mağfireti çok, günahları bağışlayıcı.

16-"el-Kahhar":Her şeye,her istedigini yapacak surette,galip ve hakim.

17-"el-Vahhab":Çok fazla ihsan eden,çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayan.

18-"er-Rezzak":Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan.

19-"el-Fettah":Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran,darlıktan kurtaran.

20-"el-Alim":Her şeyi en ince noktasına kadar bilen,ilmi ebedi ve ezeli olan.

21-"el-Kabıt":Dilediğine darlık veren,sıkan,daraltan.

22-"el-Basit":Dilediğine bolluk veren,açan,genişleten.

23-"el-Hafıd":Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan, dereceleri düşüren.

24-"el-Rafi":Yukarı kaldıran,yükselten,dereceleri yükselten.

25-"el-Muiz":İzzet veren,aziz kılan.

26-"el-Müzil":Zillete düşüren,hor ve hakir eden.

27-"es-Semi":Her şeyi işiten,kullarının niyazını kabul eden.

28-"el-Basir":Her şeyi gören.

29-"el-Hakem":Hikmet sahibi olan,yaptığı her işte hikmeti gözeten,hükmeden.

30-"el-Adl":Son derece adaletli olan.

31-"el-Latif":En ince işlerin bütün inceliklerini bilen,lütuf ve ihsan sahibi olan.

32-"el-Habir":Her şeyi iç yüzünden,gizli tarafından haberdar olan.

33-"el-Halim":Yumuşak davranan,hilmi çok olan.

34-"el-Azim":Pek azametli olan,yüce.

35-"el-Gafur":Çok bağışlayan,mağfireti çok.

36-"eş-Şekur":Kendini rızası için yapılan amelleri daha ziyadesi ile karşılayan.

37-"el-Aliyy":Çok yüce.

38-"el-Kebir":Pek büyük.

39-"el-Hafız":Yapılan işleri bütün tavsilatiyla hıfzeden,her şeyi afat ve beladan koruyan.

40-"el-Mukit":Bilen,tayin eden.Her yaradılmışın rızkını veren.

41-"el-Hasib":Herkesin hayatı boyunca yaptıklarının bütün teferruatıyla hesabını iyi bilen.

Mahlukatına kafi olan.

42-"el-Celil":Azamet sahibi olan,ululuk sahibi olan.

43-"el-Kerim":Çok ikram edici,kerimi olan.

44-"el-Rakib".Bütün varlıklar ve bütün işler murakabesi altında bulunan.

45-"el-Mucid".Kendine yalvaranların isteklerini veren,duaları kabul eden.

46-"el-Vasi":Lütfu bol olan.

47-"el-Hakim":Emirleri,kelamı ve bütün işleri hikmetli,hikmet sahibi olan.

48-"el-Vehud":İyi kullarını seven,rızasına indiren ve sevilmeye layık olan.

49-"el-Mecid".Şanı, şerefi çok üstün olan.

50-"el-Bais".Ölüleri dirilten ,kabirlerden çıkaran.

51-"eş-Şehid".Her zaman ve her yerde hazır ve nazır olan.

52-"el-Hakk":Vacib'ul vücut olan,varlığı hiç değişmeden duran.

53-"el-Vekil":Tevekkül sahiplerinin işini düzeltip onlardan daha iyi temin eden.

54-"el-Kaviyy":Pek kuvvetli.

55-"el-Metin":Pek güçlü.

56-"el-Veliyy":Seckin kullarının dostu.

57-"el-Hamid":Ancak kendine hamd edilen,bütün varlığın diliyle övülen.

58-"el-Muhsin":Namütenahi de olsa, bir bir her şeyin sayısını bilen.

59-"el-Mubdi'u ":Mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak baştan yaratan.

60-"el-Muid":Yaradılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan.

61-"el-Muhyi":İhya eden,dirilten,can bağışlayan,sağlık veren.

62-"el-Mümit":Canlı,bir mahlukatın ölümünü yaratan,öldüren.

63-"el-Hayy":Diri,tam ve mükemmel manasıyla hayat sahibi.

64-"el-Kayyum":Yarattıklarının işini çeviren her işleneni bilen,evveli olmayan.

65-"el-Vacid".istediğini,istediği vakit bulan.

66-"el-Macid".Kadri ve şanı büyük,kerem ve müsamahası bol.

67-"el-Vahid":Tek.Zatında,sıfatlarında,isimlerinde,efailinde ortağı ve benzeri olmayan.

68-"es-Samed":Her şey O na muhtac,fakat O hiç birşeye muhtac degil.

69-"el-Kadir":istediğini,istediği gibi yaratmaya muktedir olan.

70-"el-Mukdedir":kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde dilediği gibi tasarruf eden.

71-"el-Mukaddim":İstediğini öne getiren,öne alan.

72-"el-Muahhir".İstediğini geri koyan,arkaya bırakan.

73-"el-Evvel":Her şeyden önce var olan.

74-"el-Ahir":Her şey helek olduktan sonra geri kalan.

75-"ez-Zahir":Varlığı sayısız delillerle açık olan.

76-"el-Batın":Akılların idrak edemeyecegi yüce azabı gizli olan.

77-"el-Vali":Bu muazzam kainatı ve bütün hadisatı tek başina idare eden.

78-"el-Müteali":Aklın mümkün gördüğü her şeyden,her halden pek yüce olan.

79-"el-Berr":Kullarına iyilik ve ihsanı,nimetleri bol olan.

80-"el-Tevvab":Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan.

81-"el-Muntekım".Günahkarlara,adaletiyle,müstahak oldukları cezayı veren.

82-"el-Afüvv".Affeden,magfiret eden.

83-"er-Rauf":Merhamet edici, pek şefkatli.

84-"Malik'ül-Mülk":Mülkün ebedi ezeli sahibi.

85-"Zülcelali ve'l-İkram":Hem azamet sahibi,hem fazlu kerem sahibi.

86-"el-Muksit":Hükmünde ve ef alinde adaletli olan.

87-"el-Cami":İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan.

88-"el-Ganiyy":Çok zengin,hiç bir şeye muhtaç olmayan.

89-"el-Muğni":Diledigine zenginlik veren müstağni kılan.

90-"el-Mani":Bazı şeylerin meydana gelmesine müsaade etmeyen,engelleyen.

91-"ed-Darr":Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan,hüsrana uğratan.

92-"el-Nafi":Hayır ve menfaat verecek şeyleri yaratan,faydalandıran.

93-"en-Nur":Alemleri nurlandıran, dilediğini nur eden, nur olan.

94-"el-Hadi":Hidayete kavuşturan,kulunu hayırla muvaffak kılan.

95-"el-Bedi":Örneksiz,misalsiz,acaip ve hayret verici alemler yaratan.

96-"el-Baki":Varlıgının sonu bulunmayan,ebedi olan.

97-"el-Varis":Varlığı devam eden,servetlerin hakiki sahibi.

98-"el-Raşit":Bütün alemleri dosdoğru bir nizam ve hikmetle akıbetine ulaştıran.

99-"es-Sabur":Çok sabırlı olan,isyankarlardan acele intikam almayan.

ALLAH (C.C.)
May 26

HADİSLERLE TENBİHAT

 

PEYGAMBERiMiZ ( s.a.v ) İN DiLiNDEN

HADiSLERLE TENBiHAT

Allah'in sevdigi davranis üç'tür :
1- Güçlü iken affetmek, 2- Öfkeli iken kendine hakim olmak,
3- Kullara karsi yumusak davranmak.
T.G/375

Helâk edici üç sey :
1- Cimrilik, 2- Pesine gidilen arzu, 3- Ucb= insanin kendini begenmesi.
T.G/378

Kurtulusa erdiren üç sey :
1- Her halde dengeli olmak, 2- Fakirlikte, zenginlikte tutumlu olmak,
3- Gizli,asikâr her halde Allah'tan korkmak.
T.G/378

Zor olan amel üç'tür .
1- Ínsanin adaleti kendi nefsine uygulamasi,
2- Din kardesini nefsiyle esit tutmasi, 3- Geregi gibi Allah'i zikretmesi.
T.G/383

Meleklerin hayret ettigi üç kisi :
1- Yapmadigini söyleyen,FASIK,ilim adami,
2-Üzerine(süslü)mezar yapilan günahkâr,3-Süslü tabuta konulan günahkâr.
T.G/424

Çok üzülecek üç kisi :
1- Kölesi Cennete,kendisi Cehenneme giden efendi,
2- Varisi Cennete,kazanani Cehenneme giden,
3- Dinleyeni Cennete,kendisi Cehenneme giden alim.
T.G/425

Üç cümle dogrudur :
1- Allah'in dost edindigini, seytan dost edinemez,
2- Müslüman olan, olmayan gibi olmaz, 3- insan kimi severse onunla olur.
T.G/431

Üç uykudan Allah nefret eder :
1- Zikir meclisinde uyumak, 2- Yatsi namazini kilmadan uyumak,
3- Farz namazlari kilarken uyumak.
T.G/433

Allah c.c.üç gülmeden nefret eder :
1-Cenaze arkasindan giderken gülmek,2-Zikir meclisinde gülmek,3-Mezarlikta gülmek.
T.G/433

Dünyevi kazançlarin en hayirlisi üç'tür :
1- Helal yoldan kazanip,baskasina el açmamak,
2-Kazancin bir kismini ibadet için sarf etmek,3-Geriye kalanini da Ahiret için harcamak.
T.G/446

Uhrevi kazançlarin en hayirlisi üç'tür :
1- Geregi ile amel edip,yaydigin ilim,
2- Ileri için ayirdigin güzel amel, 3- Kendi elinle açtigin iyi bir çigir.
T.G/446

Dünyevi en zararli kazanç üç'tür :
1- Haramdan kazanmak, 2- Günah yollarda harcamak,
3- Allah'a itaat etmiyene miras birakmak.
T.G/446

Uhrevi en zararli kazanç üç'tür :
1- Kiskançlik sonucu,hakki inkâr,
2- israrla islenen günah, 3- Kendi eliyle açilan kötü bir çigir.
T.G/446

Ev sahibinin,misafire karsi yapacagi üç sey :
1- Misafirin yapamiyacagi isi ondan istememek,
2- Helal olmayan yemegi yedirmemek, 3- Namaz vaktini gözetmek.
T.G/455

Misafirin görevi üç'tür :
1- Ev sahibinin gösterdigi yere oturmak, 2-Kendisine ikram edilenden hosnut olmak,
3- Evden ayrilirken bereket duasi yapmak.
T.G/55

Yüce Allah,bir Hacc'la üç kisiyi Cennet'e kor :
1- Adina Hacc yapilmasini vasiyet edeni,
2- Vasiyeti yerine getireni, 3- Bedel Hacc yapani.
T.G/486

Yüce Allah,Üç kimse ile,Meleklere karsi övünür :
1- Issiz yerde Ezan okuyup,Namaz kilanla,
2-Gece tek basina Namaz kilanla,3-Savasta,düsmana karsi dayanip,Sehit olanla.
T.G/530

Su üç sey,aldanmisligin alâmetidir :
1- Yok olmaya mahkûm seyleri biriktirmek,
2- Mahvolmaya sebep olan günahlari çogaltmak,

3- Kurtulusa erdirici amelleri terk etmek.
T.G/591

Su üç sey, Allah'a yönelisin alâmetidir :
1-Kalbi Tefekküre dalmak,2-Dili Zikre adamak,3-Bedeni ibadete adamak.
T.G/591

Su üç sey, insanin kendini aldatmasidir :
1- Günahi düsünmeksizin ,nefsin arzulari pesinde kosmak,
2- Tûl-u emele kapilarak,tevbe etmeyi terk etmek,

3- iyi amel islemeksizin,Ahiret saadetini istemek
T.G/591

Kim ki,Üç seye ragmen,üç seye sahip olmayi iddia ederse,bilsin ki iddiasi batildir :

1-Dünyayi sevmesine ragmen,Allah'i zikretmekten haz duydugunu iddia eden,
2- Nefsinin nefretine muhatap olmaksizin, Rabbinin rizasini kazandigini iddia eden,
3-Ínsanlarin takdirinden hoslandigini bildigi halde,ihlasli oldugunu iddia eden
T.G/591

Allah,Kuluna üç sebepten dolayi gazaplanir :
1- Kulun,Allah'in emrini yerine getirmemesi, 2- Kulun,Allah'in ayirdigina razi olmamasi,
3- Kulun istegi eline geçmeyince,Allah'a gücenmesi
T.G/609

Iman sahibinin üç alâmeti vardir :
1- Namaz kilmak, 2- Oruç tutmak, 3- Sadaka vermek.
Dört B.Halife Menk.S/359

Münafik’ta üç alâmet vardir :
1- Namazi yalniz kilarken noksan,Halk yaninda düzgün ve tam kilar.

2-Kendini meth'edenlerin karsisinda zevkle is yapar, övülmekten hoslanir.
3- Allah'i insanlar yaninda zikreder, yalniz basina kalinca zikretmez.
Menakib

Zalim'de üç kötü hal vardir :
1- Kendinden daha zayifa baski yapar,2-Gücü yettigi kadar baskasini malini alir,

3-Rizki hususunda Helâl-Haram demez.

Menakib

Kiskanç kimsede de üç alamet vardir :
1- Kalabalikta,kiskandigi kimseye yaltaklanir,
2- Herkesin arkasinda Giybet eder, 3- Basina belâ gelenlere sevinir .
Menakib

Tenbel kimsede de üç alamet vardir :
1- Allah'a ibadetde tembellik eder,2- Yaptigi ameli kusurlu yapar,

3- Namazin vaktini geçirir.
Menakib

Tövbekâr'in üç alameti vardir :
1- Haramlardan uzaklasir, 2- ilim ögrenmeye hirsli olur, 3- Günaha dönmekten çok korkar.
Menakib



May 21

MÜKEMMELLİK SADECE ALLAH' MAHSUS

Mükemmellik sadece Allah’a mahsus. Beşer ise şaşar.

MÜKEMMELLİK SADECE ALLAH'A MAHSUS
Mükemmellik sadece Allah’a mahsus. Beşer ise şaşar.
Beşerin de hepsi bir değil. Bazısı bazen şaşar, bazısı daha çok.
Şaşmak, yani hata etmek, her şeyi mahveden, telafisi imkansız bir eksiklik
değil insan için, insan olmanın bir tabiatı.

Fakat normal olmayan, hoş görülemeyecek olan, hatada ısrarlı olmak. Şaşmayı,
hataya düşmeyi hal edinmek. Bir elbise gibi giyinmek. Beşer olma durumunu
zaaflarına, hatalarına kalkan edinmek.
İşte bu durum beşer olmaya yakışan, yaraşan bir hal değil. Zira hatada
ısrarla insanlık haysiyeti tehlikeye girer. Kişinin izzeti nefsi yaralanır,
şerefi düşer.
Oysa insan, şerefli yaratıldı. Ona şerefini Yaradanı verdi. Ona “eşref-i
mahlukat” dedi.
Bu durumda beşerin en önemli görevi, kendisine bahşedilen bu şerefi korumak
değil midir? Öyledir, öyle olmalıdır.
Hatalara rağmen “şerefli” kalmak çok mu zor? Değil elbette. Yolu öğretilmiş.
Tarihin en başından beri insanlığa rehber kılınmış kutlu elçiler tarafından.
Çok kolaymış meğer. Yolun aslı hataya pişman olmak imiş.
Pişman olmak sadece insana özgü. O halde çok insanî, tamamen insanî.
Önce hataları hata kabul etmek. Yakışmadığını, insanlık şerefiyle
uyuşmadığını idrak etmek.
Sonra yaptığına pişman olmak.
Sonra bir daha yapmamaya karar vermek, azmetmek…
Nihayet güzel bir dönüşle dönmek. Doğruya, doğru istikamete… Hep doğruya
gitmek, yani dosdoğru olmak…
İşte böyle bir pişmanlık, böyle bir dönüş, bu dört adımlık dönüş, kesin bir
dönüştür. Makbul bir dönüştür. Bu dönüşün adı “nasuh tövbesi”dir.
Böyle bir tövbe her şeyden önce Cenab -ı Mevlâmız’ın bize bir emri: “Ey
inananlar, tövbe-i nasuh ile Allah’a dönün…” (Tahrim,
Böyle bir tövbe, aynı zamanda o Yüce Elçi’nin bir müjdesi: “Günahlarına
tövbe eden kişi, hiç günah işlememiş gibidir.”
Evet işin sırrı pişmanlıkla tövbe imiş.
Meğer ne güzelmiş kalbin derinliklerinden kopup gelen şu sözler: “Ya Rabbi
ben pişmanım. Yapmış olduğum bütün günahlardan… Keşke yapmasaydım…”
Bu bir dönüş. Kendi özüne dönüş. Varoluş sebebine, asaletine… İnsanlığa…
Nice bin hatadan arınmaya…
Eğri- büğrüden dosdoğruya..
Bu dönüş çok ciddi bir dönüş. Hayatın dönüşü.
Bu dönüşe şahitler lazım.
Hatalar gizliydi, ama dönüşe şahitler lazım.
Onlar hazır, hep bu anı beklediler:
Müminler şahit. Ruhanîler şahit. Rabbanîler şahit. Melekler şahit. Allah
şahit
gülay
 

  

EMİN MİSİN?

EMİN MİSİN ?

Yağmurun birgün dinmeyeceğinden,
 hiç bitmez görünen hayat ırmağının
 birgün kurumayacağından,
sizi alıp diyardan diyara gezdiren rüzgârın
 duruvermeyeceğinden.
Emin misin ?

Hep atan yüreğinin duruvermeyeceğinden,
gören gözünün hep göreceğinden,
duyan kulağının hep duyacağından.
Emin misin ?

"Ben olmazsam olmaz"
dediğiniz işlerin asla sensiz yapılamayacağından,
sen olmazsan dünyanın duruvereceğinden,
 seslendiğinde titrettiğini sandığın
şu dağların hep emrinde olacağından.
Emin misin ?

Sana uzanan ellerin hep yanında olacağından,
 yüreğini verdiklerinin birgün
 sırtlarını dönüp gitmeyeceğinden.
Emin misin ?

Boynuzsuz koyunun,
boynuzlu koyundan hakkını alacağı günde;
 balıklardan kuşlara,
ağaçlardan güneşe,
üzerindeki mesajları okuyup anlamadığın
yaratılmışların senden şikâyetçi olmayacağından.
Emin misin ?

Sana hep açık duran ilahî kapıların
 bir gün kapanmayacağından ve
şaşırıp kalmayacağından.
Emin misin ?

Karanlığın içinde kaybolup giden çığlıkları duyabildiğinden,
yüreğindeki ışıktan başkalarına da verebildiginden.
Emin misin ?

Güzel bir hayat yaşadığından,
yapabileceğin herşeyi yaptığından.
Emin misin?

Bütün bunlar için bir kere daha fırsatın olacağından.
Sahiden emin misin ?

May 20

AİLE SAADETİ


AİLE SAADETİ 
Zamanımızda birçokları kendi yuvalarının
mezarını yine kendileri kazmaktadırlar.
Devamlı tenkit, münakaşa,
kalp kırıcı sözler,bir yuvanın yıkılmasına
veya huzursuz hâle gelmesine sebep olur.
Karı-koca birbirini iyi tanımalıdır.
Hiç kimse tenkitten hoşlanmaz, herkes takdir bekler.
Bunu hayatta hiç unutmamak lâzımdır.
Nefsimiz, tenkitten değil, takdirden hoşlanır.
Takdir etmekle bir kaybımız olmadığı gibi,
 bir insanın kalbini kazanmak faziletine de sahip oluruz.
Yemeği pişiren, çamaşırları yıkayan, çocuklarına bakan,
evi tanzim eden bir hanıma, takdirlerimizi bildirmemiz,
teşekkür etmemiz kadar tabiî bir şey olamaz.
 Bu takdirden mahrum olanların evinde huzur bulmak zordur.
Hiç tanımadığımız olsa bile,
yabancılara gösterilen nezaketi,
karı-koca birbirlerine göstermelidir.
Hâlbuki evdeki saadet,
iş hayatındaki nezaketten çok daha mühimdir.
O hâlde, aile fertlerine takdir edici,
nâzik ve güler yüzlü olursak,
aile geçimsizliği diye birşey kalmaz.
Huzur, milyonlar kazanmaktan daha ehemmiyetlidir.
*
Kadından Yuva...
Yuvadan Aile ...
Aileden Toplum oluşur.

 
This person's network is empty (or maybe they're keeping it private).
 
 

bismillah 

 

    
resim.gifresim.gifresim.gif
 
 


 

HOŞGELDİNİZ
 
ZİYARET ETTİĞİNİZ İÇİN ALLAH RAZI OLSUN
 
  
 

 
 
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
NAZOwrote:

NERDESİN EY ÖMER

Âdil efendiler çağıydı; çözülemezleri çözdüler, bilinemezleri bildiler, aşılamazları aştılar… Yok ettiler kötülükleri ve var oldular iyilik üzre. Silinmez izler bıraktılar toprakta ve filmin son perdesinde hep birlikte öldüler.

Onlarla birlikte ölen medeniyette bir adalet yitirdik ki efsunkâr güzelliği üstüne güneş doğmayalı nice zaman oldu, aaah!.. Aslanlar kendi tarih(çi)lerini kaybedeli, avcılık öyküleri hep avcıyı yüceltir oldu şimdi.

Adalet ki ahlâkın en temel kavramı, hukukun var oluş sebebiydi… Haklıya hakkını, suçluya cezasını veren emirdi o. Adalet eşitlikti ve “Doğrusu Allah adaleti, iyilik yapmayı ve akrabaya yardımı emreder.”

Bahar benzemez adalete; belki sıcağı sovuğuna, gecesi gündüzüne, yeşili mavisine eşit olduğu için bizzat kendisidir adaletin. O yüzden adaletle yapılan işler bahar sevinçleri kadar güzel gelir insana.

Adalet, tılsımlı aynalar içinde ayın bulutu yarışı gibi seyredilebilen tarihin gerçek tekerrürüdür. Engizisyon kilisesinin ateş yakan kamburu adına Dimitrios, ehramlarda taş taşıyan köleler adına siyahî İzis, agoralarda onurları zincire vurulmuş gladyatörler adına Spartaküs ve kurgubilim cyborgları adına Terminatör… İhtilallerde Jan Dark ve Dreyfus… Zendavesta’da Enûşek-revân (ölümsüz ruh=Nuşirevan) ve asr-ı saadette âbideler âbidesi halife…

Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu
Gelir de adl-i İlahî sorardı Ömer’den onu.

Adalet denkliktir; doğunun ve batının kalb şehrinde huzmelenen güzellikler kadar denklik.. Kelimelerle kirli hayatlar çizenlere fidye; ağıt dolu gözbebeklerinde aydınlıktır, akan yüreklere…

Adalet bir karakter bütünlüğü; belki bütün bir karakterdir. Kara çulun üstünde kara karıncayı incitmeyen mizaclarda özü sözü bir olmadır; boş meydanlarda ve tıklım tıklım bulvarlarda, ıssız dağ başlarında ve gürültülü metropollerde vakti erişmiş sırları devşiren derviş misali muhteşem. Şerefü’l-mekân bi’l-mekîn (1) sırrının özüdür, yönetir milletini, devletini, kentini, ailesini… Ruhsuz

 moderniteye boyun eğmiş insan yüzlü teknolojiler çağında büyük bir pazara çevrilen dünyanın, en küçük pazarı ve en büyük pazarlığıdır adalet… Görünmez askerleri ve sanal güçleriyle makineler köleleştirince ruhları, yarattığı makinenin yaratığı olmaya

 hüküm giyen insanın en son körlüğü ve en son kötürümlüğü. Adaletsiz dünyada umutsuzluğun, isyanın, şiddetin, paniğin ve yok

 oluşun alarmı çalıyor şimdi. Alfaların, betaların, gamaların hakkaniyetten uzak âleminde metalik ilişkiler kutsanarak bozuluyor artık dengesi insanlığın. Evrensel toplama kampının mahkûmlarına ‘adalet’ diye yalnızca gardiyanlarını seçme hakkı tanınıyor

 yazık ki. Ve kara zindanlara tutuklu kaldı adalet arayanlar…

Adalet sözdedir, kilimi kara şairlerin kalbinden lisana çıkan. Tevhid’dir, na’ttır, medhiyedir. Adalet mazlum dilinde bir âh’tır.

Adalet doğru karardır. Gerçeği bulma vaktinde intibahlar yaşayıp geceyi gündüzden, gündüzü geceden çıkaran; karıncayı ve dağı yaratan; günahı ve ecri var eden adına konuşmak ve susmaktır.

Adalet tanıklıktır. En az iki kişiden sâdır olarak gecenin zifiri kalbine doğan yıldızlar gibi âşikâr, ay kadar berrak ve gün ortasında gün kadar aydınlıktır.

Adalet tartıdır, hayatı ölçen. Ve “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.”

Adalet ilimdir, devamlı harcanan, hiç saklanmayan. Ortak mirasıdır insanlığın zira ve asla çatık değildir çehresi. Âlimleri susmuş bir vatan daha iyi değildir âdil sultanları yitirilmiş yurttan. İlmin adaletidir dünyayı tedvir eden ve dalkavukluğudur âlimlerin dünya adaletini yok eden.

Mâlûmdur fısk ile olmaz cihân harâb
Eyler onu müdâhane-i âlimân harâb

Adalet inançtır; her inanmışa kendi inancını reva gören. Benim ahlakıma uymayan değil, kendi ahlakına ihanet edendir ahlaksız. Sahipsizlikler arkadaşsız, çözülüşler bağsız kalınca biter direnci adaletin ve inancı zalimin.

Adalet cesarettir; incir çekirdeğinden küçük haksızlıklar için zülfikâr kuşanıp son savaşlarını veren serdengeçti erlerin gözündeki son umut zerreciğidir. Şövalyelerde düello, çelebilerde nezakettir artık adı adaletin. Omuzlarında demir yıldızlara ihtiyacı olmayanların alınlarında parlar yıldızlar.

Adalet, gülün doğal rengini güle vermek, gül yaprağını gül suyuna sermektir. Oysa insan ne kadar da kendine uzak… Ve insan nasıl da yarım yamalak…

Ah adalet!.. Özgürlükleri yok edilmiş bir toplumda o muhteşem gereksizlik…
Kapatın kara kaplı kitapları ve açın gönül gözlerinizi, açın!..
Dünya ona değmez ki cefasın çeke âdem

Ve adalet rûz-ı mahşerdir.

Bir makamın şerefi, orada oturandan gelir.

Can Ahmedims.a.v.sayfasına gitmek için tıklayınızahmeds sayfasına gitmek için tıklayınız

" birimiz şarkta, birimiz garpta, birimiz mazide, birimiz müstakbelde,

birimiz dünyada, birimiz ahirette olsak biz birbirimizle beraberiz"

14 hours ago
NAZOwrote:

BİR DAMLA GÖZ YAŞI

dfsaf1 

Bir damla da çağlayan ırmakları boğuşu Yakub’un,
Sükut denizinde dalga olan Meryem’in
Fırtınalara sabrı kalkan bilen Eyyüb’ün…

Rıza bahçesine bir gül ekebilmek, gözyaşlarını teselli vuslatına mazhar olacak
kadar samimiyetle dökmektir…
Dua tadında akan her damla kelamsız rıza dilencisidir…

Ey Zeyd… Ey sevdalı… Ardından alemlere rahmet olarak gönderdiğine,
en sevdiğine, Hasret gözyaşları döktürdüğü Mevlanın…
 

Ey Selman… Ey yüreğindeki aşka harf harf teslim olan…
Hak tarafından sevilen ve sevildiği
Aleme ilan edilen…

Aşkla var olabilmek yollarda, hasrete gamzelerde hayat buldurmak,
kirlenmemiş gökyüzü, Altında sadık ve vefalı aşıkları,
unutulan her heceyi işler cana saadet asrı tadında akan her damla…

Asırlar öncesinden bizlere selam eden Efendim…
Rüzgar saçını dağıtır diye üzülemediğimize üzülerek sevdasına vurulduğumuz…
Hüzün bahçelerindeyiz… Sensiz..!

Nedametin giydirildiği gecelere aydınlığı, vefasızlıkların asıldığı yıldızlara affı,
kırgınlıkların, Gezdiği sokaklara sevgiyi fısıldar gül tadında akan her damla…

Talan edilmiş sokaklarımı sevdirir, “O”ndandır diye…
Aşk dolu hayatların bir huzmesinin canda hayat bulmasını dillendirir sus olup…
Ahdimi taşır akan her damla …

Bir damla gözyaşında saklı “can”
Bir damla gözyaşı “can”a hayat bulduran

El-Vehhab ismine sığındım..

Avuçlarımda bir damla gözyaşıyla kapındayım..

Can Ahmedims.a.v.sayfasına gitmek için tıklayınızahmeds sayfasına gitmek için tıklayınız

HAYIRLI GECELER .. ALLAH,A EMANET OLUN..

5 days ago
                                      *Sayın Mü'min ve Mü'mine Kardeşlerim*
Anne ve Babanın dua ve bedduaları nasıl yaşarken geçerli ve kabul ediliyorsa,
Öldükten sonrada geçerlidir.
 
Yüce peygamberimiz,Hz.Muhammed,Mustafa(s.a.v.) hadisinde şöyle buyurdu:
Ölen Anne ve Baba,müsade edildiği günlerde hususiyetle mubarek gecelerde evlerine gelirler.
Kendi ruhlarının makamlarına,hayır yapılıp yapılmadığına,Kur'an okunup,okunmadığına bakarlar.
Evde,Kur'an okunduğunu,hayır ve hasenat yapıldığını görürlerse,çok dua ederek dönerler,
Evde, bekledikleri anda Kur'an okunmaz,hayır, hasenat yapılmazsa,
*Allah iki yakanızı bir araya getirmesin* diye beddua ederek dönerler.
Berzah(ruhların topladığı salon),salonunda ki ruhların da dünyadaki gibi aynı gıdaya(dua)ya ihtiyaçları vardır.
Allah (cc) ruhların,dünyadaki evlerine gidip  oradaki hayır ve hasenatları,
Ruhlara ulaştıracak Melek vazifelendirmiştir.
Vazifeli Melek,elinde NURdan bir tabakla RUH sahiplerinin evlerine gider.
O evde,geçmişleri için yapılan hayır,hasenatı,Melek tabağa koyar,ve o ruh sahibine sunar.
Melek, bazı evlerden de boş döner ve ruh sahibine tabağı boş sunar.
O,Ruhlar Cenab-ı Hakk'tan müsade isterler,hanelerine giderler.
Hayırdan hiç bir şey bulamadıkları için Ruhen aç kalırlar.
Mahçub ve üzüntülü olarak geri dönerler ve beddua ederler
 
*O beddua, o evdeki kişilerin hepsine gider vesselam*
 
 Sevgili Canlar,bu yazdıklarımıza inanan  inanır,inanmayan inanmaz.
Kabul eden eder,etmeyen etmez.kişinin kendi sorumluluğudur.
İnsanlığa hizmet için yazdığımız bu yazılar,
Peygamberimizin(sav) efendimizin bize bıraktığı üç emanetle mevcuttur.
 
1.MUCİZEL BEYAN
2.HADİS-İ ŞERİF(SÜNNETİ RESULULLAH.S.A.V.
3.EHLİ BEYT ALİ ABA EFENDİLERİMİZİN YOLU İLE SABİTTİR.
 
Ölmüş yakınlarımızı duasız,hayır,hasenatsız bırakmamak dilerklerime.
Sizler okursanız,evlatlarınızda buna şahid olacağı için,
yarın öldüğümüzde  bizim ruhlarımızı da evlatlarımız aç bırakmayacaktır inş...
Selametle kalın canlar,dualarda yarışalım inşaALLAH.amin,amin,amin...iz sürücü.
Cumagün ve gecesinde,perşembe ikindiden sonra başlayarak,ölmüş yakınlarımızın ruhlarını dualarla doyuralım inş.a.e.o.
Jan. 28
NAZOwrote:

Gülün dikeni battı dün parmağıma ve hala gülümseyerek

bakıyorum parmağımdaki sıyrığa...Kızmadım...çünkü gülün dikeni

batmadan önce şükretmiştim;"Ya Rabbi, ne kadar güzel yaratmışsın"

demiştim. Kızamadım çünkü bir dakika önce güzel kokusunu

sineme çekmiştim, bakmaya kıyamamış dokusuna hayran kalmıştım,

çünkü batmadan önce yüreğime koymuş onu sevmiştim...dikenini

unutmuşmuydum? unutmuşmuydum dikeni..unutmuştum işte...

Image and video hosting by TinyPicHAYIRLI CUMALAR.Image and video hosting by TinyPic

ALLAH,A EMANET OLUN.SELAM VE DUA İLE.

Jan. 14
NAZOwrote:
arabsunshinemc2.jpg

Ebu Cehil bilhassa kölelerin Müslüman olmasına fena halde içerliyor, hiç hazmedemiyordu.

Yaser hazretleri yabancı, Sümeyye Hatun ise köle idi. Kureyş zorbası Ebu Cehil, Hz.

Yaser’in evini yaktırdı. Karısı ve oğlu ile beraber üçünü de zincire vurdurttu,

sonra kırbaçlattırdı, daha sonra da hapsetti... Dışarıda sıcak şiddetlenip,

çölün kumları yanmaya başlayınca, zincirleri ile Yaser ailesini çöle çıkardılar.

Bağladıkları zinciri çıkarmadan çölde sürüklemeye başladılar. Hz. Sümeyye’yi

ateş gibi yanan kumlara gömüyorlar, Ammar’ı durmadan taşlıyorlardı...

Bazan zavallıların önünde kuvvetli bir ateş yakılıyor, demir kıpkırmızı oluncaya

kadar ateşte bırakıldıktan sonra, arka ve yanlarından geçiriliyordu...

Yaserler her şeye rağmen dinilerine sımsıkı sarılmışlardı.
  “Sizi Cennetle müjdelerim”  
Bu arada Hz. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bazı eshabı ile Mekke’nin

dışına çıkmıştı. O, Ebu Cehil’in Yaser ailesine yaptığı işkenceyi gördü.

Resûlullah efendimiz çok üzülmüştü. Onlara doğru dönerek; Yaserler sabredin,

dayanın. Size vaad olunan yer şüphesiz Cennet’tir müjdelerim sizi, buyurdu.
Bu güzel cümle karşısında Yaser, Hz. Peygamber’e baktı ve;
-Bize ne yaparlarsa yapsınlar. Allah’ın dininde kalacağız. Senin Allah’ın Resulü

olduğuna şahadet ederim. Şüphesiz senin vaadin haktır, dedi. İçi iman ile dolan

Hz. Sümeyye, işkence yapan zalimlere dönerek bütün sesinin heyecanı ile;
  İşte bedenlerimiz elinizde ey Allah’ın düşmanları istediğinizi yapın.Vaad olunan yerimiz   

              Cennet’tir, dedi.
Bu gürleyen ses Ebu Cehil’in öfkesini daha da artırdı. Sümeyye’ye yaklaşarak;
-Sen böyle kalmayacaksın, nihayet Muhammed’in dinini bırakıp bize döneceksin! dedi.
İLK KADIN ŞEHİT
Bunun üzerine Sümeyye Hazretleri şöyle haykırdı:
-Sana ve inandığın putlara kötülükler olsun, ey Allah’ın düşmanı. Seni görmektense,

bana ölmek daha iyidir. Bak duy! Allah Rabbimizdir, Muhammed Peygamberimizdir!
Hz. Sümeyye’nin bu ağır konuşması karşısında Ebu Cehil’in aklı başından gitti.

Birden mızrağı ile vurdu ve bunun tesiri ile Sümeyye Hatun ruhunu teslim etti. 

Böylece Sümeyye Hazretleri İslam’da

  ilk kadın şehid oldu. 

Can Ahmedims.a.v.sayfasına gitmek için tıklayınızahmeds sayfasına gitmek için tıklayınız

Jan. 13
NAZOwrote:

 

 

ŞEHİT MEKTUBU 

 

Oğlun Şehit... çatma kaşını Anne,

Metin olda dik tut başını Anne,

Gel; öp... kokla... mezar taşımı Anne,

Akıtma gözünden yaşını Anne!

Olsada bu dünyada gönlün ezik,

Eğilme kimseye tut başını dik!

Bu duygular bize tanıdık bildik,

Akıtma gözünden yaşını Anne!

Ölüm vaktin gelsin kavuşacağız,

Albayrak altında buluşacağız...

Mahşerde birleşip sarılacağız, , 

 

İSYANKAR-1İSYANKAR-2

KARDEŞLER

Jan. 9
http://mursit-htp5858.spaces.live.com/guestbook/

Bir Hakk dostu olan Muhammed Es'ad Erbili -kuddise sırruh- Hazretlerimiz'in dilinden gözyaşı tanımlamaları, gözyaşı hakkında söylenecek sözlerin fevkindedir.

"Hakk yolcularının Cenâb-ı ALLAH'a yaklaşabilmeleri için yegâne sığınak gözyaşıdır.

Çünkü;

Gözyaşı: İçin tehassür ifadesi ve gözün niyazıdır.

Gözyaşı: Nedamet mânâsını taşır, ALLAH'a bir nevi tevbedir.

Gözyaşı: Aşkın derûnî hislerini coşturan kelimesiz ve sadasız lisanıdır.

Gözyaşı: Ârifin kalbinin tercümanıdır.

Gözyaşı: Mağfiret için ALLAH'ın kullarından istediği istirhamdır.

Gözyaşı: Hakk'ın rahmetini tahrik ve merhametini celbeder.

Gözyaşı: Günahkârın sıdk ve ihlâs ile Rabb'lerine eyledikleri ubudiyet incisinin dâneleridir.

Gözyaşı: Yokluğa erenlerin saadet sermayeleridir.

Gözyaşı: ALLAH için öyle bir sermaye-i saadettir ki, rahmet, merhamet ve mağfiret habbelerini içinde taşıyan seyyid-ü istiğfar ve tevbe-i nasuhtur.

Gözyaşı: Günahların gufrânıdır.


RABBİM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN 

Jan. 8
NAZOwrote:
 
"http://img53.imageshack.us/img53/4858/sevgidamlalari1mmmtk8mg6.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.
Sen evimize gelsen ne yaparız,
Hemen koşup televizyonumuzumu kapatırız,
Bangır bangır çalan kasetçalarımızımı kapatırız yoksa
dedikodu yapan çenemizimi kapatırız
MUHAMMED'İM
Gelsen evimize hangi odaya alırız seni
Misafir odasınamı ne yüzle misafir odasına
Çünkü odadaki vitrinde putlar var duvarlarda abuk sabuk resimler
asılı onları kaldırmaya zamanımız olur mu?
MUHAMMED'İM
Sen gelsen sana ne ikram edeceğiz,
Amerikan içecekleri, Siyonist yahudi'nin ürettiği pasta çeşitlerini mi?
MUHAMMED'İM
Muhammed'im ölmedi toprağa gömülmedi
Sorarsanız nerdedir minicik kalbimdedir

Ey Muhammed ümmet i! Terk etme sünneti
Vallahi Muhammedsiz,
VERMİYORLAR CENNETİ !!!
♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥
CUMAMIZ MÜBAREK OLSUN!
Olsun ki, yürekler atsın Allah Allah diye.
Olsun ki, aşk-ı Muhammed gönüllere azık olsun.
Olsun ki, paramparça bu ümmet; kardeşlik bilinciyle kaynatılmış,

tevhid temeli üzerine kurulmuş, çatısı Kuran, zineti sünnet olan bir kaleye dönüşsün!..

Jan. 7
NAZOwrote:

||Kardelen|| Sizlere müjde! Ölüm i'dam değil, hiçlik değil, fena değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in'idam değil. Belki bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i Ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksandokuz ahbabın mecma'ı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.  (Bediüzzaman Said Nursi)... ...  

DOST ARARSAN MEVLA YETER

 
Kimseye minnet eyleme Dost ararsan Mevlâ yeter
Kullara derdin söyleme Dost ararsan Mevlâ yeter.

Dünya fani bir mekandır Dolup boşalan bir handır
O Rahim’dir o Rahmandır Dost ararsan Mevlâ yeter.

O daima yanındadır Baktığın her yönündedir
Damarında kanındadır Dost ararsan Mevlâ yeter.

O’dur günahları silen Aç elini ondan dilen
Bizi bizden iyi bilen Dost ararsan Mevlâ yeter.

Kâinatı döndüren o  Yanardağı söndüren o
Acıları dindiren o Dost ararsan Mevlâ yeter.

Kuyuda mahzur kalsanda Mısır’a sultan olsanda
Güne
ş
’e ay’a çıksanda Dost ararsan Mevlâ yeter.

Tevekkül et huzura er Gururunu yerlere ser
Ondan gelen o’na gider Dost ararsan Mevlâ yeter.

Varsayalım bu kaderim Onunla biter kederim
Bunu bilir bunu derim Dost ararsan Mevlâ yeter..!
 
 

HAYIRLI GECELER...ALLAH,A EMANET OLUN...

Jan. 6
http://mursit-htp5858.spaces.live.com/guestbook/

Resul-i Ekrem -sallALLAHu aleyhi ve sellem- Efendimiz çok az konuşur, konuşulanları dinler, ashabına da boş ve faydasız sözlerden kaçınmalarını tavsiye buyururdu.

"Yâ Resulellah! Benim hakkımda en çok korktuğunuz şey nedir?" diye soran bir zâta, mübârek dilini tutarak "İşte budur" buyurmuşlardır. (Tirmizî)

"Kurtuluş yolu nedir yâ Resulellah?" diyen bir zâta ise şöyle buyurmuşlardır:

"Dilini aleyhine (çıkacak sözlerden) muhafaza et, evin ile meşgul ol, hatalarına ağla!" (Tirmizî)

Bir Hadis-i şerif'lerinde ise şöyle buyuruyorlar:

"ALLAH'a ve ahiret gününe imanı olan ya hayır söylesin veya sussun." (Buhârî)

Diline sahip olan, diğer uzuvlarına da sahip olur.

RABBİM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN 
Jan. 4

hüda hüda

ALLAHIM GÖNLÜMDE OLANI HAKKIMDA HAYIRLI EYLE HAKKIMDA HAYRLI OLANI GÖNLÜME RAZI EYLE(amin)