hüda's profileRAHMAN VE RAHİM OLAN ALL...PhotosBlogGuestbookMore ![]() | Help |
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLAİNNA LİLLAH VE İNNA İLEYHİ RACİUN |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
January 06 Mutluluk ve Tevazu
![]() Sevdiğimizi kusuru ile kabul etmek mutluluk için ilk adımdır.
Mutluluk cefada gizli, vefada saklı bir manevi safadır. Mutluluk edepli olmaktır. Bunun ölçüsü, edep Peygamberi Hz. Muhammed’e (s.a.v) uymaktır. Mutluluk, Cenab-ı Hakk’ı ve halkı razı ederek sevinmektir. Mutluluk, sevdiklerimizi sevindirerek huzur bulmaktır. Mutluluk, nefsimizle birlikte ruhumuzu da sevindirmektir. Mutluluk, cennete giden yolu seçmektir. Güzel geçim güzel ahlaktır. Güzel ahlakın temeli tevazudur. Tevazu ailede, işte, cemiyette ve her yerde güzel geçim için vazgeçilmez bir ahlaktır. O elde edilmeden gerçek huzur bulunmaz. Tevazu, yüce Allah’ın azameti karşısında iki büklüm olup nefsini hiç bilmek, kulluktaki kusurlarını görüp kendi haline üzülmektir. Tevazu, kendinin haddini, karşıdakinin hakkını bilmektir. Tevazu, hakkına razı olmaktır. Tevazu, doğruyu kim söylerse söylesin kabul etmektir. Tevazu, yüceliğin ancak Allah’a ait olduğunu anlayıp kendini beğenmeyi ve halkı küçük görmeyi terk etmektir. Tevazu, her kulda yüce Hak’tan bir hak ve değer olduğunu bilip Allah için onlara edeple davranmaktır. Tevazu, “herkes yahşi ben yaman” diyerek kendi noksanlarına bakmak ve kusurlarına çare aramaktır. Kusuru kendisinde arayan kimse, hem kusurunu kolay bulur hem de karşısındakine karşı edepli olur. Niyeti doğruyu bulmak olana yüce Allah yardım eder, sabır verir, anlayışını açar, kalbini genişletir, nefsinin sertliğini giderir, şeytanın hilesini gösterir, Hakk’ı sevdirir, haklıyı buldurur.
Böylece hayat güzel olur. Bencil ve kibirli bir aile, ne yaparsa yapsın huzuru bulamaz. Yüce Yaratıcı’sının hükmü karşısında saygı ile eğilmeyen baş kibirlidir. Kibirli kimse katı olur. Kibirli kimse ince bir aşk ile sevmeyi bilmez, incelip e bir gönüle giremez.
Böyle biri düşmanıyla değil, dostuyla bile geçinemez.
Ta ki tevbe edip, gerçek tevazuyu elde edene kadar.
S. Muhammed Saki EROL January 02 YA RAB!..
EY İNSAN![]()
December 12 KENDİNİ O'NA AFFETTİR
November 09 İster evli, ister bekar olun MUTLAKA okuyun ;)![]() İster evli, ister bekar olun MUTLAKA okuyun ;)
Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, birde sinirlenmişti. Alaycı bir ses tonuyla: -Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu -Hayır çikolata parası lazım! Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. "Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor" diye düşündü - Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz? - Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız. Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı. -Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız? -Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim. -Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın? - Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum. -Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla. -O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu. Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acabasöyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü -Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi? Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı. - Ben dilenci değilim. Işim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım.Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım. Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi. -Oturun biraz dertleşelim bari, dedi. Adam çekingen çekingen oturdu yanına. -Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban? -Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar. -Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ? -Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim. -Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun. -Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı. -Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin -Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem. - Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz.Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun.Para mı acaba bizi mutsuz eden? -Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim.Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan. -Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor.Bir de fakir olsam kim bilir ne olur? -Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur. -Sizin mutluluğunuzun sırrı bu mu ? -Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor. -Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir? -Küçük kızı severek. -Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ? -Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin. -Nasıl yani ? -Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar.Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. Iltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi? -Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar.Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye sorar durur. -Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi olmuşsun"demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim. -Işte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona "bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz. -Hiç kavga etmezmisiniz siz? -Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana. -Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda. -Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma.Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar.Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar.Çok narindir onlar.Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler. -Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum -Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin. -Haklısın da bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum. -Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi.Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik.Bazen aç kaldığımız günler oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim onu. Adam ayağa kalktı. -Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur. Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı. -Sizi tanıdığıma çok memnun oldum. Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi. -Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi. Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküpyıkadı., sonra eşinin önüne koydu. -Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.Inci hiç konuşmadı. -Sorsana "niye" diye.. -Inci kızgın kızgın: -Niye? Diye sordu. -Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet ciddi bir ses tonuyla. Inci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı. -Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım. -Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu her zaman beklediğim istediğim bir şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım" -Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın. -Özür dilerim seni kırdığım için. Sonra Bülent yere diz çöktü. -Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu. Inci kıkır kıkır gülmeye başladı -Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin, dedi. Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü.Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü. ""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR '' "
![]() October 26 Ey Rabbi Rahimim!
Ey Rabbi Rahimim ! Yardım eyle ,kendime gelem, YOL UZUN...![]()
YOL UZUN
Ya Rab bu hasrete can dayanmıyor;
Zaman kısa ben yorgunum yol uzun... Her adımda bir engel var salmıyor.. Zaman kısa ben yorgunum yol uzun... Mümkün mü bu yolda maksuda ermek?
Mümkün mü sılada dost yüzü görmek? Âşıka ar gelir geriye dönmek; Zaman kısa ben yorgunum yol uzun... Çekilmez bir şelek vurdun arkama;
Şaşırdım yollarda kaldım akşama.. Umudum her zaman bakidir amma Zaman kısa ben yorgunum yol uzun... Sevip sevilmemek varsa kaderde
Hangi doktor ilaç verir bu derde? Hastayım susuzum gurbet illerde; Zaman kısa ben yorgunum yol uzun... Ey hanlar hanını halkeden Hancı!
Bir yudum aşkınla doğdu bu sancı. Ey fakir ekmeği Mü'min inancı! Zaman kısa ben yorgunum yol uzun... Abdurrahim Karakoç
![]() ......h@y@t bir uykudur,
ölünc€ uyanır insan;
s€n €rken davran,
ölm€d€n önc€ uyan ..... KIRILAN KALP
Kırılan Kalp
![]() Bir dal kırılırsa tekrar tutabilir Bir cam kırılsa belki tekrar yapıştırmak kabildir Bir kuşun kanadı kırılınca uçamaz zannedilir; iyileşince uçması mümkün Ya kalbin kırılışı, inkisara uğrayışı, bin parça oluşu, yok mu, ne onulmaz şeydir o? Sonsuz hayatı kaybettirir insana Maddi şeyler kırılınca yapıştırılır, birbiri ne tutturulur da yine bir şeye benzer Fakat manada öyle mi? Bir kere kırılan kalbin parçalarını hangi maharetli el birleştirebilir? Mevlanın nazar-gahı olan gönüldeki inkisar, yüzde teessürünü gösterince o gönlü almak ne kadar müşküldür artık Bazen bir söz, karşıdaki insanın dünyasını yıkar, harab eder Bazen bir bakış öldürür insanı Bazen de bir yüz ifadesiyle kaynar su dökülmüş gibi olur kişi başından aşağı “İlim ü amel ne fayda Bir gönül yıktın ise” dediği gibi şairin, büyük bir cürümdür gönül yıkış Hele hele hassas insanların kırılışı bambaşkadır Böyle kişilere karşı oldukça dikkatli hareket etmek gerekir En küçük kırıcı bir söz ve hareketten kaçınmalıdır insan Zira gönül yarasının merhemi yoktur Kırılan harab olan bir gönülden yükselen feryat da kabule karindir Hakkın katında Zira “Mazlumun ahı gökyüzüne kıvılcım şeklinde yükselir” buyuruyor Nebiler Nebisi İnsan ne kadar sert mizaçlı olursa olsun, eğer dikkat ederse gönül yıkmadan, kalb kırmadan, bir ömür sürebilir Hiçbir zaman “Tabiatını, huyum” diyerek atamaz bu vebali üzerinden Zira yapılan hareketlerde Mevla’ya karşı sorumluluğunu unutmamalı insan Ve hesap vereceğini İşte sert ve haşin mizaçlı, celadetli bir zat olan Ömer bin Hattab’ın sözü: “Ey Kabe! Seni bin kere yıksam tekrar yapabilirim Fakat kırılan bir kalbi asla!” ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() June 18 ((Ama biz tenhalaşmıyoruz ki )) ((Ama biz tenhalaşmıyoruz ki ' dedi genç kız gözlerini yere indirirken....
Biz sadece sohbet ediyoruz..... Konuşuyoruz güncel mevzulardan, yazıdan ve kelimeden, gidişattan... zaman zaman havadan ve sudan… bazen derinlemesine, bazen öylesine… ama saatlerce.... Tenhalaşmıyoruz dedi genç kız ısrarla... Oysa neydi tenhalaşmak; kötü karakteri şeytan olan üç kişilik bir film seti… Ya da iki kişinin şeytana yol haritası çizdiği bir yarışın en önde seyreden otomobili… Bir yalnızın iki olabilmek adına nefsinde verdiği "kalbim temiz" brifingleri. .. kimine göre bir kapıyı kapatmak kadar basit bir eylem... kimine göre tüm kapalı kapıların üstüne kilitlendiği yarı karanlık bir sofa... Bazen bir kadın ve bir erkeğin diğer tüm beşerin soluk alıp vermesi kadar çok bahaneyi “doğru düşünce ve prensip” duvarlarına vurması, çarpması, kırması ama yok edememesi… Bazen de “biz iki olgun insanız, biliriz kendimizi” diyerek çiftlerin dağların zirvesinde, ya da ormanın gölgesinde, yahut ırmağın akışında, tenha adına en tenha neresi varsa orada bile tenhalaşamaması…yani yok edememesi o kesin hadis-i şerifi… sorumluluğunu buharlaştıramaması… o sorumluluk ki kadın ve erkeği saçından yada eteğinden kavrayıp kalabalıkların içine çekmeye muktedirdir… Ama biz tenhalaşmıyoruz dedi kız üstüne basa basa… Oysa ona göre sadece bir odada yalnız bırakılmışlık haliydi tenhalaşmak… bir bay-bir bayan; masa, koltuk ve sehpa, duvar, halı ve pencere…vs… oysa yaşanan neydi; bir bay-bir bayan; ekran, kablo ve teller, kodlar, 01 ler, adresler…vs… Bu açıdan bakmayı sevmedi genç kız “seslerimizi duymuyoruz mesela” dedi … oysa ses, havanın ses tellerini titretmesi ve dilin beyinden aldığı emirle o çıkan tınılara hükmetmesi demekti; ya dilim elime inip, parmaklarıma yürürse... mesela tuşların her biri ses teli hükmüne geçip, parmaklar dil gibi ona hükmediyorsa… öyle ya dile hükmeden akıl, parmağı başıboş bırakmaz değil mi? Ama bakışlar yok dedi kız... g Ama harama giden bir ayak, harama uzanan bir el yok ki dedi kız; oysa bazen tüm küçük adımları koca bir adıma sığdırıp tek adımda bulaşırız günaha… ve elin tek bir hareketi ve bazen masum bir “tık” sesi ; bazen o kadar da masum ve yalın olmayabilir… illa günah sıcak ve akıcı mıdır…seni alıkoyan her günah ister millerce uzağında olsun, ister ışık hızı yakınında olsun senin ceza sebebindir… Bir başka mütedeyyin bey ben eşimi aldatmam ki dedi özelindeki 12. bayanla konuşurken… biz nitelikli sohbet ediyoruz... sözüm ona beyin fırtınaları estirmektedirler… içeride yan odada çocuklarına laf anlatmaya çalışan hanımsa kendisine ne zaman sıra gelecek diye bekler durur… beklesin bey irşad etmektedir, cihad yazıları yazmaktadır… Normal yaşantısında tek bir beyle bile kişisel muhabbete girmeyen dindar bayanların adres defterinde onlarca bey ve bilgisayar başında geçen onlarca saat… “kendin”leştirirsin yazıyı ve imgeleri.. komiksindir… cazipsindir… denksindir.. ama çoğu kez Allah’a yalan söylersin… ben sadece din adına yazıyorum, öğrenip-öğretiyorum dersin… "kardeş" dersin ama bunun şimdilik olduğunu bilirsin… Velhasıl; insan gittiği her yeri kendileştirir… sanalı da, hayali de… içindeki isyankar yanına bir rumuz takar, isyan eder sinirlendiği konu başlıklarına… içindeki saldırgan yanına bir isim takar sevmediği şahıslara saldırır… kalbine hapsettiği aşık yanına bir isim takar ve site site maşukunu arar… bazen gününde değildir mütevazı takılır… ama asla ve asla kendi ismini kullanmaz.. kendi ismi mütevazi olamayacak kadar dik, saldırgan olamayacak kadar asildir… Aman canım sanal ortamdayız dedi kız son koz olarak… unutmayalım ki; tüm yaratılmışların ve tüm buudların, bildiğimiz-bilmediğimiz tüm alemlerin ve dahi sanal alemin ilahı yine Allah (CC) tır. Ve şeytan kendini ***ürdüğün her yerde ya eline ya parmağına musallat olmaya devam edecektir… ![]() ![]() June 17 ÖLÜM SON DEĞİL NELER BEKLİYOR BİZİ...?![]() İnsan acizdir. Bir felaket mallarını alır götürür, bir hastalık onu yatağa salar, bir iftira hayatını berbat eder... Dertler çok... Milyonlarca bela dolaşıyor... Amma hepsi 'ın emrinde... Onlar bir bakıma melektir. o dertlere diyor ki: "Şu kuluma git. Cenneti istiyor bu kulum benden. Sen, git ki, o adamın günahları azalsın, sevapları artsın." Dert gidip, saplanıyor o adama! Adam başlıyor oflamaya... Derdi vereni bilmiyor adam. Derdi vereni bildinse sefa ender sefadır bil... Bediüzzaman buyurmuş ki: "Nefis daima ıztıraplar, kalâklar (can sıkıntısı, gönül darlığı) içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor. Hükm-ü kadere razı olmuyor Hâlbuki şemsin tulû ve gurubu (güneşin doğuşu ve batışı) muayyen ve mukadder olduğu gibi, insanın da bu dünyada tulû ve gurubu ve sair mukadderat, kalem-i kaderle cephesinde yazılıdır. İsterse başını taşa vursun ki, o yazıları silsin, fakat başı kırılır, yazılara bir şey olmaz ha!.." (Risale-i nur, Mesnevi-i Nuriye) Her halin 'tan geldiğini bilen insanı, hangi mesele isyana götürür? 'ın her verdiğine razı olan, huzursuz olur mu? "Benim için , bu hali uygun bulmuş, elhamdülillah!" diyen insan, rahat eder kurtulur. Merkez Efendi buyurmuş ki: "Her şey merkez-i mahsusundadır!" Yani her şey kendi hususi, olması gereken yerindedir. Öyleyse başımıza gelen her şey, Sevk-i İlahi'nin tayin etmesiyledir. Bu tayin, bizim için en güzel olanıdır. Başımıza gelene razı olmak kadar insanı rahat ettiren bir şey yoktur. Ümitsiz olursak ne olur? Ümitsiz olursak biteriz. Aşırı bir kedere düşeriz. Her insanın "yorum" hakkı vardır. Yorumlarımızı karamsar da yapabiliriz, iyimser de... Bu, insanın elindedir. O halde niye ümitsiz olalım? Nefsi, insana bazen öyle şeyler söyler ki, insanın düşmanı söyleyemez. Akıl büyük bir nimettir. Fakat akıl, pişmanlıkları, evhamları bize taşırsa o zaman akıl başa bela olur! Bazen bana kötü düşünceler geliyor. Bir bakıyorum dakikalar, saatler geçmiş. "Ya Rabbi; bu düşünceler bana ait değil. Kurtar beni onlardan!" diye dua ediyorum. "Lâ ilahe illallah, Lâ ilahe illallah" demeye başlıyorum ve kurtuluyorum o halden. Organizmanın ruha, ruhun organizmaya tesiri vardır. Karamsar ruh, organizmayı hasta eder. Adam beş karış suratla geziyor. Bundan büyük hastalık mı var? İnsanı çıkmaz sokağa düşüren, kendi düşünceleridir. Ben bazen diyorum ki kendi kendime: "Yok. Ben bu hastalıktan kurtulamam..." İşte kendi kendimi çıkmaz sokağa soktum. Sonra diyorum ki; "Niye iyileşmeyeyim? Şifa 'tan." Şimdi çıkmaz sokaktan çıktım. Beni şehir dışından, yurtdışından konferans vermem için çağırıyorlar. Onlara diyorum ki: "İyileşince geleceğim." Ümidim var, iyileşeceğim. Geçmişte ne hastaları iyi etmiş ... Adam diyor ki: "Ağabey iyileşeceksin, iyileşeceksin..." Diyorum ki: Söyle yahu; dua niyetiyle söyle!" Sıkıntılara, felaketlere, hastalıklara sabır içinde şükreden de şükretmeyen de aynı sonuca ulaşacak, fakat biri sabretmenin rahatlığını ve sevabını kazanacak; diğeri hem günaha girecek hem de çile çekecek. En iyisi ümitli olmak... Ümit, her derdin şifasıdır. HEKİMOĞLU İSMAİL ![]() June 13 KALBİN VAZİVESİ NEDİR? KALBİN VAZİFESİ NEDİR? Mehmet ILDIRAR EY BİR ÖZGE MUHABBETİN ALİMİ, KİMSELERE ANLATAMAM HALİMİ . SEN BİLİRSİN İÇİMDEKİ ZALİMİ, CAN ÖĞÜTÜR DEGİRMENİ EFENDİM TUT ELİMDEN KALDIR BENİ EFENDİM. Eğer içki gibi,diğer günahlar da size sarhoşluk verseydi, aranızda ayakta duran insan kalmazdı...Eğer içki gibi, diğer günahlar da size sarhoşluk verseydi, aranızda ayakta duran insan kalmazdı…”
Ben bu sözü yıllar önce okuyunca çok ilgimi çekmişti, fakat esrarı bana yeni yeni açılmaya başladı. Bana açılan şifrelerin bir kısmını arz edeceğim. Belki sizler de size açılanları, YORUM olarak aşağıya eklersiniz ve bu anlamlı sözdeki esrarın, daha fazla çözülmesine katkıda bulunursunuz… •Evet, öyle çok çeşitli günahlara müptelayız ki, âşinâ olduğumuz bu günahların farkına bile varamaz olduk. Veya birlikte yaşamaya alıştığımız bu günahların ayyaşı olduğumuz halde, sıradan hareketler ve meşru işler zannetmeye başladık. Şer’î hükümleri referans almamız gerekirken, kendi bozuk yaşantımızı referans almaya başladık. Bizim yaşantımıza uymayanları da kınar ve dışlar olduk. Ahlâklı ve halîm-selîm yaşayanlara; “..yahu sen de ot gibi yaşıyorsun, ne sigaran var, ne içki içersin, ne rüşvet alırsın, ne karıya kıza bakarsın, seninki de hayat mı? Sürekli kitap okuyorsun, okuyup ta âlim mi olacaksın?” diyenleri çok gördüm… Oysa her birimiz her an sınav içindeyiz. Her hareketimizden imtihan ediliyoruz. Ömrümüz kısa, vazifelerimiz pek çok. Sekerât, kabir, berzah, mahşer, sırat, mahkeme-i Kübra ve ebedi âlem gibi uzun ve meşakkatli yolculuklarımız için hazırlıklar yapmak zorundayız. İnanmamak, bunların hiçbirisine engel değil, inanmamak sadece ebedî saadetlere ve ebedî Cennet hayatına engeldir… Bu dünya iki kapılı bir han gibi, her gün dolup boşalıyor. Her gün en az 300.000 kişi Yüce Rabbimizin “..İrci’ıî” yani “..haydi dön artık” emriyle, Hz. Azail a.s. ile muhatap oluyor. Yukarıda arz ettiğimiz o uzun sefere (istese de, istemese de) çıkarılıyor. Binler pişmanlıklarla ve aâh-keşkelerle o yolculuk başlıyor… “Eğer ALLAH, zulümleri yüzünden insanları cezalandıracak olsaydı dünyada tek canlı bile bırakmazdı. Fakat onları takdir ettiği bir vâdeye kadar bekletir. Vâdeleri gelince ne bir an öne alabilir, ne bir an geriye bırakabilirler.” (16.Sure/61.Ayet & 21./35.) •İşte bu gerçekler karşısında gafil olmamak için, kendi bozuk yaşantımızı referans almak yerine, dünyanın ve âhiret’in yegâne sahibi ve âmiri olan yüce ALLAHın emir ve yasaklarını referans almak zorundayız… Bu nedenlerle de, O’nun c.c. emir ve yasaklarını çok iyi öğrenmemiz, bilmemiz şarttır. Şimdi, mutlaka sakınmamız gereken ‘büyük günahlardan’ bazılarını hatırlayalım: Yalan söylemek. Gıybet etmek. İsraf etmek. İftira atmak. Rüşvet almak veya vermek. İçki içmek. Zina etmek, hattâ gözlerini haramdan sakındırmamak. Tesettüre riayet etmemek. Faiz almak veya vermek. Domuz eti veya leş yemek. Ana-babaya itaat etmemek. ALLAH’tan korkmamak. Cahillikte ısrar etmek. Büyü yapmak veya yaptırmak. Haset etmek ve kibirli olmak. Dedi-kodu yapmak vs… Bu emir ve yasakların her biri üzerinde, ayrı ayrı araştırmalar yapmak ve mutlaka titizlikle uygulamak zorundayız. Bu girizgâhtan sonra ben dikkatlerimizi çok ilginç bir konuya çekmek istiyorum. Baştaki cümleyi tekrar hatırlayalım: •“Eğer içki gibi, diğer günahlar da size sarhoşluk verseydi, aranızda ayakta duran insan kalmazdı…” Yüce Rabbimiz hem merhameti gereği, hem de ‘imtihan’ yani ‘sınav kuralları’ gereği, diğer günahlar için böyle bir netice yaratmamış. İbret almamız için sadece bir içki yasağı üzerinde göstererek, dikkatlerimizi çekmiş. (ALLAH-ü e’lem.) Acaba her bir günah için, o günahı işlediğimize dair alametler yaratmış olsaydı, halimiz nice olurdu? Çevremizdeki manzara nasıl olurdu? Biraz düşünelim mi?... •Meselâ; yalan söylediğimiz zamanlarda da sarhoş olsaydık veya pinokyo gibi burnumuz uzasaydı, çevremizde normal burunlu insan kaç kişi kalırdı acaba? •Haram yediğimiz zaman, tövbe edinceye kadar karnımız dokuz aylık hamile kadınlar gibi şişseydi, dışarıda nasıl dolaşabilirdik? •Gıybet ettiğimiz zaman, dilimiz kabararak ağzımızdan bir karış çıksa ve sürekli kanasaydı, el âlem içinde nasıl dolaşabilirdik? •Rüşvet veya faiz günahlarından sonra, en çok değer verdiğimiz mal ve mülkümüz üzerinde, mutlaka yangın çıkarak telef olsaydı, ne yapabilirdik? •İsraf ettiğimiz zaman cildimiz mavileşseydi, çoğumuz lâcivert dolaşmaz mıydık? •Harama baktığımız zaman, siyah-beyaz görmeye başlasaydık, hayatın tadı kalır mıydı? Hele hele zina suçundan sonra kör olsaydık, buna kim cesaret edebilirdi? Burada çok önemli bir hususa dikkat çekerek, sizleri vicdanınızla baş başa bırakacağım. 1.)Yüce Rabbimiz bütün bunları veya çok daha fazlasını yapmaya kâdirdir. Ancak, bizlere ibret için sadece içki ve uyuşturucu kullananları acilen sarhoşluk ile ifşâ ediyor. Diğer günahları işleyen kimselerin ayıpları, burada gizli kalıyor. Yani, o kimseyi sarhoş edip veya bir başka ceza ile ifşâ ederek, ayıbını acilen açığa vurdurmuyor… •Şayet böyle olsaydı imtihan edilmemiş olurduk. Çünkü bu günahları, ‘çevremize karşı rezil olmaktan’ korktuğumuz için terk ederdik… Siz, herhangi bir sınav sırasında yanlış yapan öğrencinin eline vuran, yanlış yaptığı soruyu çizen veya azarlayan hoca gördünüz mü hiç?... En doğru, en güzel ve son söz: •Her nefis ölümü tadıcıdır. Bir imtihan olsun diye Biz sizi hem kötülükle, hem iyilikle deneyeceğiz. Sonunda ise huzurumuza döneceksiniz. (21.Sûre, /35. Âyet.) •Müminler sadece "İman ettik" demeleri sebebiyle kendi hallerine bırakılıvereceklerini, imtihana tâbi tutulmayacaklarını mı zannediyorlar? (29.Sure, /2.Âyet.) ![]() Raif ÖZTÜRK NASUH TÖVBESİDünya imtihanında içine düştüğümüz karanlıktan çıkış için tek bir yol var. Davetin, çağrının geldiği yöne dönmek ve nefsin, şeytanın hilelerine kulak asmadan yürümek... İşte bu yürüyüş tevbedir ve sonu aydınlığa çıkıştır.
İnsan, günah, hata, suç ve başkaldırıyla dolu dünyanın zulmetli atmosferinde gününü gün etmeye çalışıyor. Yüce Yaratıcısı onu kulluk göreviyle yeryüzüne göndermişken, o tam bir gaflet ve zavallılıkla Yaratıcısı’na itaati bir türlü beceremiyor. Yaptığı çoğu şey de kusurlu. Gafletine gaflet katan günahlardan her tattığında, hakkı gören gözü daha bir körleşip, nazargâh-ı ilâhi olan kalbi daha bir kararıyor. Bu nedenle arınıp temizlenmeye muhtaçtır insan. Tıpkı kirli bir elbisenin temizlenmesi gibi... Peki nedir onu temizleyip ak-pak edecek olan? Elbette ki tevbe... Yeniden doğmuş gibi Günahlarla kirlenen insanoğlunun tek kurtuluş ümididir zira tevbe. Nitekim Hak Tealâ Hazretleri bu gerçeğe şöyle işaret buyurur: “Ey iman edenler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur, 31) Günahına tevbe eden kişi, Efendimiz s.a.v.’in ifadesiyle “günahsız kimse gibidir”. Yani tertemizdir. Bu müthiş iksirden yudumlayan her kişi taze bir can bularak yeniden dirilir. Allah’la arasında engel olan perdeler bir bir açılır. Böylece ölen kalp, körelen göz, duymayan kulak yeniden çalışmaya ba?lar. Anlayışı keskinleşir insanın, muhabbeti artar. Yeni bir soluk gelir kulluğuna... Tevbe, imana özgü hallerin ilki, Hak yolculuğunun başlangıç noktası, vuslat kapısının anahtarıdır. Kulun hatasını anlayıp, günahlarına pişmanlıkla Allah’a yönelmesinden daha kıymetli bir şey yoktur. Nasıl bir tevbe? Sözlük anlamı itibariyle “bir şeyden geri dönmek” manasına gelen tevbe, dinî terim olarak “günahtan pişmanlık duyup vazgeçmek” demektir. Vicdanen çirkin bulduğu için değil de bedenine, malına, makam ve haysiyetine zarar vereceği endi?esiyle günah ve kabahatten vazgeçmek tevbe değildir. Asıl tevbe, dünyevî menfaatlerine ters olsa bile, sırf Allah Tealâ’nın rızası için günahı çirkin görüp tiksinti duyarak ondan vazgeçmektir. Tevbeden maksat, sıfat-ı zemimeyi, yani nefsin kötü sıfatlarını iyiye döndürmektir. Bir başka ifadeyle; nefsin sıfatlarından en aşağı derecede yer alan ve sürekli kötülük yapmayı emreden nefsi, itminana ermiş, kulluğunu hakkıyla bilen nefse çevirerek, Allah Tealâ’nın “İrci’î (dön)” hitabına kabiliyet kazandırmaktır. Nasuh tevbesi Cenab-ı Hak bizden alelâde bir tevbe istemiyor. Bir kere yapılacak tevbenin “nasuh tevbesi” olması ?art. Nitekim Cenab-ı Hak bir ayet-i celilede: “Ey iman edenler, Allah’a nasuh tevbesi ile tevbe edin!” (Tahrim, 8) buyurmaktadır. O tevbe ki samimiyet ve sadakat ifade eder. Adam gibi tevbe yani... Ve bu tevbenin yerine getirilmesi gereken bir takım şartları var. Evvela kişi, günahın zararlı bir şey olduğunu, Allah ile arasına perdeler çektiğini aklının bir kenarına yazacak. Sonra, geçmişte yapılan günah ve hatalara samimiyetle –onların vicdana yaşattığı iç sancısını kalpte hissederek- pişmanlık duyacak. Zira Allah Rasulü s.a.v.’in bildirdiğine göre, “Pişmanlık tevbedir.” (İbni Hibban, Hâkim) Tevbenin bir diğer şartı, kötü alışkanlıkların yanı sıra kötü arkadaş ve dostları da terk etmektir. Zira onlarla arkadaşlığa devam edildiği takdirde kendilerinden eninde sonunda etkilenilir. Tıpkı gün boyu kahvehaneye girip çıkan birinin sigara dumanı kokması gibi. Bu nedenle Sevgili Peygamberimiz s.a.v., “Kişi dostunun (arkadaşının) dini üzeredir. Sizden biri kiminle dostluk kurduğuna baksın (dikkat etsin!).” (Ahmed b. Hanbel) buyurmaktadır. Zünnûn el-Mısrî ?öyle der: “Tevbe, geçmiş günahlardan dolayı sürekli pişmanlık duymak, bir daha günaha dü?mekten korkmak, kötü dostları terk etmek, cennetliklerle birlikte olmaktır.” Öte yandan hak sahiplerine haklarını ödeyip, kendileriyle helalle?mek gerekir. Yapılacak iyilikler, yaptığımız haksızlıkları temizleyecektir. Allah Tealâ’nın üzerimizdeki haklarını ise, aslında ödemek asla mümkün değilken, O bize lutfederek bir kısmını yalnızca tevbeyle, bir kısmını da tevbe ile birlikte kaza ve kefaretle ödenir şekle sokmuştur. Örneğin namaz ve orucun terkinden dolayı kaza gerekirken, yemini bozmaktan dolayı kefaret gerekmektedir. Bir daha yapmamak Tevbenin en önemli şartı ise, yapılan tevbenin üzerinde durmak, yani Allah’a verilen “bir daha yapmayacağım” sözünde azim ve kararlılık göstermektir. Eğer tevbe ederken aklımızın bir kenarında günah ve hatalarımızı tekrarlamaya dair bir düşünce yatıyorsa, o tevbe reddedilir. Yani samimi (nasuh) tevbe olmaz. Sahabilerden Muaz b. Cebel r.a. bir gün sorar: - Ya Rasulullah! Nasuh tevbesi nedir? Rasulullah s.a.v. şöyle buyurur: - Kulun, yapmış olduğu günaha öyle pişmanlık duyması ve Allah’tan öyle özür dilemesidir ki, sütün memeye dönmediği gibi, bir daha günaha dönemez. Zerr İbni Hudeyc r.a. demiştir ki, Ubey İbni Ka’b’a sordum: - Nasuh tevbesi nedir? Dedi ki: - Bu konuyu Rasulullah s.a.v. Efendimiz’e sordum. Buyurdular ki: “Günah işlediğin zaman çok pişman olman ve o pişmanlıkla beraber Allah’tan mağfiret dileyip bir daha o günahı ebediyen işlememendir.” Bu arada şunu da hatırlayalım ki, Sevgili Peygamberimiz s.a.v. bir peygamber olduğu halde günde yetmiş veya yüz defa tevbe ettiği rivayet edilmiştir. O günah işlemez iken böyle yapıyorsa, bizim tevbe-istiğfara ne denli ihtiyacımız olduğu daha bir açıklıkla görünüyor. Temizlenip arınmak, Hakk’a ve hakikate dönmek için hep birlikte tevbeye sarılmalıyız; samimiyet, sadakat, yakarış ve gözyaşıyla... Ne mutlu kendini arındıran kullara. Onlar ki; “Kendini arıtan saadete ermiştir.” (Şems, 9) hitabının muhataplarıdırlar. Kürşat Salih YAMAN
May 30 DUA
![]() ''ALLAH'a çağıran, salih amel işleyen ve ''BEN teslim olanlardanım diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?'' FUSSiLET-33 ''YA RABBİ!.. Günahlarımızı rahmetinle af ve mağfiret eyle! Ölülerimizi de mağfiret eyle, yaşayanlarımıza hayırlar ihsan et!
Riyadan, nifaktan, şikaktan, her türlü hastalıktan, kazadan, belâdan, tembellikten, âcizlikten, zelil olmaktan, zulüm etmekten ve zulüm görmekten, cimrilikten, müsriflikten, azdıran zenginlikten ve doğru yoldan ayrılmaya sebep olan fakirlikten, şeytan ve nefsin şerrinden, düşmanın galebesinden, kötü huydan, bidat işlemekten, dalalete düşmekten, halis olmayan amelden, her çeşit günahtan, küfre girmekten, ölürken gelecek fitnelerden, kabir azabından, dinimize ve dünyamıza zarar verecek işlerden sana sığındık, bunlardan bizleri koru YA RABBi!.. YA RABBi!.. Bize sarsılmaz bir iman, güzel bir ahlâk, şükredici bir kalb, sabredici beden, zikredici dil, kaza ve kaderine rıza gösteren hayırlı ömür, salih evlât, dünya ve ahirette güzellik ihsan et! Ana ve babamızı da mağfiret eyle! YA RABBi!.. Kendi sevgini, sevdiklerinin sevgisini, bütün enbiyânın, Ehl-i beytin, Eshâb-ı kirâmın ve bütün evliyâ-i kirâmın sevgisini ve sevgine kavuşturacak amel ve işleri nasip eyle! Ey efendilerin efendisi,
Ey dulara cevap veren, Ey iyiliklerin sahibi, Ey dereceleri yükselten, Ey bereketleri büyük olan, Ey hataları bağışlayan, Ey belaları def eden, Ey sesleri işiten, Ey dilekleri veren, Ey sır ve gizlilikleri bilen, Ey hasta kullarına şifa veren, Ey merhametlilerin en merhametlisi.. Sen bütün kusur ve noksan sıfatlardan münezzehsin, SEN'den başka İLAH yok ki biza imdat etsin. EMaN ver bize, EMaN diliyoruz .bizi cehennem azabından muhafaza eyle.. hamd ve sena sahibi,
Ey şeref ve yücelik sahibi, Ey fahr ve bahaa sahibi, Ey ahd ve vefa sahibi, Ey af ve rıza sahibi, Ey iyilik ve bağış sahibi, Ey kesin söz ve hüküm sahibi, Ey izzet ve sonsuzluklar sahibi, Ey karşılıksız iyilikler ve nimet sahibi.. Ey gaybları bilen,
Ey günahları bağışlayan, Ey ayıpları örten, Ey sıkıntıları kaldıran, Ey kalbleri değiştiren, Ey kalbleri nurlandıran, Ey kalblerin tabibi, Ey kalblerin sevgilisi, Ey kalblerin dostu.. SEN bütün kusur ve noksan sıfatlardan münezzehsin, SEN’den başka İLAH yok ki bize imdat etsin. EMaN ver bize, EMaN diliyoruz. Bizi cehennem azabından muhafaza eyle.. Ey Rabbimiz! Bize hile yapanları ve yapmayı düşünenleri, bize komplo kuranları ve kuracak olanları, düşmanlık yapanları ve yapacak olanları, aldatanları ve aldatarak hile yapacak olanları Sana havale ediyoruz. Ey Rabbimiz! Bizim ve iman ve Kur’an hizmetindeki kardeşlerimizin; istediğimiz ve istemediğimiz, bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün ihtiyaçlarımızı gider ve bütün belaları bizden sav. Dünyanın her yerindeki Senin rızan için hizmet eden kardeşlerimizi bizlerle beraber ihlas-ı etemme muvaffak eyle. Ey Rabbimiz! Bütün günahlarımızı küçüğünü-büyüğünü, evvelini-ahirini, açığını-gizlisini bağışla. Bize merhamet et, kırığımızı- döküğümüzü sar ve bizi yücelt. ![]() Ey gaybları bilen,
Ey günahları bağışlayan, Ey ayıpları örten, Ey sıkıntıları kaldıran, Ey kalbleri değiştiren, Ey kalbleri nurlandıran, Ey kalblerin tabibi, Ey kalblerin sevgilisi, Ey kalblerin dostu.. SEN bütün kusur ve noksan sıfatlardan münezzehsin, SEN’den başka İLAH yok ki bize imdat etsin. EMaN ver bize, EMaN diliyoruz. Bizi cehennem azabından muhafaza eyle.. Ey RABBimiz! Mülkün sahibi sensin. Dilediğine mülkü verir, dilediğinden alırsın. Dilediğini aziz, dilediğini zelil edersin. Bütün hayırlar, iyilikler senin elindedir. Sen her şeye Kadirsin, Sen Lütfedensin bize dünyada ve ahirette iyilikler ver. Ey RABBimiz! Bizim ve çocuklarımızın kalplerimize İslam nurunu, KURAN hidayetini bahşeyle. Bütün soyumuzu İslam’a ve KURAN'a bağlı insanlar eyle. Hepimizi müslüman olarak yaşat. Bizi dünya ve ahiret mutluluğuna nail eyle . Ey RABBimiz! Habibin MUHAMMED MUSTAFA (sav) yüzü suyu hürmetine; müslümanların kalplerindeki her türlü ayrılık tohumlarını gider. Bizi ashab-ı kiram gibi birbirine dost ve birbiri için yaşayan insanlar eyle . Ey yardım isteyenlerin yardımcısı, Ey şaşkınların yol göstericisi, Ey korunmak isteyenlerin koruyucusu, Ey günahkarların bağışlayıcısı, Ey korkanlara emniyet veren, Ey miskinlere merhamet eden, Ey yalnızlık duyanların dostu, Ey darda kalanların dualarına cevap veren, SEN bütün kusur ve noksan sıfatlardan münezzehsin, SEN'den başka İLAH yok ki bize imdat etsin. EMaN ver bize, EMaN diliyoruz.Bizleri cehennem azabından muhafaza eyle... Ey RABBimiz! Nesillerimize inayet eyle, onların imdadına koşmayı bize nasip eyle. Kalbi, gönlü kırıkların, ihtiyaç sahiplerinin imdadına koşmayı bizlere nasip eyle. Bizleri birbirimize sevdir ve insanca yaşamayı nasip eyle. Kalplerimizi, ayaklarımızı kaydırma. Ey RABBimiz! Senden ah-u efgan edip sana dua dua yalvaran, Sana karşı saygı ile dopdolu olan ve Senin yoluna yönelen kalpler istiyoruz. Nefislerimize takva bahşeyle ve onları temizle. Ey RABBimiz! Hatalarımızı kar ve dolu suyu ile yıka. Kalblerimizi günahlardan beyaz elbisenin kirden temizlendiği gibi temizle ve bizimle günahlarımızın arasını doğu ile batının arasını ayırdığın gibi ayır.. AMİN AMİN AMİN
May 28 HER ŞEYE SEBEB OLAN İKİ ŞEY
Hayatta Herşey'e Sebep; Aslında "iki Şeydir!" Hepimiz hayatımızın belli dönemlerinde, Belki bakış açımızdan, belki yanlış kararlarımızdan, Aşağıdaki yazı belki hayatınızdaki dertleri,
İnsanı iki şey öldürürmüş: Hatice Kübra Tongar
ALLAH (c.c.) 99 İSİMLERİ VE ANLAMLARI
Ebù Hureyre Radı’yallahu Anh naklediyor: “Rasùlullah Salla’llahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: -Allah’ın yüzden bir eksik, 99 ismi vardır. Her kim bunları ihsâ ederse Cennet’e girer... ALLAH (c.c.) İSİMLERİ VE ANLAMLARI:
O kendinden başka hiç bir ilah bulunmayan tek bir Allah'tır. 2-"er-Rahman":Esirgeyici,bütün mahlukatına rahmetiyle muamele eden(dünyada) 3-"el-Melik":Mülkün sahibi,mülk ve saltanatı devamlı olan. 4-"er-Rahim":Bağışlayıcı,sevdiklerine ve müminlere merhamet eden (ahirette). 5-"el-Kuddüs":Her türlü eksiklik ve ayıplardan münezzeh olan. 6-"es-Selam":Her çeşit afet ve kaderlerden emin olan. 7-"el-Mü'min":Kullarına emniyet veren. Kendinin ve peygamberlerinin doğruluğunu ortaya koyan,kullarına yaptığı vadinde sadık. 8-"el-Müheymin":Saltanatı hakkında dilediği gibi tasarruf eden,her şeyi gözetip koruyan. 9-"el-Aziz":İzzet sahibi,mağlup edilmesi imkansız olan,her şeye galip olan. 10-"el-Cabbar":Azamet ve kudret sahibi,istediğini mutlak yapan,dilediğine muktedir olan. 11-"el-Mütekebbir":Ululuk sahibi,her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren. 12-"el-Halik":Her şeyin varlığını ve geçireceği halleri takdir eden,yaratan,yoktan var eden büyüklükte eşi olmayan. 13-"el-Bari":Her şeyin aza ve cihazını birbirine uygun yaratan. 14-"el-Muvassir":Tasvir eden ,her şeye bir şekil ve hususiyet veren. 15-"el-Gaffar":Kullarının günahını örten,mağfireti çok, günahları bağışlayıcı. 16-"el-Kahhar":Her şeye,her istedigini yapacak surette,galip ve hakim. 17-"el-Vahhab":Çok fazla ihsan eden,çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayan. 18-"er-Rezzak":Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan. 19-"el-Fettah":Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran,darlıktan kurtaran. 20-"el-Alim":Her şeyi en ince noktasına kadar bilen,ilmi ebedi ve ezeli olan. 21-"el-Kabıt":Dilediğine darlık veren,sıkan,daraltan. 22-"el-Basit":Dilediğine bolluk veren,açan,genişleten. 23-"el-Hafıd":Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan, dereceleri düşüren. 24-"el-Rafi":Yukarı kaldıran,yükselten,dereceleri yükselten. 25-"el-Muiz":İzzet veren,aziz kılan. 26-"el-Müzil":Zillete düşüren,hor ve hakir eden. 27-"es-Semi":Her şeyi işiten,kullarının niyazını kabul eden. 28-"el-Basir":Her şeyi gören. 29-"el-Hakem":Hikmet sahibi olan,yaptığı her işte hikmeti gözeten,hükmeden. 30-"el-Adl":Son derece adaletli olan. 31-"el-Latif":En ince işlerin bütün inceliklerini bilen,lütuf ve ihsan sahibi olan. 32-"el-Habir":Her şeyi iç yüzünden,gizli tarafından haberdar olan. 33-"el-Halim":Yumuşak davranan,hilmi çok olan. 34-"el-Azim":Pek azametli olan,yüce. 35-"el-Gafur":Çok bağışlayan,mağfireti çok. 36-"eş-Şekur":Kendini rızası için yapılan amelleri daha ziyadesi ile karşılayan. 37-"el-Aliyy":Çok yüce. 38-"el-Kebir":Pek büyük. 39-"el-Hafız":Yapılan işleri bütün tavsilatiyla hıfzeden,her şeyi afat ve beladan koruyan. 40-"el-Mukit":Bilen,tayin eden.Her yaradılmışın rızkını veren. 41-"el-Hasib":Herkesin hayatı boyunca yaptıklarının bütün teferruatıyla hesabını iyi bilen. Mahlukatına kafi olan. 42-"el-Celil":Azamet sahibi olan,ululuk sahibi olan. 43-"el-Kerim":Çok ikram edici,kerimi olan. 44-"el-Rakib".Bütün varlıklar ve bütün işler murakabesi altında bulunan. 45-"el-Mucid".Kendine yalvaranların isteklerini veren,duaları kabul eden. 46-"el-Vasi":Lütfu bol olan. 47-"el-Hakim":Emirleri,kelamı ve bütün işleri hikmetli,hikmet sahibi olan. 48-"el-Vehud":İyi kullarını seven,rızasına indiren ve sevilmeye layık olan. 49-"el-Mecid".Şanı, şerefi çok üstün olan. 50-"el-Bais".Ölüleri dirilten ,kabirlerden çıkaran. 51-"eş-Şehid".Her zaman ve her yerde hazır ve nazır olan. 52-"el-Hakk":Vacib'ul vücut olan,varlığı hiç değişmeden duran. 53-"el-Vekil":Tevekkül sahiplerinin işini düzeltip onlardan daha iyi temin eden. 54-"el-Kaviyy":Pek kuvvetli. 55-"el-Metin":Pek güçlü. 56-"el-Veliyy":Seckin kullarının dostu. 57-"el-Hamid":Ancak kendine hamd edilen,bütün varlığın diliyle övülen. 58-"el-Muhsin":Namütenahi de olsa, bir bir her şeyin sayısını bilen. 59-"el-Mubdi'u ":Mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak baştan yaratan. 60-"el-Muid":Yaradılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan. 61-"el-Muhyi":İhya eden,dirilten,can bağışlayan,sağlık veren. 62-"el-Mümit":Canlı,bir mahlukatın ölümünü yaratan,öldüren. 63-"el-Hayy":Diri,tam ve mükemmel manasıyla hayat sahibi. 64-"el-Kayyum":Yarattıklarının işini çeviren her işleneni bilen,evveli olmayan. 65-"el-Vacid".istediğini,istediği vakit bulan. 66-"el-Macid".Kadri ve şanı büyük,kerem ve müsamahası bol. 67-"el-Vahid":Tek.Zatında,sıfatlarında,isimlerinde,efailinde ortağı ve benzeri olmayan. 68-"es-Samed":Her şey O na muhtac,fakat O hiç birşeye muhtac degil. 69-"el-Kadir":istediğini,istediği gibi yaratmaya muktedir olan. 70-"el-Mukdedir":kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde dilediği gibi tasarruf eden. 71-"el-Mukaddim":İstediğini öne getiren,öne alan. 72-"el-Muahhir".İstediğini geri koyan,arkaya bırakan. 73-"el-Evvel":Her şeyden önce var olan. 74-"el-Ahir":Her şey helek olduktan sonra geri kalan. 75-"ez-Zahir":Varlığı sayısız delillerle açık olan. 76-"el-Batın":Akılların idrak edemeyecegi yüce azabı gizli olan. 77-"el-Vali":Bu muazzam kainatı ve bütün hadisatı tek başina idare eden. 78-"el-Müteali":Aklın mümkün gördüğü her şeyden,her halden pek yüce olan. 79-"el-Berr":Kullarına iyilik ve ihsanı,nimetleri bol olan. 80-"el-Tevvab":Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan. 81-"el-Muntekım".Günahkarlara,adaletiyle,müstahak oldukları cezayı veren. 82-"el-Afüvv".Affeden,magfiret eden. 83-"er-Rauf":Merhamet edici, pek şefkatli. 84-"Malik'ül-Mülk":Mülkün ebedi ezeli sahibi. 85-"Zülcelali ve'l-İkram":Hem azamet sahibi,hem fazlu kerem sahibi. 86-"el-Muksit":Hükmünde ve ef alinde adaletli olan. 87-"el-Cami":İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan. 88-"el-Ganiyy":Çok zengin,hiç bir şeye muhtaç olmayan. 89-"el-Muğni":Diledigine zenginlik veren müstağni kılan. 90-"el-Mani":Bazı şeylerin meydana gelmesine müsaade etmeyen,engelleyen. 91-"ed-Darr":Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan,hüsrana uğratan. 92-"el-Nafi":Hayır ve menfaat verecek şeyleri yaratan,faydalandıran. 93-"en-Nur":Alemleri nurlandıran, dilediğini nur eden, nur olan. 94-"el-Hadi":Hidayete kavuşturan,kulunu hayırla muvaffak kılan. 95-"el-Bedi":Örneksiz,misalsiz,acaip ve hayret verici alemler yaratan. 96-"el-Baki":Varlıgının sonu bulunmayan,ebedi olan. 97-"el-Varis":Varlığı devam eden,servetlerin hakiki sahibi. 98-"el-Raşit":Bütün alemleri dosdoğru bir nizam ve hikmetle akıbetine ulaştıran. 99-"es-Sabur":Çok sabırlı olan,isyankarlardan acele intikam almayan. ![]() ALLAH (C.C.)May 26 HADİSLERLE TENBİHAT
PEYGAMBERiMiZ ( s.a.v ) İN DiLiNDEN HADiSLERLE TENBiHAT
Allah'in sevdigi davranis üç'tür : Helâk edici üç sey : Kurtulusa erdiren üç sey : Zor olan amel üç'tür . Meleklerin hayret ettigi üç kisi : Çok üzülecek üç kisi : Üç cümle dogrudur : Üç uykudan Allah nefret eder : Allah c.c.üç gülmeden nefret eder : Dünyevi kazançlarin en hayirlisi üç'tür : Uhrevi kazançlarin en hayirlisi üç'tür : Dünyevi en zararli kazanç üç'tür : Uhrevi en zararli kazanç üç'tür : Ev sahibinin,misafire karsi yapacagi üç sey : Misafirin görevi üç'tür : Yüce Allah,bir Hacc'la üç kisiyi Cennet'e kor : Yüce Allah,Üç kimse ile,Meleklere karsi övünür : Su üç sey,aldanmisligin alâmetidir : 3- Kurtulusa erdirici amelleri terk etmek. Su üç sey, Allah'a yönelisin alâmetidir : Su üç sey, insanin kendini aldatmasidir : 3- iyi amel islemeksizin,Ahiret saadetini istemek Kim ki,Üç seye ragmen,üç seye sahip olmayi iddia ederse,bilsin ki iddiasi batildir : 1-Dünyayi sevmesine ragmen,Allah'i zikretmekten haz duydugunu iddia eden, Allah,Kuluna üç sebepten dolayi gazaplanir : Iman sahibinin üç alâmeti vardir : Münafik’ta üç alâmet vardir : 2-Kendini meth'edenlerin karsisinda zevkle is yapar, övülmekten hoslanir. Zalim'de üç kötü hal vardir : 3-Rizki hususunda Helâl-Haram demez.
Menakib Kiskanç kimsede de üç alamet vardir : Tenbel kimsede de üç alamet vardir : 3- Namazin vaktini geçirir. Tövbekâr'in üç alameti vardir : May 21 MÜKEMMELLİK SADECE ALLAH' MAHSUSMükemmellik sadece Allah’a mahsus. Beşer ise şaşar.MÜKEMMELLİK SADECE ALLAH'A MAHSUS
Mükemmellik sadece Allah’a mahsus. Beşer ise şaşar.
Beşerin de hepsi bir değil. Bazısı bazen şaşar, bazısı daha çok. Şaşmak, yani hata etmek, her şeyi mahveden, telafisi imkansız bir eksiklik değil insan için, insan olmanın bir tabiatı. Fakat normal olmayan, hoş görülemeyecek olan, hatada ısrarlı olmak. Şaşmayı, hataya düşmeyi hal edinmek. Bir elbise gibi giyinmek. Beşer olma durumunu zaaflarına, hatalarına kalkan edinmek. İşte bu durum beşer olmaya yakışan, yaraşan bir hal değil. Zira hatada ısrarla insanlık haysiyeti tehlikeye girer. Kişinin izzeti nefsi yaralanır, şerefi düşer. Oysa insan, şerefli yaratıldı. Ona şerefini Yaradanı verdi. Ona “eşref-i mahlukat” dedi. Bu durumda beşerin en önemli görevi, kendisine bahşedilen bu şerefi korumak değil midir? Öyledir, öyle olmalıdır. Hatalara rağmen “şerefli” kalmak çok mu zor? Değil elbette. Yolu öğretilmiş. Tarihin en başından beri insanlığa rehber kılınmış kutlu elçiler tarafından. Çok kolaymış meğer. Yolun aslı hataya pişman olmak imiş. Pişman olmak sadece insana özgü. O halde çok insanî, tamamen insanî. Önce hataları hata kabul etmek. Yakışmadığını, insanlık şerefiyle uyuşmadığını idrak etmek. Sonra yaptığına pişman olmak. Sonra bir daha yapmamaya karar vermek, azmetmek… Nihayet güzel bir dönüşle dönmek. Doğruya, doğru istikamete… Hep doğruya gitmek, yani dosdoğru olmak… İşte böyle bir pişmanlık, böyle bir dönüş, bu dört adımlık dönüş, kesin bir dönüştür. Makbul bir dönüştür. Bu dönüşün adı “nasuh tövbesi”dir. Böyle bir tövbe her şeyden önce Cenab -ı Mevlâmız’ın bize bir emri: “Ey inananlar, tövbe-i nasuh ile Allah’a dönün…” (Tahrim, Böyle bir tövbe, aynı zamanda o Yüce Elçi’nin bir müjdesi: “Günahlarına tövbe eden kişi, hiç günah işlememiş gibidir.” Evet işin sırrı pişmanlıkla tövbe imiş. Meğer ne güzelmiş kalbin derinliklerinden kopup gelen şu sözler: “Ya Rabbi ben pişmanım. Yapmış olduğum bütün günahlardan… Keşke yapmasaydım…” Bu bir dönüş. Kendi özüne dönüş. Varoluş sebebine, asaletine… İnsanlığa… Nice bin hatadan arınmaya… Eğri- büğrüden dosdoğruya.. Bu dönüş çok ciddi bir dönüş. Hayatın dönüşü. Bu dönüşe şahitler lazım. Hatalar gizliydi, ama dönüşe şahitler lazım. Onlar hazır, hep bu anı beklediler: Müminler şahit. Ruhanîler şahit. Rabbanîler şahit. Melekler şahit. Allah şahit gülay
EMİN MİSİN?
EMİN MİSİN ? Hep atan yüreğinin duruvermeyeceğinden, "Ben olmazsam olmaz" Sana uzanan ellerin hep yanında olacağından, Boynuzsuz koyunun, Sana hep açık duran ilahî kapıların Karanlığın içinde kaybolup giden çığlıkları duyabildiğinden, Güzel bir hayat yaşadığından, Bütün bunlar için bir kere daha fırsatın olacağından.
May 20 AİLE SAADETİ
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||
|
|