hüda's profileRAHMAN VE RAHİM OLAN ALL...PhotosBlogGuestbookMore Tools Help

Blog


    March 31

    EN GÜZEL HEDİYE


     

     

    EN GÜZEL HEDİYE


    İnsan yaşamının en güzel duygularından biride evlenmek yani başkasıyla bütün sevinç ve


    üzüntüleri birleştirmektir. Herkesin en doğal ihtiyacı olan sevmek ve sevilmek hissi, doğru bir şekilde sadece evlilikle giderilebilinir. Hiçbir insan sevgiden yoksun değildir, insan yalnızca sevgiyle yaşayabilir ve hayat sadece sevgiyle güzeldir. Bu insanın yaratılışında, doğasında olan bir duygudur.

    Eşler için de; sevmek sevilmek, dertleşebileceği birisinin olması, anlayan birini yanında hissetmek en büyük isteklerdendir. Beraber yaşanıyorsa, tüm güzellikleri ve acıları da beraber yaşamak gerekir. Güzel ve mutlu bir yaşam, yani eşlerin birbirlerine karşı gönülden sonsuz sevgi besleyip, güven duymalarıdır.

    Evlilikte hem erkeği ve hem de kadını en çok üzen konulardan biri, eşinin kendisine karşı soğuk davranmaya başlamasıdır. Eşler arasındaki uyumlu ilişkiyi sarsan, “artık beni eskisi gibi sevmiyor, benimle ilgilenmiyor, umurunda bile değilim” gibi düşünmektir. Böyle düşünmeye başlayan bir eş, tüm yaşama sevincini yitirecektir, kendisini büyük bir boşlukta hissedip, birlikteliğine karşı tüm ümitlerini kaybedecektir.
    Bu yüzden evlilikte mutluluk için en önemli mesele eşlerin birbirleriyle sevgiyle ilgilenmeleri ve bu mutluluğu bitiren en önemli sebepte artık sevgilerini göstermeyip, birbirleriyle ilgilenmemeleridir.

    Bazıları, günlük işlerinin çokluğunu, yorgunluk ve hayat mücadelelerini, eşleriyle ilgilememelerine bahane olarak getirmektedirler. Ne kadar yanlış bir düşünce! Eğer sorunun varsa ve birçok sıkıntı içerisindeysen bu senin eşinle daha fazla ilgilenmene neden olmalıdır. Eşler birbirlerini severek, tüm sıkıntılarda birbirilerinin yanında yer alarak, beraberce sorunların üstesinden gelebilirler. Ailenin güven, huzur ve topuma faydalı insanların yetiştiği bir yer olması gerekir; fakat eşlerin birbirlerine karşı ilgisiz davranmaları, aileyi bu konumundan uzaklaştırarak, güvensizlik ve huzursuzluk yerine çevirecektir. Bu yüzden eşler arasında anlaşmazlıkların oluşmaması için her iki tarafa ilgi ve sevgilerini göstermek zorundadırlar.

    Şimdiye kadar bunun farkında olmayan yahut önem vermeyen eşler, tavsiye edeceğimiz şu noktalara dikkat ederek ilişkilerini düzenleye bilirler. Bunları uyguladığınız sürecek şuna inanınki, eşinizle olan ilişkiniz çok daha güzel olacaktır.

    1- Eşinize sevginizi göstermekten çekinmeyin. Eşinize karşı ne kadar sevgi gösterirseniz böylelikle ona olan aşkınızın miktarını da göstermiş olursunuz.

    2- “Sevgimi sadece hal ve hareketimle, davranışlarımla göstereceğim”, demeyin. Sevginizi mutlaka güzel sözlerle de gösterin.

    3- Hiçbir zaman yaşamsal sorun ve sıkıntılarınızın, sizi eşinizden uzaklaştırmasına izin vermeyin. İnsan hayatında hiçbir zaman sıkıntısız dönem olmayacaktır, her zaman bir sorun mutlaka bulunacaktır.

    4- Eşinize vereceğiniz en güzel hediye onu sevmek ve ona karşı hissettiğiniz bu sevginizi her zaman dilde ve amelde göstermektir. Bu en güzel hediyeyi Ondan esirgemeyin.

    Şunu da hiçbir zaman unutmayın ki; kadın ve erkek birbirinden çok farklı varlıklardır, hoşlandıkları şeyler, anlama kabiliyetleri, zevkleri, fiziksel ve etik özellikleri çok değişiktir. Hem kadın ve hem de erkek aralarındaki bu doğal farklılıklara öncelikle saygı göstermeli ve sonrasında ortak özellikleri bulanarak birbirlerini tamamlamalıdırlar. Evlilikte eşler arasında mutlu olmanın en kaçınılmaz yönü; karşı tarafın tüm değişik ve sizden farklı olan isteklerine saygı göstermektir. Bütün farklılıklara rağmen, eşler birbirlerine sevgilerini gösterdikleri sürece mutlu olabilirler ve bu şekilde birçok sorunda hallolacaktır, zira sevginin üstesinden gelemeyeceği hiçbir sorun yoktur.
    Eşinize sevginizi gösterin önce ona “seni seviyorum” deyin ve sonrasında bu sevginizin gerçek olduğunu amelinizle gösterin.

    Muhammed Sadık

    EVLİLİKTE MUTLU OLMANIN DOKUZ SIRRI NE?

     
    Evlilikte mutlu olmanın dokuz sırrı ne?

    Sorunların temelinde ne var? Siz üzerinize düşeni yapıyor musunuz? İşte size ''Evlilikte mutluluğun 9 sırrı''
    1) Mutluluk ötelerde değil: Mutlu olanlar bunun için olması imkansız büyük şeyler beklemeyenlerdir. Bir demet çiçek alan eşine, tebessümle bakan kadın, eşinin şefkat ve sevgisiyle pişirdiği bir çorbaya teşekkür edebilen erkek mutlu olur.

    2) “Adalet”i unutmayın: Yaşanan olaylar karşısında her şeyi iyi tahlil edin. Kendinize haksızlık ediliyormuş gibi bir pozisyona girmeyin. Kendinizi mazlum, eşinizi zalim sandalyesine oturtup “Ben bu evde neyim ki?” diye eşinizi itham etmeyin.


    3) Alıngan olmayın: Sürekli “Niye öyle konuştun? Sen böyle demekle beni kast ediyorsun...” vb sözlerle hesap sormayın. Hiçbir eş, “Acaba bu sözümden ve davranışımdan yanlış bir mana çıkarır mı?” diye düşünen bir eşin yanında rahat olmaz.


    4) Aranıza duvarlar örmeyin: Duvarlar örüp onu o duvarların arkasında yalnızlığa terk etmeyin. Ya da siz kendinizi öyle bir duvarın içine hapsedip yalnız başınıza yaşamayın. “Beni anlamayan bir eşim var, ne yapabilirim?” diye diyalog kapılarını kapamayın.


    5) Eşinize kambur olmayın: Kendinize düşen sorumlulukları mutlaka yerine getirin. “Ben yapmasam nasıl olsa eşim yapar” düşüncesiyle onun fedakarlığını istismar edip eşinize yük ve kambur olmayın. Nihayetinde o da bir insan, gün gelip o kamburdan kurtulmak isteyebilir.


    6) Kendinizi peri, eşinizi cadı ilan etmeyin: Her şeyden bir haklılık payı çıkarıp, kendinizi tek akıllı olarak göstermeye çalışmayın. Kendinizi iyilik perisi eşinizi cadı ilan etmeyin. Unutmayın ki, eşler birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır.


    7) Eşinize akıl hocalığı yapmayın: Sürekli eşinize ‘şunu şöyle yap, bunu böyle yap’ diyerek akıl hocalığı yapmayın. Sanki onun aklı yokmuş da siz veriyormuşsunuz gibi davranmayın. Başaramadığı işler karşısında fırsatçılık yapmayın.


    8) Tartışmak için bahane aramayın: Tartışmak için fırsat kollamayın. En küçük bir şey için sayıp dökmeyin. Mutlu olmak dururken ufak tefek şeylerle hayatı zindana çevirmeyin... Her tartışma mutluluk sarayından bir tuğla koparır.


    9) Kameralarınızı güzelliklere çevirin: Aile hayatı içinde her şey olabilir. Bunlar kaderin cilvesidir. Bu sebeple alıcılarınızı eşinizin kötülüklerine değil iyiliklerine çevirin. Bahar günlerinde bile sağanakların olduğunu unutmayın.
    Gülay ATASOY

    March 16

    RABBİM GERÇEK MANADA BENİ SEN SEVDİN

     
                         RABBİM GERÇEK MANADA BENİ SEN SEVDİN
     
     Niceleri ise sever gibi göründü… Ama daima, kendilerini sevdiler… Çünkü âcizdiler, fâniydiler… Kendilerine bile yetemediler ki, bana yetseler…
    Hepsi Sana borçluydu varlığını. Hepsinin bir canı vardı… Ve onlar, kendi canları yanmadıkça, anlayamadılar acıyı… Anlayanlar da zaten, kendilerince bir mânâ çıkardı…
    Sen varsın hakkıyla bilen beni… Her şeyimle bilen, her şeyimle seven, bir tek Sen… Sevdiğini biliyorum, zira sevmemiş olsaydın, o kadar kendinle meşgul etmezdin beni. Sevmemiş olsaydın, aratmazdın böylesi…
    Sen sevmemiş olsaydın, sevebilir miydim ki Seni?
    Sen canımın Cânânı… Sen’in sevginde vefâyı idrak ettim ben… O eşsiz vefâna, karşılık vermekten âciz oldum her zaman… Seni, Senin beni sevdiğin gibi sevmekten âcizim… Zira Sen yaratansın, ya ben? Ben, kul olmayı bile beceremeyen…
    Yalnızca Sendeydi tatmin… Sadece Sende. Bir Sen yettin bana… Kimselerle yetinemedim…
    Acı çekmeyi sever oldum Senin izninle. Dertlerin içinde gizlenmiş nice derman buldum…
    Sevdirdiğince sevdim Seni… Buldurduğunca buldum… Bir Sen varsın Bâkî olan… Geride ne varsa fâni… Bütün varlıkların hepsi fâni… Kimi güzel, kimi çirkin, kimi vasat, ama işte her biri fâni… Dallardaki çiçekler, göklerdeki bulutlar, çöller, pınarlar hep fâni… Seraplar ve gölgeler fâni…
    Çöllerde kalmayı sevdim Seninle… Yalnızdım, kalabalıklar içinde… Her şeyde Senin sanatını görmeyi sevdim ben… Herkeste Senden bir tecelli bulmayı sevdim… Yıldızlarda nûrunu, güneşte nârını, ateşte hârını bulmayı sevdim.
    Hiçbir şeye muhtaç olmayışını sevdim ben. Azîz oluşunu, Kâdir-i mutlak oluşunu sevdim. Settâr oluşunu sevdim. Öylesine güzel bir sırdaştın ki Sen, kimselere bir sırrımı vermedin. Günahıma rağmen yücelttin beni. Şeref ikram ettin. Ekrem-ül ekremînsin…
    Kulunu sevmeni sevdim. Ey Rabbim! Ben unuttum, unutmadın. Ben, adını anmadım, yine de bırakmadın. Yüceler yücesi aşkına karşılık vermek varken, Seni bırakıp başkalarına yandım… Yine de vazgeçmedin benden.
    Sevdin beni, oysa, ben Sana kul bile olamadım. Nankörlük ettim. Yine de nimetlerini esirgemedin.
    Şikayet eden, sızlanan, dert yanan hep ben oldum. Sen, sabrettin. Sen sevdin beni… Bense vefâsız bir sevgiliydim. Kıymetini bilemedim.
    Şimdi, cemâlinin hasretiyle yanıyorum. Ve Senin muhabbetin fâni hazları benden yok etti. O kadar ki, güneşin kavurucu sıcağında da, serinleten rüzgarda da, Senin hasretin içindeyim.
    Senin sadece sanatını seyretmek yetmiyor artık! Şahdamarımdan daha yakın olmanı sevdim. Ama bu bile yetmedi bana. Korkuyorum perdeler arkasında kalmaktan. Korkuyorum, başkalarına görünüp de beni mahrum koymandan. Cemâlin… Tüm derdim bu ey Rabbim!
    Cemâlin tüm derdim bu ey Rabbim.
    Dayanamam Mevlâm! Ne olur Sensiz bırakma beni! Biliyorum ki, ne yaparsam yapayım, cemâlini hak edecek bir sermaye biriktiremem.
    Seni hak edecek gücüm yok benim. Seni hak edecek amelim yok. Hiçbir şeyim yok ey en Güzel!
    Ellerim bomboş. Üstelik günah kirleriyle lekeliyim. Bembeyaz gelemiyorum Sana… Yarattığın gibi tertemiz değilim. Dünya kirletti beni, nefsim aldattı. Şeytana kandım. Müflisim. Vallahi hiçbir şeyim yok!
    Duyduğum iştiyakın sebebi, yine Sensin. Sensin her yanımda… Sensin varlığım… Zenginliğim Sensin… Tüm sefilliğime rağmen yine de Seni isteyişim, sırlarındandır.
    Bilmiyorum, bilen Sensin. Ve eğer, murâdıma, maksûduma, matlûbuma, yani Sana, yani Senin Cemaline kavuşursam bir gün, bu da sadece Senin merhametin.
    Sermayem yok Sevgili! Tüm sermayem, rahmetin… Lokmanın bile derman olamayacağı derdimin, dermanısın Sen!
    Yârsın!
    Cansın!
    Şifâsın!
    Lokmanda değil ey Yâr, Sendedir benim devâm!
    Sana kavuşmadıkça, huzur da bana haram!
    Sermayem rahmetin, ilâcım Cemâlindir,
    vesselâm!
    Hiçbir şey yoktu, yalnız Sen vardın. Hiçbir şey yoktu, aşkın vardı. Aşkını izhâr ettin, yarattın bizi. Muhabbet ettin, yarattın beni…
    Vahdaniyetinin tecellîsiyle bütün kalplere bir katre aşk iksiri serptin. Ehadiyetinin tecellisiyle bütün kalpler Sana âşık…
    Bildim, seven sendin beni!.. Bütün varlıklarda yansıyan güneş gibi, sevgisiyle saran Sendin beni… Annemin merhamet yüklü sesi, yüreğini yüreğimin üstüne koyan dostun merhabası, başımı okşayan Peygamber eli, hâtırasıyla hüznümü alan sevgilinin sohbeti… bildim hep Sendendi.
    Sevdin, sonra kopmaz bir zincirle kendine çektin. Zincirin her bir halkası, Senden tecellîlerdi.
    Aşkına âşık olduğum Mecnûn “Sen”din. Aynalarda seyrettiğim Yûsuf, “Sen”!..
    Sonsuz siyah güller, lâcivert akşamların iğde kokusu, hüzün yüklü sonbahar, yağmurun toprağa dokunuşu, bir gül renginde eriyen akşamlar, Dost’un yüzü, sevdiğim ne varsa, hep “Sen”dendi.
    “Tecellî, tecellî edeni gösterir.” (a.g.e., Hazret-i Mevlânâ)
    Sûretlerde nihân olan Sevgili, ey Sevgili!..
    Yetimler Yetîmi’ne «vedduhâ» sırrıyla tecellî ederken, O’nu tek olana, “bir olan”a çekiyordun. Başka bütün kapıları kapatırken, hep açık olan kapına çağırıyordun.
    Bildim, kalbimdeki her bir muhabbet tecellisiyle beni de kendine çekiyorsun. Çekiyorsun ve bırakıyorsun. Bırakıyorsun ki, kanayayım; zayıf yanlarımı tanıyayım. Seni bulayım.
    Sonra yine çekiyorsun. Bu, hüzünlü bir şehrâyîn. Bu, bitimsiz bir med-cezir. Bu, içimdeki Mûsâ’yla Firavun savaşı; sulhü yok!..
    Sevgili, en Sevgili!..
    Sûretlerden geçerek, Sana erdir beni!.. Merhametinle arındır, kalbimi!…
     
    Selim GÜNDÜZALP
    March 14

    Kalbin İlk Gözyaşı HAYY

     
    KALBİN İLK GÖZYAŞI HAYY
    Kalbinin ışığı yüzüne vuruyor… Hiç konuşmadan oturuyoruz bahçedeki taş havuzun kenarında… Tahta çitlerle çevrili bahçede yüzlerce gül ve üzerimizde o koskocaman gökyüzünde sallanan milyonlarca yıldız… Birdenbire çıkan rüzgâr havuzun yosun tutmuş yüzeyini dalgalandırıyor… Teni ürperiyor suyun… Beyaz nilüferler yer değiştiriyorlar suyun karanlığında…

    Havuzun kenarında beyaz bir güvercin bekliyor… Fısıldıyor zihnime: “Kalbini aç ona, haydi durma… Kalbinde olan senin yüzünün ışığıdır ve bu dünyayı felaketlerden kurtaracak o nurun içinde yazılı olan saklı sözcüktür…”

    Öteki gece, hayatın ışığına düşmandır… Şu an mutlu olduğumuz bu huzurlu gece değil, öteki! Hani sürekli bir karmaşa içinde yaşanan, ayaklarımızın altında toprağın artık görünmediği, üzerinde olması gerekenden daha fazla asfalt, beton, bina, insan ve aracın olduğu o sevgisiz şehir… Ve o şehrin üzerinde dolaşan elektrik yüklü manasız sözler…

    Kalbin içi sessizdir… Kelimeler huzura uçarak gelirler… Kalbin berrak havuzunun çevresine konarlar… Kalbin cevherini kirletmelerine izin verilmez ters titreşimli kelimelerin… Güzel bir sohbet yapabilmek için kelimelerin önce iç seslerini susturmak, onları temizlemek, Hz. Âdem’e öğretildiği gibi o ilk hâllerine yeniden kavuşturmak gerekir…

    Sonra o kelimelerle konuşulur seninle kalbinin içinden… O güzel havuzun çevresinde sohbet edersiniz… Gökyüzünde yıldızlarla birlikte uçuşur O’nun kelimeleri… Ve birden o musiki başlar…

    Bütün kâinatta Kur-an’ın eşsiz sesi duyulur… O ses O’nundur… Çağlayan bir ırmak gibi akar gecenin karanlığında…

    Ağlayarak secdeye kapanırsın… Bahçe seccaden olmuş, öteki gece artık kaybolmuştur… Birlenmiştir herşey… O ana kadar taş havuzun kenarından hiç ayrılmayan beyaz güvercin hayatın sırrını açıklar sana…

    Kalbinin sahibi seni huzura beklemektedir…

    Gözyaşlarını tutamazsın… Seneler hızla akar gider zihninde ve gözyaşın kadar bir senede huzura alınırsın… Dünyada akıttığın gözyaşlarının değeri o zaman anlaşılır… Bu hakiki yaşların içinde huzurda, bir çocuk gibi yeniden hayy olursun…

    Hayy için atar kalbin… Gözyaşlarının hepsi O’na döner… Ama sen hâlâ dünyada, cennette o ilk günahı işlediğin andan itibaren kalbinden bu topraklara damlayan gözyaşının içinde bir mahkûm gibi beklersin… Ne zaman ki Allah seni affeder, işte o zaman yeniden başlar senin için hayat…

    Ve sen daha bu dünyadan ayrılmadan O’na döndürülürsün…

    Ölmeden önce ölür, Hayy olursun…

    Hüseyin EREN



    March 10

    GERÇEK DOSTLAR

            GERÇEK DOSTLAR

    Gerçek dostlarla karşılaşmak, kalbe muhabbet aşısı yapar. Gönüller aşılanır, birbirlerini kuvvetlendirir. Salih insanlara sadece bakmak bile, insana tesir eder. Zahiren bir resme bakmak, o resme bakana hiç tesir etmez mi? Mesela hüzünlü birine devamlı bakan, üzülmez mi? Sevinçli birini gören sevinmez mi ? işte bunun için, nazarı [bakışı] fayda vermeyenin, sözü fayda etmez derler. Bu hayvanlarda bile vardır. Azgın bir deve, uslu develerin yanına konduğu zaman uysallaşıverir.

    Mesela bir leş, içine karıştığı suyu, havayı bozar.Yiyecekler bozulmaya başladıklarında temizlenip korunmazlar mı? Her canlı da bu varsa, insanda bu beraberlik fazlasıyla vardır. Çünkü insan da dost aramaya müsaitlik fazlasıyla vardır. Çünkü insan dost aramaya müsait yaratılmıştır, insanın dostları, Allah'ın dostları değil mi?

    Şihâbüddin es-Sühreverdî (k.s)

    Menzil.Net - Tasavvufi yazılar..

    Dünyanın en günahkar insanı da olsa, isteyen herkes CENNET ve CEMALULLAH nimetlerine kavuşabilir.
    Allah'ın azabından korunup dünya ve ahiret saadetine erebilir.
    Güzel ahlakı ve hayırlı hizmetleriyle başta ailesi olmak üzere bütün mahlukatın duasını alabilir. Bunun için yapılması gereken tek şey "AŞI" yaptırmaktır. Yani ruha yapılacak manevi bir aşı ile, onda gizli olan
    ALLAH sevgisini ortaya çıkarıp yeşertmektir. Bunuda hakk aşıklarından başkası yapamaz. İyi bir gül, iyi bir bahçıvanın elinde yetişir. Güle aşısını yapar, suyunu, gübresini verir, fazlalıklarını budar.
    Sevgi ve şefkatle bakar, büyütür. Sonuçta rengarenk açılmış, mis gibi kokular saçan güller yetiştirir.
    İnsanların bahçıvanları da ruhlara sevgi aşısını yapan manevi dünyamızın mimarları ALLAH dostlarıdır.
    Onlar sohbet ve nazarlarıyla ruha muhabbet aşısı yapar, manevi hastalıkları tedavi eder, gönülleri HAKK'a bağlarlar.
    Böylece ALLAH'a kulluk yapmak emirlerine uymak yasaklarından kaçınmak kolaylaşır. İnsan manevi zevk ve şevkle dolar.
    Muhabbet zikir ve ibadete sarılır.Zikir çoğaldıkça muhabbet, muhabbet çoğaldıkça zikir çoğalır. Neticede kalbi istila eden manevi hastalıklar iyileşerek ALLAH'ın rızasına erer..."                              

      Semerkand  

    KAÇ NEFES KALDI ÖMÜRDEN GERİYE?

     

     Hareketli mor gül resmi

        KAÇ NEFES KALDI, ÖMÜRDEN GERİYE ?


    İŞTE GELDİK GİDİYORUZ, şu güzelim dünyadan…
    Kalanlara da, göçenlere de selâm olsun. Gönül niyazımız budur.

    Bir gün bir durakta bitecek yolculuk. O yolculuk ki, bir şey getirmeden gelip, bir şey götürmeden gitmek gibi yanıbaşımızda.

    Sadece ve sadece yaşadıklarımız güzelse, yaşayacaklarımız ondan da güzel olacak temenni ve duasıyla gidiyoruz toprağın bağrına doğru.
    Toprağın gecesine girmeden güne ve güneşe merhaba diyemiyor bir tohum.

    İnsanda toprağın gecesine girmeden ve ölmeden, mahşerin sabahına, cennetin baharına doğamaz asla.
    Batıyor, bitiyor diye bu hayat, boşuna dertlenme.
    Güzel dünyanın her şeyi, tadına doyamadığımız onca nimet burada kaldı diye yerinme. Asıllarının yanına, menbalarını görmeye gidiyoruz.

    Bu dünya çöllerinde unutmaz bizi Yaratan, şükür o Yaşatana. Tükenmez nimetlerin ve hazinelerin sahibi olana…

    Her senenin son ayında ve son günlerinde geriye dönüp baktığımda, savrulur ruhum, dört bir yana zerre zerre, dağılırım çözülürüm; geçiyor, bitiyor diye günlerim.
    Tükeniyor diye birbiri ardınca sayılı nefeslerim diye üzülürüm. Elimde değil.

    Bir yıl boyunca, yaşanmış nice acılar, işlenmiş nice günahlar sökün eder gelir de hatırıma, bir an için ümidimi kaybedecek gibi olurum.

    Her nefes bir imkânken, bir fırsatken, değil binbir günahın karasını ak etmek, samimi bir tövbenin koskoca bir ömrü bile akpak etmeye yeteceğini unuturum bazen.

    Şeytan, Rabbimin ümit ve rahmet kapılarını gözlerden gizlemeye çalışır.

    Kendine kapandı ya o kapılar, kıskançlığından ve düşmanlığından, o sonsuz rahmet ve gufran kapısından bin bir hile ve her nevi vesvese ile, insanı mahrum etmeye çalışır.

    Şeytan şeytanlığını yapacak, ama siz de siz olun, müminliğinizi yapın.

    Bir “euzu…” Çekip yolunuza çıkan şeytanı kovun, uzaklaştırın. Yoksa, rahat yok.

    Aziz Mahmut Hüdayi o güzelim şiiri ile halime, dilime ve gönlüme tercüman olur:

    “Günler gelip geçmekteler,

    Kuşlar gibi uçmaktalar.”

    O ne samimiyet ve içten bir söz ki, saniyelerin kanat çırpıp geçişini, kuşların kanatlarına yüklemiş de altı kelimeyle uçurmuş göklerimize doğru.

    Şimdi başımızı kaldırıp kendi semamızda günlerin ve saniyelerin geçişini seyrediyoruz kuşlar gibi, bulutlar gibi.

    “Temuru Merres-sehab” diyor bir ayet. İnsanın ömrü, bulutların geçişi gibi geçer gider diyor. Farkında olanımız kaç kişi?

    Her şey, ötelerden haberci ama şifreleri çözecek olan akıl ve kalbimizde derman kalmamış. Merakını başka yerlerde yitirmiş gibi.

    Baş taşı taşır, ama göz bir kılı çekmez. Kalbimizde bu küçücük daralmalarda ve sapmalardan üzgün ve yılgın kalır..

    Ömrün her nefesinin ardından bir nefes daha tükeniyor. Geçen yılın değil sadece, geçen bir nefesin bile farkına varmak gerek.

    “Biribirinden mukaddes

    Alıp verdiğim her nefes

    İki dünyayı ayıran

    Bir ses değil, bir nefes…”

    Ömrün kıymetini bilen böyle diyor. Telaşa de gerek yok aslında.
    Yolcuyuz biz. Yolcuysak, yolumuzu edeb içinde yürümeliyiz. Bütün mesele bu.

    Hayatımızı nasıl yaşamamız gerektiği bekleniyor ve isteniyorsa bizden, onu beklendiği ve istendiği biçimde yaşamalıyız.
    Zamanın ve ânın Yaratanının huzuruna vardığında, yaşadıklarının hesabını verebilmenin cehdi ve gayreti içinde olmalıyız.

    Bir gün, sayıla sayıla saniyeler bitecek ve son nefesin alınıp verilemiyeceği, ya da verilip alınamıyacağı bir noktaya gelinecek.

    Şimdiden geçen günlerin ve o günlerde bizden istenenlerin bir bir hesabını yapmak, dökümünü çıkarmak durumundayız. Hesaplayanlar var:

    “1825” Bu rakam ne mi?
    Bir yıl içindeki namaz vakitlerinin sayısı. Her vaktin muhasebesi yapıldığında, sorumlusu olduğumuz her ibadetin hesabında ibra olup, aklanıp temize çıkabilmek gerekiyor.
    Bunun içinde; zekatı, sadakayı, namazı, orucu fitreyi anne ve baba hakkını, kul ve komşu hakkını da düşündüğümüzde bir yılın hesabı, kolay geçmeyeceğe benziyor.
    Böyle bir yılın sonunda gülüp eğlenmenin yeri ne ki? Ateş bacayı sarmışken, hangi düğün dernek yapılır?
    Her yılın sonu, takvimler boşuna bitmiyor. Rabbimiz, bayram olsun, seyran olsun şenlik olsun diye bizi yeni bir yılın başına getirmiyor.
    Allah, kitabında güne, geceye, şafağa, yıla, asra yemin ettiğine göre, vaktin kıymetini bilelim, belki bir son fırsattır bir daha değerlendirebiliriz diye bu nimeti, yeniden aynı noktaya getiriyor.
    Vaktin kıymetini, ömrün kıymetini, elimizdeki bu tek sermayenin kıymetini bilelim diye…

    Rabbim bana bir gün daha fırsat verdi, bu günde yaşıyorum bunu nasıl değerlendirmeliyim diye düşünmelidir insan.
    Her yıl dönümünde bir muhasebe çilesi yaşanmak, insana yakışan bu.
    Ağzımızdan çıkan sözlerin, ellerimizden çıkan işlerin, ayaklarımızın yürüdüğü yolların, kulağımızdan beynimize ve kalbimize ulaşan her şeyin hesabı yapılmalı inceden inceye.

    Kolay değil bu…

    Sadece bir yıl için bile temize çıkmak kolay değil. Ya birde bütün ömrün hesabını vermek.

    İnsanlar olimpiyatlarda saliselik farklarla rekor kırıyorlar.
    Demek ki saliseler bile önemli insan hayatı için. Neler, ne zenginlikler sığıyor bir saniyenin içine.
    Ya bir ömre ne zenginlikler sığar? Sığdırılabilene…

    Acaba bir yılbaşında şenlik yapacak, gülüp oynayacak kadar güzel mi geçirdik geçen yılı?
    Kaç gönül yıktık, ya da kaç virane evi şenlendirdik? Kaç güzellik kattık dünyaya Allah için?

    İşte bunların hesabını verebilmeli insan…

    Selim Gündüzalp 

     Hareketli mor gül resmi

    March 07

    HAKİKATLİ SÖZLER

     

     

    HAKİKATLİ SÖZLER

    Cahil kalmayin;cahil olan hic bir sey
    bilmez,bilgisizlik de insanin sonu olur.Nasil ki
    araba kullanmasini bilmeyen arabayi devirirse
    ayni sekilde dini bilmeyenler de ibadetlerinde
    cesitli sıkıntilara ducar olurlar
    .

    Gavs Abdülhakim Bilvanisi (k s )

    "Siz niyetinizi Allah için güzel yapın.Her işiniz güzel olur...Kulun güzel niyetini Allah bilsin yeter..."
    Gavs-ı Sani (k.s)



    ÖLMEYİ İSTEMEDİĞİN DURUMDA VE HALDE OLMA.
    ŞAH-I NAKŞİBEND


    insanlarahizmet ve iyilik etmek isteyen kimse kendi nefsini ıslah etsin yeter nefsini ıslah etmeyen kimse insanlara gercek faydayı veremez Sadatlar nefislerini ıslah edip istikamet üzere gittiklerinden insanların hidayetine ve ebedi saadetine vesile olmaktadırlar
    Gavs-ı Sani (k.s)


    çok büyük bir kıyamet gününün, en dehşetli, en zahmetli, en tehlikeli zamanındayız, çalışmak şarttır, gündüz gece çalışacağız sonra çalışmayı Allahu teala çok sever, Sadatlarda çok sever onun için dünya değilde ahiret için çalışacağız...
    Gavs-ı Sani (k.s)



    TAKVA VAR İSE FETVA YA GEREK YOKTUR.
    -GAVS I SANİ HZ(K.S)-


    Tövbe odur ki başkalarının da tövbesine vesile olur."
    Gavs Abdülhakim el-Hüseynî Bilvânisî