hüda's profileRAHMAN VE RAHİM OLAN ALL...PhotosBlogGuestbookMore Tools Help

Blog


    April 29

    FAYDASI OLMAZ



    1.Günah ve harama düşme endişesiyle şüpheli şeylerden uzak durmadıkça....... AKLIN FAYDASI OLMAZ

    2.İlmin olmadıkça....ERDEMİN FAYDASI OLMAZ

    3.Allah'a karşı alçak gönüllü bir duyarlılık sevgi ve ürperti duyguları taşımadıkça..... KURTULMANIN FAYDASI OLMAZ

    4.Adalet olmadıkça... YÖNETİMİN FAYADASI OLMAZ

    5.Edep olmadıkça.. ASALETİN FAYDASI OLMAZ

    6.Cömertlik olmadıkça.. ZENGİNLİĞİN FAYDASI OLMAZ

    7.Güven olmadıkça.. SEVİNCİN FAYDASI OLMAZ

    8.Kanaat olmadıkça..... FAKİRLİĞİN FAYDASI OLMAZ

    9.Alçak gönüllülük olmadıkça.. YÜKSELMENİN FAYDASI OLMAZ

    10.Allah'ın başarıya ulaştırması olmadıkça. ÇALIŞMANIN FAYDASI OLMAZ..........

    April 28

    ALLAH'A YAKLAŞTIRAN HER ŞEYE AMENNA

     

     

    Dert sahibi kul

     

    Derdine derman ararken,

     

    Derman sahibi ALLAH (c.c.)

     

    Kendine yaklaştırmak için , dertli kul ararmış…

     

    Eğer dert olmasaymış

     

    MEVLAYA yaklaşmak olmazmış

     

    Bir hayat ki sonu cennet,

    Bu hayatın cefasından ne çıkar ?

     

    Bir hayat ki sonu cehennem,

    Bu hayatın sefasından ne çakar ?

     


     

    Hareketli mor gül resmi

     

      Ya Rabbi !sen bizi bağışla.senin kapına! elsiz,ayaksız gelsekte yine sana varmak ümidi ile geliyoruz.Senden ayrı düştük ama,hiçbir gönül yapıcıya bağlanmadık.Senden başka okşayanımız da olmadı.sızlanışlarımızla alay edildi;Feryadımıza kimse gelmedi.

    Bizden evvel senin,huzuruna bu kadar günahla gelen olmamıştır.Amma cehaletimizden dolayı bizi kınama, başka kapı bilmiyoruz.Eğer kabul etmezsen kimin kapısına gidelim?.Ey yaşlıların ümit kaynağı !.Bize yar ol! Eyçaresizlerin çaresi!Bize çare ol!.şu köhne kubbede bizlere cilve göster! Ola ki bir daha senden ayrı düşmeyelim.Eyledik hadsiz günah ,nihayet tasmalı boynuzumuzla ilahi kapına geldik..bizi affeyle amin?

     

     

    April 26

    ALLAH'IM

     
    ALLAH"IM

    BU GÜN ÖMRÜMDEN,
    BİR SANİYE,
    BİR DAKİKA,
    BİR SAAT,
    DAHA BİTTİ...
    ALLAH"IM
    Senin sevdiğin şeylere bakmıyorsa bu gözlerim,
    Gözlerimi kapat ALLAH"IM...
    Senin sevdiğin şeyleri,
    Söylemiyorsa bu bu dilim,
    Dilimi tut ALLAH"IM...
    Senin sevdiğin şeyleri,
    Tutmuyorsa bu ellerim,
    Ellerimi tut ALLAH"IM...
    Senin sevdiğin yerlere gitmiyorsa bu ayaklarım,
    Ayaklarımı yürütme ALLAH"IM...
    Seni anmıyorsa bu KALBİM,
    Kalbimi durdur ALLAH"IM...
    BU GÜN ÖMRÜMDEN,
    BİR SANİYE,
    BİR DAKİKA,
    BİR SAAT,
    DAHA BİTTİ...
    ALLAH"IM...
    Yazarı..Aciz çıtkırıldım_81...
     
     
    April 24

    UMUDUNU KAYBEDEN HER ŞEYİNİ KAYBEDER

     
     
    Umudunu kaybeden her şeyini kaybeder
     
    ''...Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin.Çünkü kafirler topluluğundan başkası
    Allah'ın rahmetinden ümüt kesmez.''
    (Yusuf Suresi 87)

    Hayat yolumuz hep düzlükte devam etmemektedir. Bazen önümüze yokuşlar çıkar,
    bazen de inişler.. Mühim olan düzlükte şımarmamak, yokuş ve inişlerde de
    ümitsizliğe düşmemek

    Bunların hayat yolculuğunun imtihanları olduğunun farkında olmak.

    Rabbimiz Ankebut Suresi'nin ilk ayetlerinde şöyle ikazda bulunmaktadır:
    insanlar iman ettik demekle bırakılacaklar da imtihana çekilmeyecekler mi sanıyorlar?

    Çekileceğimiz bu imtihanları kazanmanın ilk şartı, sıkıntı ve zorluklar karşısında
    ümidini kaybetmemektir. Çünkü ümidinizi kaybederseniz her şeyinizi kaybedersiniz.
    Ama ümidinizi korursanız kaybettiklerinizi yine kazanabilirsiniz. Ümidin bu hayati
    özelliğinden dolayıdır ki, şeytanın yıkmaya yöneldiği ilk hedefi, imanlı insanın ümit kalesidir.
    Ümit kalesini yıktıran adamın sığınacağı başka bir kalesi yoktur. Ümidin basite alınamaz
    bu hayati özelliğini irşat alimleri şu çarpıcı olayla dikkatimize verirler:

    Bir adam yolda ağlayarak gidiyordu. Karşıdan gelen bir maneviyat büyüğü
    ağlayan adama sordu:Neden ağlıyorsun evlat,bir felakete mi uğradın yoksa?

    Sorma dedi ağlayan adam, mahvoldum, dükkânım yandı, bu yetmiyormuş gibi kasadaki
    paralarım da yandı; bütün servetim gitti, geriye sadece borç senetlerim kaldı. Maneviyat
    büyüğü ağlayan adamın başını şefkatle okşadı, sonra da dedi ki: Bunlar ağlanacak kayıplar
    değildir evlat. Ben de ümidini kaybettin de onun için ağlıyorsun sandım.!Şunu unutma ki,
    ümidini kaybeden adam her şeyini kaybeder. Ama ümidini kaybetmeyen adam yeniden
    teşebbüse geçer, kaybettiklerini zaman içinde yine kazanabilir. Sen ümidini kaybetme
    evlat ümidini!..

    Evet, bütün mesele ümidini kaybetmemekte. Peygamberimiz de (sas) konuşmalarıyla
    ümitsizlik telkin eden adamı ikaz ederek şöyle uyarıda bulunmuştur:

    "Kim, 'Artık iyi insan kalmadı, herkes bozuldu..' diyerek ümitsizlik telkin ederse
    bilsin ki, bozulan o insanın kendisidir,herkes değil."

    Çünkü kıyamete kadar insanların içinde hem iyisi bulunacak hem de kötüsü. Burada
    mühim olan, bizim bunların neresinde yer aldığımız, hangi tarafın içinde bulunduğumuzdur.
    Biz iyilerin içinde bulunuyorsak kötülerin bize zararı olamaz, kötülerin içinde yer almışsak
    iyiler bizi kurtaramaz. Unutulmaması gereken gerçek bizim nerede yer aldığımız, kimlerin
    desteğinde bulunduğumuzdur.

    İşte bu gerçeği unutturmaya çalışan şeytan, hep bozulanları dikkate vererek ümitsizlik telkin
    etmeye yeltenir. Teşebbüs gücünü yok etmeye çalışır. Şeytanın bu tuzağına düşmemek için
    Bostanü'l Vaizin'de şu çarpıcı misal verilmektedir:

    Bağdat'ta büyük bir şevk içinde hizmetlerini sürdüren Cüneydi Bağdadi bir gece rüyasında
    gördüğü bir adamdan ümit kırıcı telkinler dinler. İyi bir insan görüntüsündeki adam diyor ki:
    Ey Cüneyd! Boşuna uğraşıyorsun sen. İnsanlar artık yolunu değiştirdi, seni dinleyecek kimse
    kalmadı Bağdat'ta. Koskoca şehirde sadece üç kişiden başka adam kalmadı. Onlar da şu anda
    Şiraz Mescidinde ibadetteler. Bu söylediklerime inanmazsan git, Şiraz Mescidinde ibadet
    eden üç kişiyi gözlerinle gör!. Heyecanla uyanan Cüneydi Bağdadi, abdest alıp doğruca
    Şiraz mescidine gider. Bakar ki, gerçekten de mescitte üç kişi kendinden geçmişçesine
    ibadetteler. İçinden bir ümitsizlik fırtınası kopar. Demek ki koskoca Bağdat'ta gerçekten de
    adam kalmamış bu üç kişiden başka diye ümitsizleşirken namazdakilerden biri hemen
    selam verip kulağına eğilerek şunları fısıldar:
    Dikkat et , der. Şeytan sana ümitsizlik telkin etmek istiyor. Bağdat Allah dostlarıyla doludur!
    Allah dilerse görünmezlerden kapılar açar, bilinmezlerden sebepler halk eder. Yeter ki
    sen ümidini yitirme, teşebbüs gücünü kaybetme, hizmetine aşkla, şevkle devam et.

    Vazifeni yap, vazifei ilahiye karışma.
    Gerisi Allah'ın (cc) takdirine kalmıştır.
    O takdirde yanlışlık, eksiklik olmaz.

    Ahmed Şahin

    img396/8240/barrinhadouradacomflorcbt5.gif


    April 20

    GÜLLER İLE ANAYIM YA MUHAMMED

    GÜLLER İLE ANAYIM YA MUHAMMED

    GÜL SEVGİNİN SİMGESİDİR

    GÜLLER İLE ANAYIM,YA MUHAMMED

    BÜLBÜLLER AŞKIN ATEŞİDİR

    BÜL BÜLLER İLE ANAYIM, YA MUHAMMED

    ÇAĞLAR DERELER BİLLUR BİLLUR

    BİZE NAZARIN BİR LUTUFTUR

    BEN KEMTER MİSKİN KUL

    SEVDİKLERİNLE ANAYIM, YA MUHAMMED

    GÖZ YAŞI KALBİN İNCİSİDİR

    GÖZ YAŞI İLE ANAYIM, YA MUHAMMED

      GÖNÜLLER AMEL TORBASIDIR

    HALİS GÖNÜL İLE ANAYIM, YA MUHAMMED

    AÇ PERDELERİ GÖSTER YÜZÜNÜ

    NURUN İLE GÖREYİM SENİ

    TUT BIRAKMA MİSKİN ÖZÜMÜ

    HUZURU MAHŞERDE BULAYIM SENİ,

    ŞEFAAT EYLE YA MUHAMMED

    TŞK KRDŞM

     

     

    April 18

    ARKADAŞLARINA DİKKAT!


    CAHİLLERLE ARKADAŞLIK ETME

    Cahillerle arkadaşlık ediyorsun, bu durumda onların cehaletinden sana da bulaşabilir.
     Ahmaklarla arkadaşlık etmek, aldatıcı bir arkadaşlıktır.

    Sağlam inançlı, alim ve ilmi ile amel eden mü’minlerle arkadaşlık et. Mü’min iman kuvveti sebebiyle diğer insanlara karşı daima neşeli ve güleryüzlü görünmeye, hüznü de Allah ile kendi arasında gizli tutmaya muktedir olabilir. Mü’minin hüznü daimidir, çünkü tefekkür eder.
     Çok ağlar, az güler.

    Bunun için Peygamber Sallallahü Aleyhi Vesellem, “Mü’min için, Rabbine kavuşmanın dışında rahat yoktur” buyururlar.

    Kalb ve gönül ehli ile arkadaş ol. Onların sohbetlerinde bulun. Ta ki senin de bir kalbin, bir gönlün olsun.

    Kendileriyle dünyada sırf dünyalık için arkadaşlık ve dostluk ettiğin şu kişileri yarın göremeyeceksin.
     Aranız ayrılacak. Kötü dost ve arkadaşlarla aran nasıl ayrılmasın ki, sen onlarla Allah için değil, Allah’tan başka şeyler için dostluk ettin...

    Fethü’r-Rabbâni, Abdülkadir Geylani

    April 17

    TARLAMIZA NE EKTİK?

      
     
    TARLAMIZA NE EKTİK
     
    Mevlâmızın kullarına lütufları sonsuzdur. Eğer görebilsek her nefeste büyük rızıklarla nimetleniyoruz. İşte Rabbimizin bu rahmeti ümitsizliğe düşmeye manidir. O (c.c.) mutlak rızık verendir. Her türlü rızkı hazırlamış ve biz kullarına sunmuştur. Bizim yapmamız gereken vesilelerin peşine düşmektir. Bundan sonrası ise tevekküldür.

    Fakat bilmemiz gereken önemli bir husus var. Rabbimiz ihsanda bulunduğu nimetlere karşı bizlere bazı vazifeler vermiş ve buna göre, görevini yapan kullarını ayrıca mükâfatla müjdelemiştir. Bu vazifeleri göz ardı etmek ise küfran-ı nimet olduğundan böyle kişileri cezalandıracağını buyurmuştur.

    Bu sebeple kul, Rabbine karşı havf ve recâ hali ile donanmış olmalıdır. Yani daima bir umut ve aynı zamanda korku içinde olmalıdır. Korkmalı, çünkü vazifeleri vardır ve hesabını verecektir. Umudunu yitirmemeli, çünkü Mevlâmız engin mağfiret sahibidir. Müberra kitabımız Kur'an-ı Kerim'de buyurulmuştur ki:

    "Ey İman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun." (Tevbe/119)

    Gönül ehli büyüklerimiz, dünyanın ahiretin tarlası olduğu gibi kalbin tarla, imanın da oraya atılan tohum olduğunu söylemişlerdir. Bu dünyadaki ibadet ve taatler toprağı sürmek, temizlemek ve kalbe hayat suyunun akmasını sağlamaktır. Dünyaya meyleden, ona bağlanan gönüller ise serpilen tohumun bitmediği, çorak topraklara benzer. Kıyamet günü hasat mevsimi gibidir. Herkes ektiği mahsulü orada alacak. O gün iman ve salih amel tohumundan başka hiçbirşey meyve vermeyecektir.

    Bu dünyada kalbimizi çorak bir toprak haline getiren şeylerden uzak durmamız lazım. Bunların başında dünya sevgisi gelir. İnsanoğlu dünyada daimi kalacakmış gibi davranır. Bu yüzden hep biriktirme peşinde koşar. Gençken biraz daha büyüyüp biryerlere gelmeyi hedefler. Eğr hedefine ulaşırsa daha da yukarısını talep eder. Ömür böyle akıp giderken ahiret için ya hiç ibadet ve taat yapmaz ya da daima ileriki bir zamana, dünya işlerini bitireceğini umduğu bir döneme erteler. Ancak, ömrün sonuna gelindiğinde çoğunlukla pişmanlıktan başka bir şey kalmaz elinde. Rabbimiz (c.c.), Kur'an-ı Kerim'de doğru yol üzere sabit kalanları şöyle müjdelemiştir:

    "Gerçekten, Rabbimiz Allah'tır deyip de sonra sebat gösterenlere, 'Korkmayın, üzülmeyin. Size vaat olunan Cennet'le sevinin' diye melekler inecektir. Biz dünya hayatında da ahirette de dostlarınızız. Çok bağışlayan ve rahmet eden Allah'ın bir ikramı olarak burada canınız ne isterse sizindir." (Fussilet/30-32)

    Bu dünyada insanın aldanmasının, hakikati hemen unutuvermesinin sebebi kendine, nefsine aldanmasıdır. Nefsin arzuları çoktur, daima ister. Her şey benim olsun der. Nefsinin böyle isteklerine kulak vermek insanın kendi suçudur. Kişi böyle davrandıkça nefsinin açgözlülüğü hiç bitmeyecek, dünyada ebedi kalacakmış gibi hep sahip olmak, biriktirmek isteyecektir.

    Kişinin maneviyatını gözardı ederek biriktirme, sahip olma isteği doyumsuzluğu, hep yükseklerde olma isteği de kibri işaret eder. Her ikiside kalbî hastalıklardır. Bu nların peşinde koşan kazanmaktan çok kaybedecektir. ne dünyada rahata kavuşacak ne de ahirette huzur bulacaktır. Mücella dinimiz İslâm bizlerden bu hastalıklardan kurtulmamızı, şifa bulmamızı ister. Allah Rasulü (s.a.v.) buyurmuştur ki:

    "Lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın." (Tirmizi)

    Yani ölümü sıkça anarak dünya zevklerine tutkunluğunuza gem vurun Allah Teala'ya yönelin, denilmiştir. Bir başka hadis-i şerifte de ölümü sıkça ananların şehitlerle birlikte haşrolacakları müjdelenmiştir (Beyhakî). İmam Gazalî (rh.a.) ölümü sıkça ananlara bu üstünlüğün verilmesini, hatırlayışların insanı dünyadan uzaklaştırması ve ahirete hazırlamaya başlaması olarak göstermiştir.

    Hasan-ı Basrî (rh.a.)'de şunları söyler: "Ölüm dünyanın ipliğini pazara çıkardı da, akıllı olanlar için gerçekten zevk alacakları bir şey bırakmadı. "

    İnsanın aldanmasına sebep olan konulardan biri de insanın dünyaya dair hayaller kurmasıdır. Bu hayallerin içinde genellikle ebedi ahiret yurduna dair bir şey bulunmaz. Oysa insan gençliğine, sağlığına aldanıp maneviyetını ihmal etmemelidir.

    Abdullah b. Sâmit (rh.a.) babasından şunları duyduğunu aktarıyor: "Ey sağlıklı oluşuna aldanan kişi! hasta yatağına düşmeden ölen kimse görmedin mi? Ey kendisine süre tanınmış olan! Hiç vadesini bileni gördün mü? Ömrünü şöyle bir gözden geçirsen tattığın zevklerin hepsini unuttuğunu görürsün. Sizler sağlığa mı aldanıyorsunuz yoksa uzun süredir ağzınızın tadı yerinde olduğu için şımarıyor musunuz? Ölmeyeceksiniz diye bir güvenceniz mi var? Ölüm meleğine karşı gelebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Onu ne servetin ne de adamların engelleyebilir. Ölüm anı bela ve sıkıntı anıdır. Yapılan hatalardan pişmanlık zamanıdır."

    Dünya hayatının hakikatte ne olduğuna dair etrafımızda ne çok ibret vardır. Kendi bedenimiz, dönüp duran mevsimler, kainattaki her şey geçiciliğe işaret eder. Düşünün uzun süre birlikte olduğumuz, gülüp eğlendiğimiz, nice insan vadesi yettiğinde aramızdan ayrılıverdi. Onların birçoğu ne kadar çok çabalamıştı bu dünya için. Makam-mevki sahibi olanlar vardı. Çok para biriktirenler vardı. Güç ve iktidar sahibi olanlar vardı. Fakat dünya hiçbirine kalmadı. Bize de kalmayacak.

    Bir gün sıra bize geldiğinde ne biriktirdiklerimiz ne de kurduğumuz hayaller elimizden tutacak. Servetimizi, dünyadaki şan ve şöhretimizi, sayğınlığımızı yanımızda yanımızda götüremeyeceğiz. Aksine onlardan hesaba çekileceğiz. Onları nasıl kazandığımız sorulacak. Hak yemişsek, birilerine zulmetmişsek bedelini ödeme fırsatımız elden gitmiş olacak.

    Geleceğini güvenceye almak isteyen kişi Rabbinden korkan, takvaya sarılan, ebedi olana karşı fani olanı elden çıkaran kişidir. Böyle kişi gözünü ebediyet ufuklarına dikmiş, buranın misafirlik yurdu olduğunu fark etmiş, nefsinin ve şeytanın oyuncaklarına aldanmamış kutlu kişidir. O sebeple dünyadan şikayette de bulunmaz. Fahr-i Kainat (s.a.v.) Efendimiz buyurur ki:

    "Kaygılanan, geceden yol alır. Gece yol alan da menzile varır. Dikkat edin! Allah'ın eşyaşı pek pahalıdır. O pahalı eşyada Cennet'tir." (Tirmizi)

    Birazcık kaygı, dikkat ve çaba...Umuyoruz ki bunlarla yol alırsak biz de menzile varırız.

    Rabbimizin tevfik ve inayeti ile.

    S.Mübarek Erol

     

    GÖNÜLDE O'NU ARAMAK

     

    GÖNÜLDE O'NU ARAMAK

     

    Her şey gönlün derinliklerinden geleni fark etmekle başlar. Onu anlamakla
    kemale erişir. Ondan nasiplenebilmekle de zirveye tırmanır.

    Allah herkesin kalbine bir kapı koymuştur, derinliklerde gizli. Bu kapıdan
    girenler hüsrana uğramazlar, o kapıya erişenler nasipsiz kalmazlar. Bu kapı
    Hak kapısıdır.

    Vermeyi istemeseydi istemek duygusunu vermezdi. Önce istemekle başlar her
    şey. Cüzi irade ile başlangıcı bizim yapmamız gerekir. Gerçi Allah sebepler
    dairesi dışında bazı kullarına özel lütuflar verebilir ve kapılarını kendi
    açabilir ama bu istisnai durumdur, genele mal edilemez.

    İradeniz ile almanız gereken yolu aldığınızda inayet-i ilâhi tecelli eder ve
    Allah kendisinden başka kapılara yönelmenizi, rahmeti ile engeller.

    Kul muhabbet kapısından girince o güne kadar hiç görmediği, belki sadece
    duyduğu bir sevgi çağlayanına ulaşmış olur. Sevdiğinden daha fazla seven,
    onu ondan daha iyi bilen ve her ihtiyacını verebilme kudretinde olan Zata
    ulaşır.

    Bu, dünyadan ve çevremizden yüz çevirmek değildir. Sevginin merkezine tüm
    sevgilere en layık olan oturtulur, tüm sevmeler de O'nun çevresine. Yani
    önce O sevilir, sonra her şey O'nun için sevilir.Bir kalpte iki sevgi olmaz
    sözünü de bu doğrultuda anlamak gerekir.

    Bu kapının anahtarı tefekkürdür ki bilinen ibadetler içerisinde semeresi en
    çok olanlardan biridir.

    O'nu bulmak marifet iledir. Marifet de tefekkür ile olur. Önce kendi içinize
    dönmeyi öğrenin. Kafanızda sizi meşgul eden tüm problemler ve muhakemeleri
    bir tarafa bırakın. Dupduru olun. Sonra kalbinizin derinliklerine doğru yola
    çıkın. O bize, bizim tahmin ettiğimizden daha yakındır.

    Açılın kalp kapıları! Rabbimi bulmaya geldim deyin. Rabbinizi orada sizi
    bekler bulacaksınız.

    Hiçbir şey söylemeyin isterseniz. Kalbinizin tüm burukluğu, içinizin tüm
    susamışlığı ve günahlar altında iki büklüm olmuşluğunuzla sadece Ya
    Rabbi!deyin, yetecektir.

    Kulunun kendisine dönmesi kadar O'nu hoşnut eden başka bir şey olmayan
    Rabbimizin,Lebbeyk Kulum! Söyle ne istiyorsun? Nedir seni üzen? Beni bulan
    ve rızamı alan kulumu ne mahsun edebilir ki? Sen mahsun olma. Ben senin
    vekilinim dediğini duyarsınız belki Rabbim nasip ederse.

    Bu öyle bir lütuftur ki onu elde edenin kapısını çalacağı başka bir merci,
    açamayacağı hiçbir kapı kalmamıştır.

    Öyle bir sevgiliyi sevin ki size her şeyi vermeye gücü yetsin, her
    ihtiyacınızı görsün, sizi hep gözetsin. Öyle bir sevgiliye kendinizi
    sevdirin ki O sevdi mi kainattaki tüm kullarına da sizi sevdirsin. O'nun
    adıyla çaldığınız tüm kapılar ardına kadar açılsın. Muhabbetiniz muhabbetle
    mukabele bulsun.

    İşte insanın yaradılış gayesinin başlangıç noktası budur. Diğerleri onun
    arkasından gelir.

    Unutulmaması gereken bir fark vardır. Allah'ı bilmek ayrıdır, O'nu idrak
    etmek ayrıdır. Bilmek marifetle, idrak tefekkür ile olur.

    Her şeyde esma-i ilahiyeyi görmek marifettir. Allah'ı her yerde görmenin,
    bilmenin belli bir mantığı yoktur. Bu his dünyası ile ilgilidir. Allah'ı
    bilmek ancak onu hissetmekle olur.

    O tecellileri tefekkür etmek de idrake götürür. Allah'ı idrak ettiğinizde
    kemalâta ermiş, kalbinizde mutmainliği yakalamışsınız demektir. Artık kalp
    kapılarınız ardına kadar açılmıştır. Attığınız her adım sizi ayrı bir
    muhabbete, gördüğünüz her lütuf ayrı bir hayrete götürecektir.

    Artık her anınızda O'nun büyüklüğünü ve muhabbetini gözyaşları içerisinde
    seyre koyulacak, Sübhanallah ile ayrı bir tefekkür, Allah-u Ekber ile başka
    bir hayret, Elhamdulillah ile de şükür ufuklarını yakalayacaksınız Rabbimin
    izniyle.

    Rabbim bizleri kendini hakkıyla idrak eden kullarından eylesin. Amin.

    img396/8240/barrinhadouradacomflorcbt5.gif

    April 15

    GEL EY!..

    http://srv0204-05.sjc3.imeem.com/g/p/7a697fcbd55fc4e08b5d7c5f713a031d_web.jpg

    EFENDİM

    Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan...
    Gel ey, yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!..

    Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!.. 

     Gel ey!..
    Hani dostların vardı, kimi aşk okuyan Kitaplar Kitabı'ndan; kimi ilham dokuyan hitaplar hitabından. Kimine köşkler düşmüştü cennetten, kimi cennette köşklere düştüydü hani. Kiminin ateşlerine rengi düşerdi gülün de; kimi güllere rengini düşürürdü ateşin. Kimine yıldızlar düşerdi göklerden, kiminin yıldızın
    a düşerdi gökler ya...
     

    img396/8240/barrinhadouradacomflorcbt5.gif

    Hani sen "Yıldızlarım," demiştin, "hangisine uyarsanız doğru yola ulaşacağınız yıldızlarım!.." Sen gittin efendim ve hasretin yıldızlarını da çekti senden yana. Şimdi kim varsa yıldızlaşmaya yüz tutan, gökleri üzerine kapatıyor ehremenler. Bizler yanıyoruz, yanmamakta direniyor gökte yıldızlarımız... Güllerimiz küle durmakta yokluğunda, sultanlarımız kula dönmekte...

    img396/8240/barrinhadouradacomflorcbt5.gif
    Gel ey!..
    Ayrılığında çoğalan alevleriyle arınalım aşkının; yanalım yandıkça ve yandıkça yanalım. Aşk yüzünden elbisesi yırtılan da, Hak uğruna gözlerini kurutan da seni arzulamakta şimdi. Bizi kendine madem yine sensin bağlayan ve ayrılığının derdine yine sensin ayrılıkla derman olan, o hâlde gülümse bize efendim, bize gülümse. "Allah onları sever; onlar da Allah'ı sever" sırrına ermekte rehberimiz ol, tut günahkâr ellerimizden; günahkâr ellerimizden tut. 

    img396/8240/barrinhadouradacomflorcbt5.gif 
    Sen ey!..
    Gelsen hayallerimize bir kez... Ve üzerine sepet sepet güller döksek biz. Gelsen düşüncelerimize bir an... Ve baharları sersek ayağına çiçek çiçek, mevsim mevsim, ıtır ıtır... Dolunaylar yerine doğsan dünyamıza bir vakit... Ve zatını gündüz değilse, hayalini gece göstersen bizlere. Girsen ansızın düşlerimize, şefkat parmaklarınla okşasan başımızı ışık ışık... Ve ışığına düşsek pervaneler gibi; pervaneler gibi ışığına düşsek 

    img396/8240/barrinhadouradacomflorcbt5.gif
    Gel efendim...
    Bir kez doğ içimize de isterse kaybolsun dolunaylar, güneşler... Gir gözümüze de bir nefes, isterse silinsin tûtyâlar, sürmeler... İlham olup ak gönlümüze bir anda, isterse yitirilsin uçtan uca naatler ve gazeller, beyitler ve dizeler uçtan uca yitirilsin isterse...

    Gel efendim, dostluğuna muhtacız; umutsuz ve çaresiz bırakma çaresizlerini. Gel yeter ki, hakkımızda verilecek her hükme razı olalım. 

    img396/8240/barrinhadouradacomflorcbt5.gif
    Gel ey, bitir bitmeyen hasretini içimizde!
    Gel ey, onsuz mutluluk bulamadığımız!..
    Gel ey, kendisine layık olamadığımız!..
    *
    Gel benim efendim, bir kez olsun dokun yüreğime, yüreğime dokun bir kez olsun...
    Yüreğim kanıyor efendim, kanıyor yüreğim!..
    Çığlık çığlığa beşeriyet, çiğnenmiş reyhanlar misali hep seni arıyor. Uyandır zindanlara koyduğumuz Yusufî sevdalarımızı efendim. Uyandır bahtını üftadelerinin...
    Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
    Uyarır halkı efgânım kara bahtın uyanmaz mı?

     img396/8240/barrinhadouradacomflorcbt5.gif

    NEFS VE REÇETESİ

     
    ||Kardelen||Ölümün Yüzü 
Mümin icin ölümün simasi nurludur, gúzeldir ve sevimlidir. 
Mümin icin ölüm; 
 hayat yúkünden bir terhis 
imtihan meydanindan bir paydos 
gúzel bir degisiklik 
ölümsúz hayata bir gecis 
sonsuz hayata bir baslangic 
ebedi saãdet tarafina bir varis 
asil vatana bir sevkiyat 
dünya zindanindan Cennet bahcelerine bir davet 
yüzde doksan dokuz dost ve sevdiklerimizin toplanmis oldugu berzah alemine bir kavusma 
124.000 Peygamberle bir bulusma 
124 milyon evliya ile bir bulusma 
124 milyar asfiya ile bir sohbet 
Yaptigimiz kulluk hizmetine karsilik 
Cenab- Hakkin fazlindan ücret almak icin bir nöbet mahallidir........ !...
     
    Nefse En Ağır Gelen Şey ve Manevi Reçete

    Nefsi en fazla tahrip eden ve ona en ağır gelen şey, başkasından gelen Hak söze evet demektir. El-hikem-ül Ataiyye’de; “İki işten, nefsine ağır geleni yap! Çünkü, Hak olan iş, nefse ağır gelir” buyurulmaktadır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Amellerin en faziletlisi, nefse en zor gelenidir.)

    Yusuf bin Esbat hazretleri; “Alçak gönüllü olmanın alametlerinden birisi de, söyleyen kim olursa olsun, hak sözü kabul etmektir” buyurmuştur.

    Fudayl bin İyad hazretleri; "Hakka boyun eğ, hakkı takip et, kim söylerse söylesin hakkı kabul et" buyurmaktadır.

    İbn-i Ata hazretleri ise; "Tevazu, kim söylerse söylesin hakkı kabul etmektir" buyurmuştur.

    Güç olan işi yapmak, nefse ağır gelir. Nefsi daha çok ezer, zayıflatır. İbadetler, nefsi zayıflatmak, nefsi kırmak için emrolundu. Çünkü nefs, insanın da, Allahü teâlânın da düşmanıdır. Onu zayıflatmak, azmasını önlemek lazımdır.

    Bir işte, nefse uymak ne kadar az olursa, faydası o kadar daha çok olur. Yani, Allahü teâlânın rızasına daha çabuk kavuşturur. İslamiyet’in emir ve yasakları, nefsi kahretmek, yıpratmak içindir. Çünkü nefs, Allahü teâlânın düşmanıdır. Hadis-i kudside; "Nefsine düşmanlık et! Çünkü, o benim düşmanımdır" buyuruldu.

    İnsanlarda bulunan nefs-i emmare, din bilgilerine inanmamakta, tabiatı, yaratılışı, İslamiyet’e uymamaktadır. Bunun için, İslamiyet’e uymak, nefse acı gelmekte, ona uymak istememektedir. Nefse en zor gelen şey, en ağır gelen yük, İslamiyet’in emir ve yasaklarına uymaktır. Nefsi ezmek için, İslamiyet’e uymaktan başka yol yoktur.

    Nefsin arzularının, insanı Allah yolundan saptırıcı oldukları, Kur’an-ı kerimde haber verilmiştir. Çünkü nefs, daima Allahü teâlâyı inkâr, Ona inat, isyan etmek ister. Her işte, nefsin arzularına uymak, nefse tapınmak olur. Nefsine uyan, küfre veya bid’at sahibi olmaya yahut fıska yani haram işlemeye başlar. Ebu Bekir Tamistani hazretleri; “Nefse uymaktan kurtulmak, dünya nimetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefs, Allahü teâlâ ile kul arasındaki perdelerin en büyüğüdür” buyurmuştur. Sehl bin Abdullah Tüsteri hazretleri de; “İbadetlerin en kıymetlisi, nefse uymamaktır” buyurmaktadır.

    İslam bin Yusuf Belhi hazretleri, Hatem-ül-esam hazretlerine bir şey hediye etmişti. Hatem-ül-esam hazretleri bunu kabul edince, kendisine;
    -Bunu kabul etmek nefsin arzusuna uymak olmaz mı dediklerinde;
    -Kabul etmekle kendimi zelil, onu aziz eyledim. Reddetseydim, kendim aziz, o zelil olurdu. Nefsimin hoşuna giderdi cevabını vermiştir.

    Resulullah efendimiz, uzun bir hadis-i şerifin sonunda buyurdu ki:
    "İnsanı felakete sürükleyen şeyler üçtür: Hasislik, nefse uymak, kendini beğenmek."

    Nefse uyup, tevbe ve istigfar etmeden, af ve Cennet beklemek ahmaklık olmaktadır. Zira hadis-i şerifte; "Aklın alameti, nefse galip ve hakim olmak ve öldükten sonra lazım olanları hazırlamaktır. Ahmaklık alameti, nefse uyup, Allah’tan af, merhamet beklemektir" buyuruldu.

    Kötü şeyler nefse tatlı gelir. İnsanın, kötü bir şey yapınca, arkasından riyazet çekmesi, nefse güç gelen şey yapmayı âdet edinmesi, faydalı bir ilaçtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    "Nefse sükunet ve kalbe ferahlık veren iş, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş günahtır."

    Nefse uyan kimse, hep İslamiyet’in dışına çıkar. Hayvanlarda akıl ve nefs olmadığı için, ihtiyaçlarını bulunca kullanırlar. Yalnız bedenlerine zarar veren, kendilerini inciten şeylerden kaçarlar. İslam dini, rahat ve huzur içinde yaşamak için lazım olan şeylerden ve dünya lezzetlerinden faydalı olanları yasak etmiyor. Bunların elde edilmesinde ve kullanılmasında, akla ve dine uymayı emrediyor.

    İslam dini insanların dünyada da, ahirette de rahat ve huzur içinde yaşamasını istiyor. Bunun için, akla uymayı emrediyor. Nefse uymayı yasak ediyor. Akıl yaratılmasaydı, insan hep nefsine uyar, felaketlere sürüklenirdi. Nefs olmasaydı, insan, yaşaması ve üremesi için ve medeni hayat için lazım olan şeyleri kazanmak için çalışmasında kusur ederdi ve nefs ile cihad sevabından mahrum kalırdı. Meleklerden daha üstün olmak yolu kapalı kalırdı. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    "Ahirette olacaklardan, sizin bildiklerinizi hayvanlar bilselerdi, yemek için et bulamazdınız!"

    Yani, hayvanlar ahiretteki azapların korkusundan dolayı, yemekten, içmekten kesilirlerdi. Bir deri, bir kemik kalırlardı. İnsanlarda nefs olmasaydı, hayvanlar gibi, korkudan, yiyemez, içemez, yaşayamazlardı.

    İnsanların yaşayabilmeleri, nefslerinin gafleti ve dünya lezzetlerine düşkün olması iledir. Nefs, iki tarafı keskin bıçak gibidir. Hem de, zehirli ilaç gibidir. Doktorun tavsiyesine göre kullanan, bundan fayda kazanır. Aşırı kullanan helak olur.

    Kısaca Söylemek gerekirse; İslamiyet, nefsin helak edilmesini, yok edilmesini değil, terbiye edilmesini, ondan istifade edilmesini emretmektedir.

    Gökhan Gündüz

    April 13

    ALTIN SİLSİLE


    Allaah_and_Muhammad by jums.

    ALTIN SILSILE

    Kainatin efendisi alemlere rahmet
    Sendedir sefkat sefaat ve merhamet
    Ahir zaman ümmetine kiliver bir medet
    Ya Mustafa Ya Mahmud Ya Ahmedul Muhammed.
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Resule sadik kisi nefsinden bihaber
    Ezelde dost yazmis onu ilahi kader
    Mekke'de magarada Medine'de beraber
    Ikinin ikincisi Ya Siddiki Ekber
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Ol Habib'ten övgü alan Farisiler reisi
    Sahabeler icinde askla yanan birisi
    Resul-i Zisanin hem Siddikin varisi
    Ehli Beyte layik Ya Salmani Farisi
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Iman ve takvada görülmemis bir metanet
    Sende mevcut idi ask ve muhabbet
    Salmanul Hayr'dan aldin icazet
    Ebubekir torunu Ya Kasim bin Muhammed 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Ilim ehli yolunda ettiler sefer
    Aydinlatmak icin ümmeti oldun bir fener
    Senin kapinda oldu Numan muzaffer
    Ehli Beytin soyu Ya Imami Cafer 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Tarikat yolunun büyük imami
    Tasavvufla süslemis dini islami
    Hakki konusur sevmez idi bos kelami
    Allah'in velisi Ya Beyazidi Bestami 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Gavsu Zaman gönüller fatihi
    Zühd vera hem takva sahibi
    Heybet ve cemali Ömer timsali
    Ya Ebul Hasen Ali Harkani 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Kutbiyet makami ona aitdi
    Zikir ve sohbette hem üstad idi
    Zamanin Gavsuna hem talip idi
    Seyhül Azam Ya Fadul Ali Farmedi 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Horasan sehrinin büyük sultani
    Feyiz aldi senden Kadiri Geylani
    Hayran kaldi sana Muhyiddini Arabi
    Ortadogu Hakani Ya Yusuf el-Hemadani 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Hizirdan aldin zikir telkini
    Sensin ilk ceken hafi zikrini
    Hakka verdin vuslat icin kalbini
    Hizir'in evladi Ya Abdulhalik el Gücdevani 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Artmis idi halkin gaflet kirleri
    Bu yüzden vurdun kalbe hem cehri zikri
    Ayyüzlü hilal kasli gözleri iri
    Hakikat bahcesinin nuru Ya Arifer Rivegeri 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Tasavvuf yolunun tek öz evi
    Seriata vururdun bütün ölcüleri
    Sahabeyi andirir her halleri
    Zamanin gözbebegi Ya Mahmudel Fagnevi 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Hakk suyuyla yogrulmus onun bedeni
    Dogru yola getirmis Hakka isyan edeni
    Kendine rehber kilmis Resulun izinden gideni
    Vuslat yolunun eri Ya Azizan Hace Ali Ramitani 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Sen o büyük imamin müjdecisi
    Zamanin bir tek incisi
    Sana asik buhara beldesi
    Sahlar babasi Ya Muhammed Baba Semmasi 

    http://ethem-15.spaces.live.com  
    Güres meydaninda pehlivan bir ehli hal
    Ceddi Resul sanki süzme bir bal
    Seni anlatmaya yetmez Lisani kal
    Magrifet sultani Ya Seyyid Emir Külal
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Sen Sahlar sahi veliler serdari
    Asiklar velisi gönüller nigari
    Sana tabi olan iki cihan bahtiyari
    Ya Sahi Naksibend Bahauddini Buhari 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Gönüller sana asik sana giriftar
    Kullar icin Allaha olmussun medar
    Nefsine karsi daimi haydar
    Sahin damadi Ya Alauddini Attar 
    http://ethem-15.spaces.live.com  
    Bir meczup onun ilahi rehberi
    Hacegan yolunda buldu serveri
    Anlatilamaz olmus tasavvufta ki medhi
    Cani Hakka veren Ya Yakup el-Cerhi 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Ölü kalpleri dirilten bir yar
    Nice üstadlarin medhine mazhar
    Hakk'a varmayi halka hizmette arar
    Hizmet Sultani Ya Ubeydullah Ahrar 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Hindistanda yetismis büyük bir abid
    Nice haller ihsan etmis o yüce Mabud
    Taskente varinca olmus hem said
    Edep ve haya eri Ya Muhammed Zahid 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Ask ve riyazet ile ol Hakk'a eris
    Hizir ile sohbeti hem alis-veris
    Harebeden dergaha latif bir esis
    Cezbe ve muhabbet Sahi Ya Muhammed Dervis 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Abidlik ve zahidlikte bulunmaz dengi
    Daimi nefsi ile olmus cengi
    Nur Yüzlü münevver esmer idi rengi
    Feyiz ve nisbet sahibi Ya Hace Emkengi 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Kabil sehrinden bir cemal-i mah
    Iki Alemdede kanatli bir sah
    Daha genc yasta seyr-ü lillah
    Cennet Sultani Ya Muhammed Bakibillah 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Kayyumi zaman müceddidi el-fi sani
    Uzun boylu esmer yüzü nurani
    Ulul azim bir mürsid hem gavsu zamani
    Ya Ahmed-el Farukiyyil Serhendi Imami Rabbani 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Daha cocuk iken ne olacagi malum
    Büyük müceddid buyurmus biricik oglum
    Gecen ibadet taat gündüzün daimi saum
    Ürvet-ül Vuska Ya Muhammed Masum 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Asalet ve heybet sahibi bir mümin
    Bir ney sesinden istigrak ile teskin
    Habibullaha benzer batin ve zahirin
    Muhyi sünneti Ya Seyh Seyfuddin 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Ilimde derya zahiri ve batini
    Boyun büküp canana vermis kendini
    Yakip kül etmis nefs denen bendini
    Kutbi Zaman Ya Seyyid Muhammed Nur el-Badvani 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Bir teveccüh ile Allah'a vasil olan
    Nice makamlar gecip kalbi ask ile yanan
    Ilahi kudret denizinin dibine dalan
    Sehidler Babasi Ya Mazhari Can-i Canan 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Mujdeledi seni ol Haydari Ali
    Hayran kaldi sana zamanin mesayihi
    Kesfettin sen kalplerdeki cevheri
    Allahin nazli kulu Ya Abdullahi Dehlevi 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Hindistandan Anadoluya getiren emaneti
    Dehlevide buldun o ilahi tadi
    Sana verildi tüm iklimlerin irsadi
    Zulcenaheyni Ya Mevlana Halid-i Bagdadi 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Senin ceddin Paki Rasulallah
    Sana büyük nimetler vermis Allah
    Muhabbet yolunda bulmus felah
    Geylaninin Torunu Ya Seyyid Abdullah 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Ilim ve taatle gönül vermis Allah'a
    Hakki ile varis olmus Rasulallah'a
    Irsadin yayildi kafkaslardan taa Misir'a
    Takva Sultani Ya Seyh Seyyid Taha 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Sensin bu yolun biricik Gavsi
    Seriat ve tarikatin büyük reisi
    On yil tasavvufi ilim Hizir ile uveysi
    Gavsi Hizani Ya Seyh Seyyid Sibgatullah Arvasi 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Dünyadan menetti seni aski ilahi
    Allah'a vasil eden nice saliki
    Sensin geri ceviren müceddidligi
    Sahibul Zühd Ya Abdurrahmani Tagi 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Ilim aldi senden Said-i Nursi
    Nurun ile aydinlattin hem Bitlisi
    Büyük bir imana sahip idi kendisi
    Üstadlarin üstadi Ya Seyh Fethullah-i Verkanisi 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    En büyük oglusun Seyda-i Tagi'nin
    Risali-i Nurda gecmis hem senin ismin
    Rus harbinin büyük gazisisin
    Hazreti Sani Ya Muhammed Diyauddin 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Zamanin Sahisin maddi ve manevi
    Hakka kullukta buldun Raza-i ilahi
    Sen gönüller sultani hem serveri
    Sah-i Hazne Ya Ahmed-ül Haznevi 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Kalemler yazamaz diller söyliyemez seni
    Haznenin ocaginda pismis bedeni
    Aski ile yakmis tüm sofilerini
    Sultanil Cazibin Ya Seyyid Abdulhakim el Hüseyni 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Cennete dönüstürdün sen o menzili
    Asik ettin Allaha izinden gideni
    Sarhoslari delileri isyan edenleri
    Hakka ulastirdin Ya Seyyid Muhammed Rasid el Hüseyni 
    http://ethem-15.spaces.live.com 
    Aska boyandi senin ile Menzil diyari
    Kisa bir zamanda geldi dünyanin bahari
    Rasuli Kibriyanin sebebi iftihari
    Gavsu Sani Ya Seyyid Abdulbaki el Hüseyni Buhari


    ethem-15

    April 06

    YA RABBİ

      

    papatya.jpg

      YARABBİ


    Yalnızlığı sadece zatına kabul buyururken , kendi yalnızlığımızla ancak senin deryandan içtiğimiz şerbet ile yolunda dimdik durmak istiyoruz. En büyük dostumuzun sadece sen olduğunu bilirken izzetin kubbesi altından mahrum etme bizi.

     

    Senki kabul buyurmayacağın duayı çıkarmassın bu günahkar ağızdan, varlık perdesinden hiçlik ırmağına at bizi ki , kanarak içelim aşkını. Dayanmaz yüreğimize , dermanı senden dilerken huzurunda cemalinin arzusuyla kavrulur olduk. Eşyanın hakikatını seyran eylememizi murat edersen , bu çatlamış sineyide harmanından geçirerek yoğur.


    Bilmeden işlediğimiz günahları düşününce hafsalamızın ne kadar da küçük olduğunu anladık , bize bilerek yapamadığımız sevaplara erme gücü ihsan buyur. Karanlıkta yol almasını bilen ateş böceğinin ışığı kadar aydınlanacak iman nuru koymuş isen gönlümüze , bunu rahmet ummanından içerek filizlendir.

     

    Attığımız her adım , boynumuza binen bir yük kadar ağır olsada , Zatından başka hiçbirşeyi koydurma kalbimize.Bize sözlerin özünü anlatacak dostlar ile anlayacak sineler nasib eyle. Eğerki bu günahkar beden son nefesinde tertemiz olamadan varacaksa huzuruna , o zaman senin yolunda iken teslim al emanetini.


    İstememizin helakimize vesile olma endişesini taşımasından korkmasak, kendimiz içinde arzu ederdik , lakin bu satırları okuyan kullarının pak yüreklerini , iman nurun ile öylesine doldurki , bu günahkarda onların temiz dualarına layık olsun. Merhametinin büyüklüğün hayalide olmasa bu endam dolu yeryüzü bize dar bir odadan farklı kalmayacak. Habibinin aşkı hürmetine boynu bükük bir dille kapında durablme gücünü arzuluyoruz sadece..

     

    Senin herşeye gücün yeter...

    amin..


    img396/8240/barrinhadouradacomflorcbt5.gif

    April 03

    MUSİBETLER DE NİMETTİR

    MUSİBETLER DE NİMETTİR


    En son en zaman başınıza bir musibet geldi; ne zaman acılar içinde kıvrandınız?

    Niye hep ben, diyor musunuz aşılmaz, onulmaz sandığınız bir derde maruz kalınca. İsyan yelkenlerini hemen indiriyor musunuz, yoksa denizin sakinleşmesini bekliyor bir yandan da sabır tesbihini mi çekiyorsunuz dualarla?

    Musibetler, dertler, acılar, yokluklar neden hep bizi bulur diye hayıflanırız çoğu kere. Hâlbuki dertlerin de nimet olabileceği nedense hiç aklımıza gelmiyor.

    Belki gözümüzü başka bir aleme açacak kapıdır bu dert sandıklarımız.

    Bizi uyarmaya gelmişlerdir.

    Ya da "Şişt; ne oluyor sana; aslını unutma, ödevlerini unutma" demek istemişlerdir.

    Ayazın nefes dahi aldırmadığı dağ başında karlarla mücadele halindesiniz diyelim. Yanınızdaki size küçük musibetlerle dokunuyor. Belki çimdik atıyor, belki tokat atıyor. Peki neden? Derdin daha büyüğüne kapılıp gitmeyin diye; uyuya kalıp da soğuktan donmayasınız diye… Gözünüz bu dünyaya hep açık dursun diye, bilinciniz yerinde kalsın diye… Kim olduğunuzu, nereye gidip nereden geldiğinizi unutmayasınız diye…

    Belki tokat atar belki tekme! Bu zahirde, görünüşte birer küçük musibet gibi görünen hareketlerin olmadığını düşünün, ne olur sonunuz?

    Elbette uyku uyuma isteği başlar, uykuda daha çok savunmasız kalan zayıf ve aciz bedeniniz soğuğa yenik düşerek can emanetini Azrail meleğine teslim eder.

    İşte bunun gibi belki dert, sıkıntı, musibet sandıklarımız Rabbimizin bizi gaflet uykusuna dalıp da dünya ölülerinden olmayalım diye göndermiş olduğu küçük uyarılar neden olmasın?

    Sizi Zat'ına bağlayan, birkaç dua cümlesi iki damla gözyaşı ile "kul" olma makamına çıkartan ikramlar neden olmasın?

    Ya da "bu şekilde hayat sürme; kendine gel!" türünden ve dikkat edilmezse büyük belaların habercisi olabilecek bir uyarı neden olmasın?

    Anlatırlar ki Rabbimiz Firavun'a yüzyıllarca yaşayan Firavun'a bir baş ağrısı dahi vermemiş. "Uzun ömründe sapasağlam yaşasın, dua edip de sesini Bana duyurmasın" diye.

    Yani musibetler de her kula nasip olmasa gerek. Ancak Rabbimizin kendisinden ayırmak istemediği, gönlünü Zat'ından yana çevirmek istediği ender kullarına verdiği bir lütuf belki.

    Küçük musibet büyük musibeti önler denir ki, bu da işin diğer boyutu.

    Küçük bir dersten akıllanan insan aynı tür ya da benzeri bir olayla karşılaştığı zaman tecrübesini devreye sokar ve küçük dersten, büyük musibetten edindiği deneyimle başını büyük beladan koruyabilir.

    Ya da küçük musibet belki günahlara kefaret olacaktır bu vesileyle bir başka büyük imtihana gerek kalmayacaktır.

    İşte tüm bu düşünceler insanın yaşadığı olaylara karşı bakışını farklılaştırır.

    Bozulmaya yüz tutan insan halet-i ruhiyesini dengede tutmaya yarar.

    Zaten İslam'ın da korumak istediklerinden biri de bu değil mi?

    İman ile dünyaya bakan asla teessür olmaz.
    Her işte bir hikmet ve hayır arar ve bulur.

    Somut mükafatını ise Rabbimiz dilerse belki bu dünya da ama ahrette mutlaka verecektir.

    Kul olmanın sırrına binaen yapılacak en güzel davranış olaylara ilk başta gereken sabrı gösterip alınması lazım gelen dersleri alarak hayatı okumaya devam etmektir.

    Yoksa en küçük tepede yorulursak, yoldan dönmeye kalkarsak veya da o tepeye kızarsak, küçük engel sebebiyle kendimizi üzersek insana verilen pek çok kerameti kullanamamış oluruz.

    Musibetlerin bir sam yeli edasıyla olgunluğunuza olgunluk katarak sizi kemâlat derecesinde tatlandırması duasıyla…

    Ümit Demir