hüda's profileRAHMAN VE RAHİM OLAN ALL...PhotosBlogGuestbookMore ![]() | Help |
|
|
April 29 FAYDASI OLMAZ![]() 1.Günah ve harama düşme endişesiyle şüpheli şeylerden uzak durmadıkça....... AKLIN FAYDASI OLMAZ 2.İlmin olmadıkça....ERDEMİN FAYDASI OLMAZ 3.Allah'a karşı alçak gönüllü bir duyarlılık sevgi ve ürperti duyguları taşımadıkça..... KURTULMANIN FAYDASI OLMAZ 4.Adalet olmadıkça... YÖNETİMİN FAYADASI OLMAZ 5.Edep olmadıkça.. ASALETİN FAYDASI OLMAZ 6.Cömertlik olmadıkça.. ZENGİNLİĞİN FAYDASI OLMAZ 7.Güven olmadıkça.. SEVİNCİN FAYDASI OLMAZ 8.Kanaat olmadıkça..... FAKİRLİĞİN FAYDASI OLMAZ 9.Alçak gönüllülük olmadıkça.. YÜKSELMENİN FAYDASI OLMAZ 10.Allah'ın başarıya ulaştırması olmadıkça. ÇALIŞMANIN FAYDASI OLMAZ.......... April 28 ALLAH'A YAKLAŞTIRAN HER ŞEYE AMENNA
Dert sahibi kul
Derdine derman ararken,
Derman sahibi ALLAH (c.c.)
Kendine yaklaştırmak için , dertli kul ararmış…
Eğer dert olmasaymış
MEVLAYA yaklaşmak olmazmış
Bir hayat ki sonu cennet, Bu hayatın cefasından ne çıkar ?
Bir hayat ki sonu cehennem, Bu hayatın sefasından ne çakar ?
Ya Rabbi !sen bizi bağışla.senin kapına! elsiz,ayaksız gelsekte yine sana varmak ümidi ile geliyoruz.Senden ayrı düştük ama,hiçbir gönül yapıcıya bağlanmadık.Senden başka okşayanımız da olmadı.sızlanışlarımızla alay edildi;Feryadımıza kimse gelmedi.
April 26 ALLAH'IMALLAH"IM
BU GÜN ÖMRÜMDEN, BİR SANİYE, BİR DAKİKA, BİR SAAT, DAHA BİTTİ... ALLAH"IM Senin sevdiğin şeylere bakmıyorsa bu gözlerim, Gözlerimi kapat ALLAH"IM... Senin sevdiğin şeyleri, Söylemiyorsa bu bu dilim, Dilimi tut ALLAH"IM... Senin sevdiğin şeyleri, Tutmuyorsa bu ellerim, Ellerimi tut ALLAH"IM... Senin sevdiğin yerlere gitmiyorsa bu ayaklarım, Ayaklarımı yürütme ALLAH"IM... Seni anmıyorsa bu KALBİM, Kalbimi durdur ALLAH"IM... BU GÜN ÖMRÜMDEN, BİR SANİYE, BİR DAKİKA, BİR SAAT, DAHA BİTTİ... ALLAH"IM... Yazarı..Aciz çıtkırıldım_81... April 24 UMUDUNU KAYBEDEN HER ŞEYİNİ KAYBEDER![]() Umudunu kaybeden her şeyini kaybeder
''...Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin.Çünkü kafirler topluluğundan başkası
Allah'ın rahmetinden ümüt kesmez.''
(Yusuf Suresi 87)
Hayat yolumuz hep düzlükte devam etmemektedir. Bazen önümüze yokuşlar çıkar, bazen de inişler.. Mühim olan düzlükte şımarmamak, yokuş ve inişlerde de ümitsizliğe düşmemek Bunların hayat yolculuğunun imtihanları olduğunun farkında olmak. Rabbimiz Ankebut Suresi'nin ilk ayetlerinde şöyle ikazda bulunmaktadır: insanlar iman ettik demekle bırakılacaklar da imtihana çekilmeyecekler mi sanıyorlar? Çekileceğimiz bu imtihanları kazanmanın ilk şartı, sıkıntı ve zorluklar karşısında ümidini kaybetmemektir. Çünkü ümidinizi kaybederseniz her şeyinizi kaybedersiniz. Ama ümidinizi korursanız kaybettiklerinizi yine kazanabilirsiniz. Ümidin bu hayati özelliğinden dolayıdır ki, şeytanın yıkmaya yöneldiği ilk hedefi, imanlı insanın ümit kalesidir. Ümit kalesini yıktıran adamın sığınacağı başka bir kalesi yoktur. Ümidin basite alınamaz bu hayati özelliğini irşat alimleri şu çarpıcı olayla dikkatimize verirler: Bir adam yolda ağlayarak gidiyordu. Karşıdan gelen bir maneviyat büyüğü ağlayan adama sordu:Neden ağlıyorsun evlat,bir felakete mi uğradın yoksa? Sorma dedi ağlayan adam, mahvoldum, dükkânım yandı, bu yetmiyormuş gibi kasadaki paralarım da yandı; bütün servetim gitti, geriye sadece borç senetlerim kaldı. Maneviyat büyüğü ağlayan adamın başını şefkatle okşadı, sonra da dedi ki: Bunlar ağlanacak kayıplar değildir evlat. Ben de ümidini kaybettin de onun için ağlıyorsun sandım.!Şunu unutma ki, ümidini kaybeden adam her şeyini kaybeder. Ama ümidini kaybetmeyen adam yeniden teşebbüse geçer, kaybettiklerini zaman içinde yine kazanabilir. Sen ümidini kaybetme evlat ümidini!.. Evet, bütün mesele ümidini kaybetmemekte. Peygamberimiz de (sas) konuşmalarıyla ümitsizlik telkin eden adamı ikaz ederek şöyle uyarıda bulunmuştur: "Kim, 'Artık iyi insan kalmadı, herkes bozuldu..' diyerek ümitsizlik telkin ederse bilsin ki, bozulan o insanın kendisidir,herkes değil." Çünkü kıyamete kadar insanların içinde hem iyisi bulunacak hem de kötüsü. Burada mühim olan, bizim bunların neresinde yer aldığımız, hangi tarafın içinde bulunduğumuzdur. Biz iyilerin içinde bulunuyorsak kötülerin bize zararı olamaz, kötülerin içinde yer almışsak iyiler bizi kurtaramaz. Unutulmaması gereken gerçek bizim nerede yer aldığımız, kimlerin desteğinde bulunduğumuzdur. İşte bu gerçeği unutturmaya çalışan şeytan, hep bozulanları dikkate vererek ümitsizlik telkin etmeye yeltenir. Teşebbüs gücünü yok etmeye çalışır. Şeytanın bu tuzağına düşmemek için Bostanü'l Vaizin'de şu çarpıcı misal verilmektedir: Bağdat'ta büyük bir şevk içinde hizmetlerini sürdüren Cüneydi Bağdadi bir gece rüyasında gördüğü bir adamdan ümit kırıcı telkinler dinler. İyi bir insan görüntüsündeki adam diyor ki: Ey Cüneyd! Boşuna uğraşıyorsun sen. İnsanlar artık yolunu değiştirdi, seni dinleyecek kimse kalmadı Bağdat'ta. Koskoca şehirde sadece üç kişiden başka adam kalmadı. Onlar da şu anda Şiraz Mescidinde ibadetteler. Bu söylediklerime inanmazsan git, Şiraz Mescidinde ibadet eden üç kişiyi gözlerinle gör!. Heyecanla uyanan Cüneydi Bağdadi, abdest alıp doğruca Şiraz mescidine gider. Bakar ki, gerçekten de mescitte üç kişi kendinden geçmişçesine ibadetteler. İçinden bir ümitsizlik fırtınası kopar. Demek ki koskoca Bağdat'ta gerçekten de adam kalmamış bu üç kişiden başka diye ümitsizleşirken namazdakilerden biri hemen selam verip kulağına eğilerek şunları fısıldar: Dikkat et , der. Şeytan sana ümitsizlik telkin etmek istiyor. Bağdat Allah dostlarıyla doludur! Allah dilerse görünmezlerden kapılar açar, bilinmezlerden sebepler halk eder. Yeter ki sen ümidini yitirme, teşebbüs gücünü kaybetme, hizmetine aşkla, şevkle devam et. Vazifeni yap, vazifei ilahiye karışma. Gerisi Allah'ın (cc) takdirine kalmıştır. O takdirde yanlışlık, eksiklik olmaz. Ahmed Şahin April 20 GÜLLER İLE ANAYIM YA MUHAMMED
GÜLLER İLE ANAYIM YA MUHAMMED GÜL SEVGİNİN SİMGESİDİR GÜLLER İLE ANAYIM,YA MUHAMMED BÜLBÜLLER AŞKIN ATEŞİDİR BÜL BÜLLER İLE ANAYIM, YA MUHAMMED ÇAĞLAR DERELER BİLLUR BİLLUR BİZE NAZARIN BİR LUTUFTUR BEN KEMTER MİSKİN KUL SEVDİKLERİNLE ANAYIM, YA MUHAMMED GÖZ YAŞI KALBİN İNCİSİDİR GÖZ YAŞI İLE ANAYIM, YA MUHAMMED GÖNÜLLER AMEL TORBASIDIR HALİS GÖNÜL İLE ANAYIM, YA MUHAMMED AÇ PERDELERİ GÖSTER YÜZÜNÜ NURUN İLE GÖREYİM SENİ TUT BIRAKMA MİSKİN ÖZÜMÜ HUZURU MAHŞERDE BULAYIM SENİ, ŞEFAAT EYLE YA MUHAMMED TŞK KRDŞM April 18 ARKADAŞLARINA DİKKAT!
Cahillerle arkadaşlık ediyorsun, bu durumda onların cehaletinden sana da bulaşabilir. Ahmaklarla arkadaşlık etmek, aldatıcı bir arkadaşlıktır. Sağlam inançlı, alim ve ilmi ile amel eden mü’minlerle arkadaşlık et. Mü’min iman kuvveti sebebiyle diğer insanlara karşı daima neşeli ve güleryüzlü görünmeye, hüznü de Allah ile kendi arasında gizli tutmaya muktedir olabilir. Mü’minin hüznü daimidir, çünkü tefekkür eder. Çok ağlar, az güler. Bunun için Peygamber Sallallahü Aleyhi Vesellem, “Mü’min için, Rabbine kavuşmanın dışında rahat yoktur” buyururlar. Kalb ve gönül ehli ile arkadaş ol. Onların sohbetlerinde bulun. Ta ki senin de bir kalbin, bir gönlün olsun. Kendileriyle dünyada sırf dünyalık için arkadaşlık ve dostluk ettiğin şu kişileri yarın göremeyeceksin. Aranız ayrılacak. Kötü dost ve arkadaşlarla aran nasıl ayrılmasın ki, sen onlarla Allah için değil, Allah’tan başka şeyler için dostluk ettin... Fethü’r-Rabbâni, Abdülkadir Geylani April 17 TARLAMIZA NE EKTİK?![]() TARLAMIZA NE EKTİK
Mevlâmızın kullarına lütufları sonsuzdur. Eğer görebilsek her nefeste büyük rızıklarla nimetleniyoruz. İşte Rabbimizin bu rahmeti ümitsizliğe düşmeye manidir. O (c.c.) mutlak rızık verendir. Her türlü rızkı hazırlamış ve biz kullarına sunmuştur. Bizim yapmamız gereken vesilelerin peşine düşmektir. Bundan sonrası ise tevekküldür.
Fakat bilmemiz gereken önemli bir husus var. Rabbimiz ihsanda bulunduğu nimetlere karşı bizlere bazı vazifeler vermiş ve buna göre, görevini yapan kullarını ayrıca mükâfatla müjdelemiştir. Bu vazifeleri göz ardı etmek ise küfran-ı nimet olduğundan böyle kişileri cezalandıracağını buyurmuştur. Bu sebeple kul, Rabbine karşı havf ve recâ hali ile donanmış olmalıdır. Yani daima bir umut ve aynı zamanda korku içinde olmalıdır. Korkmalı, çünkü vazifeleri vardır ve hesabını verecektir. Umudunu yitirmemeli, çünkü Mevlâmız engin mağfiret sahibidir. Müberra kitabımız Kur'an-ı Kerim'de buyurulmuştur ki: "Ey İman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun." (Tevbe/119) Gönül ehli büyüklerimiz, dünyanın ahiretin tarlası olduğu gibi kalbin tarla, imanın da oraya atılan tohum olduğunu söylemişlerdir. Bu dünyadaki ibadet ve taatler toprağı sürmek, temizlemek ve kalbe hayat suyunun akmasını sağlamaktır. Dünyaya meyleden, ona bağlanan gönüller ise serpilen tohumun bitmediği, çorak topraklara benzer. Kıyamet günü hasat mevsimi gibidir. Herkes ektiği mahsulü orada alacak. O gün iman ve salih amel tohumundan başka hiçbirşey meyve vermeyecektir. Bu dünyada kalbimizi çorak bir toprak haline getiren şeylerden uzak durmamız lazım. Bunların başında dünya sevgisi gelir. İnsanoğlu dünyada daimi kalacakmış gibi davranır. Bu yüzden hep biriktirme peşinde koşar. Gençken biraz daha büyüyüp biryerlere gelmeyi hedefler. Eğr hedefine ulaşırsa daha da yukarısını talep eder. Ömür böyle akıp giderken ahiret için ya hiç ibadet ve taat yapmaz ya da daima ileriki bir zamana, dünya işlerini bitireceğini umduğu bir döneme erteler. Ancak, ömrün sonuna gelindiğinde çoğunlukla pişmanlıktan başka bir şey kalmaz elinde. Rabbimiz (c.c.), Kur'an-ı Kerim'de doğru yol üzere sabit kalanları şöyle müjdelemiştir: "Gerçekten, Rabbimiz Allah'tır deyip de sonra sebat gösterenlere, 'Korkmayın, üzülmeyin. Size vaat olunan Cennet'le sevinin' diye melekler inecektir. Biz dünya hayatında da ahirette de dostlarınızız. Çok bağışlayan ve rahmet eden Allah'ın bir ikramı olarak burada canınız ne isterse sizindir." (Fussilet/30-32) Bu dünyada insanın aldanmasının, hakikati hemen unutuvermesinin sebebi kendine, nefsine aldanmasıdır. Nefsin arzuları çoktur, daima ister. Her şey benim olsun der. Nefsinin böyle isteklerine kulak vermek insanın kendi suçudur. Kişi böyle davrandıkça nefsinin açgözlülüğü hiç bitmeyecek, dünyada ebedi kalacakmış gibi hep sahip olmak, biriktirmek isteyecektir. Kişinin maneviyatını gözardı ederek biriktirme, sahip olma isteği doyumsuzluğu, hep yükseklerde olma isteği de kibri işaret eder. Her ikiside kalbî hastalıklardır. Bu nların peşinde koşan kazanmaktan çok kaybedecektir. ne dünyada rahata kavuşacak ne de ahirette huzur bulacaktır. Mücella dinimiz İslâm bizlerden bu hastalıklardan kurtulmamızı, şifa bulmamızı ister. Allah Rasulü (s.a.v.) buyurmuştur ki: "Lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın." (Tirmizi) Yani ölümü sıkça anarak dünya zevklerine tutkunluğunuza gem vurun Allah Teala'ya yönelin, denilmiştir. Bir başka hadis-i şerifte de ölümü sıkça ananların şehitlerle birlikte haşrolacakları müjdelenmiştir (Beyhakî). İmam Gazalî (rh.a.) ölümü sıkça ananlara bu üstünlüğün verilmesini, hatırlayışların insanı dünyadan uzaklaştırması ve ahirete hazırlamaya başlaması olarak göstermiştir. Hasan-ı Basrî (rh.a.)'de şunları söyler: "Ölüm dünyanın ipliğini pazara çıkardı da, akıllı olanlar için gerçekten zevk alacakları bir şey bırakmadı. " İnsanın aldanmasına sebep olan konulardan biri de insanın dünyaya dair hayaller kurmasıdır. Bu hayallerin içinde genellikle ebedi ahiret yurduna dair bir şey bulunmaz. Oysa insan gençliğine, sağlığına aldanıp maneviyetını ihmal etmemelidir. Abdullah b. Sâmit (rh.a.) babasından şunları duyduğunu aktarıyor: "Ey sağlıklı oluşuna aldanan kişi! hasta yatağına düşmeden ölen kimse görmedin mi? Ey kendisine süre tanınmış olan! Hiç vadesini bileni gördün mü? Ömrünü şöyle bir gözden geçirsen tattığın zevklerin hepsini unuttuğunu görürsün. Sizler sağlığa mı aldanıyorsunuz yoksa uzun süredir ağzınızın tadı yerinde olduğu için şımarıyor musunuz? Ölmeyeceksiniz diye bir güvenceniz mi var? Ölüm meleğine karşı gelebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Onu ne servetin ne de adamların engelleyebilir. Ölüm anı bela ve sıkıntı anıdır. Yapılan hatalardan pişmanlık zamanıdır." Dünya hayatının hakikatte ne olduğuna dair etrafımızda ne çok ibret vardır. Kendi bedenimiz, dönüp duran mevsimler, kainattaki her şey geçiciliğe işaret eder. Düşünün uzun süre birlikte olduğumuz, gülüp eğlendiğimiz, nice insan vadesi yettiğinde aramızdan ayrılıverdi. Onların birçoğu ne kadar çok çabalamıştı bu dünya için. Makam-mevki sahibi olanlar vardı. Çok para biriktirenler vardı. Güç ve iktidar sahibi olanlar vardı. Fakat dünya hiçbirine kalmadı. Bize de kalmayacak. Bir gün sıra bize geldiğinde ne biriktirdiklerimiz ne de kurduğumuz hayaller elimizden tutacak. Servetimizi, dünyadaki şan ve şöhretimizi, sayğınlığımızı yanımızda yanımızda götüremeyeceğiz. Aksine onlardan hesaba çekileceğiz. Onları nasıl kazandığımız sorulacak. Hak yemişsek, birilerine zulmetmişsek bedelini ödeme fırsatımız elden gitmiş olacak. Geleceğini güvenceye almak isteyen kişi Rabbinden korkan, takvaya sarılan, ebedi olana karşı fani olanı elden çıkaran kişidir. Böyle kişi gözünü ebediyet ufuklarına dikmiş, buranın misafirlik yurdu olduğunu fark etmiş, nefsinin ve şeytanın oyuncaklarına aldanmamış kutlu kişidir. O sebeple dünyadan şikayette de bulunmaz. Fahr-i Kainat (s.a.v.) Efendimiz buyurur ki: "Kaygılanan, geceden yol alır. Gece yol alan da menzile varır. Dikkat edin! Allah'ın eşyaşı pek pahalıdır. O pahalı eşyada Cennet'tir." (Tirmizi) Birazcık kaygı, dikkat ve çaba...Umuyoruz ki bunlarla yol alırsak biz de menzile varırız. Rabbimizin tevfik ve inayeti ile. S.Mübarek Erol
GÖNÜLDE O'NU ARAMAK
GÖNÜLDE O'NU ARAMAK
Her şey gönlün derinliklerinden geleni fark etmekle başlar. Onu anlamakla April 15 GEL EY!..
EFENDİM
Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan...
Gel ey, yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!.. Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!.. Gel ey!.. Hani dostların vardı, kimi aşk okuyan Kitaplar Kitabı'ndan; kimi ilham dokuyan hitaplar hitabından. Kimine köşkler düşmüştü cennetten, kimi cennette köşklere düştüydü hani. Kiminin ateşlerine rengi düşerdi gülün de; kimi güllere rengini düşürürdü ateşin. Kimine yıldızlar düşerdi göklerden, kiminin yıldızına düşerdi gökler ya...
NEFS VE REÇETESİ![]() Nefse En Ağır Gelen Şey ve Manevi Reçete
Nefsi en fazla tahrip eden ve ona en ağır gelen şey, başkasından gelen Hak söze evet demektir. El-hikem-ül Ataiyye’de; “İki işten, nefsine ağır geleni yap! Çünkü, Hak olan iş, nefse ağır gelir” buyurulmaktadır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Amellerin en faziletlisi, nefse en zor gelenidir.) Yusuf bin Esbat hazretleri; “Alçak gönüllü olmanın alametlerinden birisi de, söyleyen kim olursa olsun, hak sözü kabul etmektir” buyurmuştur. Fudayl bin İyad hazretleri; "Hakka boyun eğ, hakkı takip et, kim söylerse söylesin hakkı kabul et" buyurmaktadır. İbn-i Ata hazretleri ise; "Tevazu, kim söylerse söylesin hakkı kabul etmektir" buyurmuştur. Güç olan işi yapmak, nefse ağır gelir. Nefsi daha çok ezer, zayıflatır. İbadetler, nefsi zayıflatmak, nefsi kırmak için emrolundu. Çünkü nefs, insanın da, Allahü teâlânın da düşmanıdır. Onu zayıflatmak, azmasını önlemek lazımdır. Bir işte, nefse uymak ne kadar az olursa, faydası o kadar daha çok olur. Yani, Allahü teâlânın rızasına daha çabuk kavuşturur. İslamiyet’in emir ve yasakları, nefsi kahretmek, yıpratmak içindir. Çünkü nefs, Allahü teâlânın düşmanıdır. Hadis-i kudside; "Nefsine düşmanlık et! Çünkü, o benim düşmanımdır" buyuruldu. İnsanlarda bulunan nefs-i emmare, din bilgilerine inanmamakta, tabiatı, yaratılışı, İslamiyet’e uymamaktadır. Bunun için, İslamiyet’e uymak, nefse acı gelmekte, ona uymak istememektedir. Nefse en zor gelen şey, en ağır gelen yük, İslamiyet’in emir ve yasaklarına uymaktır. Nefsi ezmek için, İslamiyet’e uymaktan başka yol yoktur. Nefsin arzularının, insanı Allah yolundan saptırıcı oldukları, Kur’an-ı kerimde haber verilmiştir. Çünkü nefs, daima Allahü teâlâyı inkâr, Ona inat, isyan etmek ister. Her işte, nefsin arzularına uymak, nefse tapınmak olur. Nefsine uyan, küfre veya bid’at sahibi olmaya yahut fıska yani haram işlemeye başlar. Ebu Bekir Tamistani hazretleri; “Nefse uymaktan kurtulmak, dünya nimetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefs, Allahü teâlâ ile kul arasındaki perdelerin en büyüğüdür” buyurmuştur. Sehl bin Abdullah Tüsteri hazretleri de; “İbadetlerin en kıymetlisi, nefse uymamaktır” buyurmaktadır. İslam bin Yusuf Belhi hazretleri, Hatem-ül-esam hazretlerine bir şey hediye etmişti. Hatem-ül-esam hazretleri bunu kabul edince, kendisine; -Bunu kabul etmek nefsin arzusuna uymak olmaz mı dediklerinde; -Kabul etmekle kendimi zelil, onu aziz eyledim. Reddetseydim, kendim aziz, o zelil olurdu. Nefsimin hoşuna giderdi cevabını vermiştir. Resulullah efendimiz, uzun bir hadis-i şerifin sonunda buyurdu ki: "İnsanı felakete sürükleyen şeyler üçtür: Hasislik, nefse uymak, kendini beğenmek." Nefse uyup, tevbe ve istigfar etmeden, af ve Cennet beklemek ahmaklık olmaktadır. Zira hadis-i şerifte; "Aklın alameti, nefse galip ve hakim olmak ve öldükten sonra lazım olanları hazırlamaktır. Ahmaklık alameti, nefse uyup, Allah’tan af, merhamet beklemektir" buyuruldu. Kötü şeyler nefse tatlı gelir. İnsanın, kötü bir şey yapınca, arkasından riyazet çekmesi, nefse güç gelen şey yapmayı âdet edinmesi, faydalı bir ilaçtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Nefse sükunet ve kalbe ferahlık veren iş, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş günahtır." Nefse uyan kimse, hep İslamiyet’in dışına çıkar. Hayvanlarda akıl ve nefs olmadığı için, ihtiyaçlarını bulunca kullanırlar. Yalnız bedenlerine zarar veren, kendilerini inciten şeylerden kaçarlar. İslam dini, rahat ve huzur içinde yaşamak için lazım olan şeylerden ve dünya lezzetlerinden faydalı olanları yasak etmiyor. Bunların elde edilmesinde ve kullanılmasında, akla ve dine uymayı emrediyor. İslam dini insanların dünyada da, ahirette de rahat ve huzur içinde yaşamasını istiyor. Bunun için, akla uymayı emrediyor. Nefse uymayı yasak ediyor. Akıl yaratılmasaydı, insan hep nefsine uyar, felaketlere sürüklenirdi. Nefs olmasaydı, insan, yaşaması ve üremesi için ve medeni hayat için lazım olan şeyleri kazanmak için çalışmasında kusur ederdi ve nefs ile cihad sevabından mahrum kalırdı. Meleklerden daha üstün olmak yolu kapalı kalırdı. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Ahirette olacaklardan, sizin bildiklerinizi hayvanlar bilselerdi, yemek için et bulamazdınız!" Yani, hayvanlar ahiretteki azapların korkusundan dolayı, yemekten, içmekten kesilirlerdi. Bir deri, bir kemik kalırlardı. İnsanlarda nefs olmasaydı, hayvanlar gibi, korkudan, yiyemez, içemez, yaşayamazlardı. İnsanların yaşayabilmeleri, nefslerinin gafleti ve dünya lezzetlerine düşkün olması iledir. Nefs, iki tarafı keskin bıçak gibidir. Hem de, zehirli ilaç gibidir. Doktorun tavsiyesine göre kullanan, bundan fayda kazanır. Aşırı kullanan helak olur. Kısaca Söylemek gerekirse; İslamiyet, nefsin helak edilmesini, yok edilmesini değil, terbiye edilmesini, ondan istifade edilmesini emretmektedir. Gökhan Gündüz April 13 ALTIN SİLSİLE
ALTIN SILSILE
April 06 YA RABBİ
YARABBİ
Senki kabul buyurmayacağın duayı çıkarmassın bu günahkar ağızdan, varlık perdesinden hiçlik ırmağına at bizi ki , kanarak içelim aşkını. Dayanmaz yüreğimize , dermanı senden dilerken huzurunda cemalinin arzusuyla kavrulur olduk. Eşyanın hakikatını seyran eylememizi murat edersen , bu çatlamış sineyide harmanından geçirerek yoğur.
Attığımız her adım , boynumuza binen bir yük kadar ağır olsada , Zatından başka hiçbirşeyi koydurma kalbimize.Bize sözlerin özünü anlatacak dostlar ile anlayacak sineler nasib eyle. Eğerki bu günahkar beden son nefesinde tertemiz olamadan varacaksa huzuruna , o zaman senin yolunda iken teslim al emanetini.
Senin herşeye gücün yeter... amin.. April 03 MUSİBETLER DE NİMETTİRMUSİBETLER DE NİMETTİR
|
|
|