|
|
March 10
KAÇ NEFES KALDI, ÖMÜRDEN GERİYE ?
İŞTE GELDİK GİDİYORUZ, şu güzelim dünyadan… Kalanlara da, göçenlere de selâm olsun. Gönül niyazımız budur.
Bir gün bir durakta bitecek yolculuk. O yolculuk ki, bir şey getirmeden gelip, bir şey götürmeden gitmek gibi yanıbaşımızda.
Sadece ve sadece yaşadıklarımız güzelse, yaşayacaklarımız ondan da güzel olacak temenni ve duasıyla gidiyoruz toprağın bağrına doğru. Toprağın gecesine girmeden güne ve güneşe merhaba diyemiyor bir tohum.
İnsanda toprağın gecesine girmeden ve ölmeden, mahşerin sabahına, cennetin baharına doğamaz asla. Batıyor, bitiyor diye bu hayat, boşuna dertlenme. Güzel dünyanın her şeyi, tadına doyamadığımız onca nimet burada kaldı diye yerinme. Asıllarının yanına, menbalarını görmeye gidiyoruz.
Bu dünya çöllerinde unutmaz bizi Yaratan, şükür o Yaşatana. Tükenmez nimetlerin ve hazinelerin sahibi olana…
Her senenin son ayında ve son günlerinde geriye dönüp baktığımda, savrulur ruhum, dört bir yana zerre zerre, dağılırım çözülürüm; geçiyor, bitiyor diye günlerim. Tükeniyor diye birbiri ardınca sayılı nefeslerim diye üzülürüm. Elimde değil.
Bir yıl boyunca, yaşanmış nice acılar, işlenmiş nice günahlar sökün eder gelir de hatırıma, bir an için ümidimi kaybedecek gibi olurum.
Her nefes bir imkânken, bir fırsatken, değil binbir günahın karasını ak etmek, samimi bir tövbenin koskoca bir ömrü bile akpak etmeye yeteceğini unuturum bazen.
Şeytan, Rabbimin ümit ve rahmet kapılarını gözlerden gizlemeye çalışır.
Kendine kapandı ya o kapılar, kıskançlığından ve düşmanlığından, o sonsuz rahmet ve gufran kapısından bin bir hile ve her nevi vesvese ile, insanı mahrum etmeye çalışır.
Şeytan şeytanlığını yapacak, ama siz de siz olun, müminliğinizi yapın.
Bir “euzu…” Çekip yolunuza çıkan şeytanı kovun, uzaklaştırın. Yoksa, rahat yok.
Aziz Mahmut Hüdayi o güzelim şiiri ile halime, dilime ve gönlüme tercüman olur:
“Günler gelip geçmekteler,
Kuşlar gibi uçmaktalar.”
O ne samimiyet ve içten bir söz ki, saniyelerin kanat çırpıp geçişini, kuşların kanatlarına yüklemiş de altı kelimeyle uçurmuş göklerimize doğru.
Şimdi başımızı kaldırıp kendi semamızda günlerin ve saniyelerin geçişini seyrediyoruz kuşlar gibi, bulutlar gibi.
“Temuru Merres-sehab” diyor bir ayet. İnsanın ömrü, bulutların geçişi gibi geçer gider diyor. Farkında olanımız kaç kişi?
Her şey, ötelerden haberci ama şifreleri çözecek olan akıl ve kalbimizde derman kalmamış. Merakını başka yerlerde yitirmiş gibi.
Baş taşı taşır, ama göz bir kılı çekmez. Kalbimizde bu küçücük daralmalarda ve sapmalardan üzgün ve yılgın kalır..
Ömrün her nefesinin ardından bir nefes daha tükeniyor. Geçen yılın değil sadece, geçen bir nefesin bile farkına varmak gerek.
“Biribirinden mukaddes
Alıp verdiğim her nefes
İki dünyayı ayıran
Bir ses değil, bir nefes…”
Ömrün kıymetini bilen böyle diyor. Telaşa de gerek yok aslında. Yolcuyuz biz. Yolcuysak, yolumuzu edeb içinde yürümeliyiz. Bütün mesele bu.
Hayatımızı nasıl yaşamamız gerektiği bekleniyor ve isteniyorsa bizden, onu beklendiği ve istendiği biçimde yaşamalıyız. Zamanın ve ânın Yaratanının huzuruna vardığında, yaşadıklarının hesabını verebilmenin cehdi ve gayreti içinde olmalıyız.
Bir gün, sayıla sayıla saniyeler bitecek ve son nefesin alınıp verilemiyeceği, ya da verilip alınamıyacağı bir noktaya gelinecek.
Şimdiden geçen günlerin ve o günlerde bizden istenenlerin bir bir hesabını yapmak, dökümünü çıkarmak durumundayız. Hesaplayanlar var:
“1825” Bu rakam ne mi? Bir yıl içindeki namaz vakitlerinin sayısı. Her vaktin muhasebesi yapıldığında, sorumlusu olduğumuz her ibadetin hesabında ibra olup, aklanıp temize çıkabilmek gerekiyor. Bunun içinde; zekatı, sadakayı, namazı, orucu fitreyi anne ve baba hakkını, kul ve komşu hakkını da düşündüğümüzde bir yılın hesabı, kolay geçmeyeceğe benziyor. Böyle bir yılın sonunda gülüp eğlenmenin yeri ne ki? Ateş bacayı sarmışken, hangi düğün dernek yapılır? Her yılın sonu, takvimler boşuna bitmiyor. Rabbimiz, bayram olsun, seyran olsun şenlik olsun diye bizi yeni bir yılın başına getirmiyor. Allah, kitabında güne, geceye, şafağa, yıla, asra yemin ettiğine göre, vaktin kıymetini bilelim, belki bir son fırsattır bir daha değerlendirebiliriz diye bu nimeti, yeniden aynı noktaya getiriyor. Vaktin kıymetini, ömrün kıymetini, elimizdeki bu tek sermayenin kıymetini bilelim diye…
Rabbim bana bir gün daha fırsat verdi, bu günde yaşıyorum bunu nasıl değerlendirmeliyim diye düşünmelidir insan. Her yıl dönümünde bir muhasebe çilesi yaşanmak, insana yakışan bu. Ağzımızdan çıkan sözlerin, ellerimizden çıkan işlerin, ayaklarımızın yürüdüğü yolların, kulağımızdan beynimize ve kalbimize ulaşan her şeyin hesabı yapılmalı inceden inceye.
Kolay değil bu…
Sadece bir yıl için bile temize çıkmak kolay değil. Ya birde bütün ömrün hesabını vermek.
İnsanlar olimpiyatlarda saliselik farklarla rekor kırıyorlar. Demek ki saliseler bile önemli insan hayatı için. Neler, ne zenginlikler sığıyor bir saniyenin içine. Ya bir ömre ne zenginlikler sığar? Sığdırılabilene…
Acaba bir yılbaşında şenlik yapacak, gülüp oynayacak kadar güzel mi geçirdik geçen yılı? Kaç gönül yıktık, ya da kaç virane evi şenlendirdik? Kaç güzellik kattık dünyaya Allah için?
İşte bunların hesabını verebilmeli insan…
Selim Gündüzalp
 March 07
HAKİKATLİ SÖZLER
Cahil kalmayin;cahil olan hic bir sey bilmez,bilgisizlik de insanin sonu olur.Nasil ki araba kullanmasini bilmeyen arabayi devirirse ayni sekilde dini bilmeyenler de ibadetlerinde cesitli sıkıntilara ducar olurlar.
Gavs Abdülhakim Bilvanisi (k s )
"Siz niyetinizi Allah için güzel yapın.Her işiniz güzel olur...Kulun güzel niyetini Allah bilsin yeter..." Gavs-ı Sani (k.s)
ÖLMEYİ İSTEMEDİĞİN DURUMDA VE HALDE OLMA. ŞAH-I NAKŞİBEND
insanlarahizmet ve iyilik etmek isteyen kimse kendi nefsini ıslah etsin yeter nefsini ıslah etmeyen kimse insanlara gercek faydayı veremez Sadatlar nefislerini ıslah edip istikamet üzere gittiklerinden insanların hidayetine ve ebedi saadetine vesile olmaktadırlar Gavs-ı Sani (k.s)
çok büyük bir kıyamet gününün, en dehşetli, en zahmetli, en tehlikeli zamanındayız, çalışmak şarttır, gündüz gece çalışacağız sonra çalışmayı Allahu teala çok sever, Sadatlarda çok sever onun için dünya değilde ahiret için çalışacağız... Gavs-ı Sani (k.s)
TAKVA VAR İSE FETVA YA GEREK YOKTUR. -GAVS I SANİ HZ(K.S)-
Tövbe odur ki başkalarının da tövbesine vesile olur." Gavs Abdülhakim el-Hüseynî Bilvânisî

February 23
HAYATIN ANLAMI
Hayat, büyük bir çelişkidir. doğru ve güzel olanı çok zor bulmak ama hemen ardından çok kolay kaybetmektir
Hayat, biliyor olmamıza rağmen hep çok geç fark etmektir.
Hayat, korunması gerekenleri bir türlü koruyamamaktır.
Hayat, her anlamın birgün anlamsızlaştığı bir sahnedir.
Hayat, varlığın bile gün gelip yok olduğu yerdir.
Hayat, seçimlerdir.her seçimin başka bir çelişkiyi doğurduğu ve her çelişkininde başka bir seçime gittiği...
Hayat, önceki doğruların sonraki yanlışlar ve önceki yanlışlarında sonraki doğrular olduğu bir mekandır.
Hayat, emeklerinizin karşılığını asla ihtiyacınız olduğu zaman vermeyen bir oyundur.
Hayat, içinde kaybolduğunuz zaman aynadaki görüntünüzün bile silinip gittiği bir boşluktur.
Hayat, doğduktan sonra ölüme ulaşabilmek için geçtiğiniz en büyük labirenttir.
Hayat, ölmek için doğmak kadar büyük bir çelişkidir.
sonuç olarak hayat, siz bileti hangi yöne alırsanız alın sizi kendi istediği yere götüren tek trendir...
February 22 
Umutlarına tutun.
Gözlerin, Yakup sabrıyla seyreylediği bir direnişle karşılasın sıkıntılarını.
Kalbin, kuyularda ümidini diri tutan Yusuf’un çaresizliğiyle beklesin kurtuluşunu.
Düşüncelerin, iffetine suskunluk yeminleri etmiş Meryem kadar sessiz anlatsın masumluğunu.
Özlemlerin, Medine’de Muhammed’in(s.a.v) gelişini bekleyen insanların coşkusuyla karşılasın vuslatını. Düşüncelerine tutun.
Kendi vicdanının yargıcı,
kendi günahının tövbekarı ol.
Kendi acısının sabredeni,
kendi sıkıntısının ilacı,
kendi dertlerinin dermanı ol.
Kendi yalnızlığının dostu,
kendi cümlelerinin anlamı,
Kendi sessizliğinin sesi ol. Kalbine tutun.
Hayatın sana bırakılan sokaklarına, karmaşık duygularını kapıların arkasına kilitleyerek çık. Bütün yürüyüşlerin, bütün yolların sonu kendinde bitsin. En çok da kendine özlem duy. Aynada gördüğün yüzün, kalbindeki senden başkası olmaması için özlemlerine tutun. Yol uzun, vakit kısa. Zamanın hayat törpüleyen basamaklarından, ömrümün son durağına esenlikle gitmek istiyorsan, en çok kendini özle. En çok kalbine, kendine tutun.
Çünkü;
Hayat bilmeli ki aslolan, Muhammed’in (s.a.s) Hira’dan hayatın merkezine indirdiği cümlelerin oluşturduğu yankıdır.
Hayat bilmeli ki aslolan, ölümün gözlerine yaşarken bakabilmektir.
Hayat bilmeli ki aslolan, kalbinin gerçek sahibine sımsıkı tutunmaktır.
February 12
|
DERDİN NEDİR
DERDİN NEDİR, neyi dert ediniyorsun; derdin özünü emmişsen, özün dertten kurtulmuştur… Kurtuluş; dertlerin tükenmesinde değil, tükenmez şifayı bulmakta… Cennet neresi, cehennem ne kadar uzak, ölüm ne yakın, ömür ne kısa, hayat ne uzun? Hepsi şuurdan damlayan bir katre içinde kayıp…
İdrak kapılarını açan dertler, dert değil devadır… Kapılar açılmamışsa yıldızlar ne yapsın, zerreler ne söylesin? Hikmet bahçelerinde irfan devşirmiyorsan, kaç kâinat olsa ne yazar?
Dert darbelerinin açtığı tüneller; seni, içindeki cenneti götürecektir… Cennetin güzelliğini daha iyi idrak edebilmem için, keder ateşlerde kavrulmalısın… Ateşin ötesinde; altlarından ırmaklar akan cennet… Üstünden geçersin ateş elemlerin, seni yakmaz; içinde yanan iman alevi gürse… Cehennem ne kadar kavursa da, geç der, beni de söndüreceksin; O Nur-u İlahiye nar bir şey yapamaz…
Her nakışta, nara ve nura giden yolu idrak etmişsen irfana ermişsindir; derdi dert etme, seni terbiye için gelmiştir… Her hadisede güzelliği ve çirkinliği fark etmişsen; hayatı idrak etmişsindir; sonun güzeldir… Eşyayı, "eşya" olmaktan öte görmüşsen, irfan ufukların genişlemiştir; dert değil yağan, feyz yağmurları… Aradığın idrak, avuçlarına damla damla dökülecektir; kalbini temiz ve açık tut…
Niyet ve nazarın temizse, kömür kederler bile sevinç altınlara dönüşür; küllerin arkasından koşma ve ağlama… Amal ve emellerini öyle bir yüksek niyette tut ki, keder külleri erişemesin; nurani iklimlerde nefes alıp veresin…
Nereye bakıyorsun; neyi düşünüyorsun, düşlerine ne düşüyor? Sana elem veren elemler, seni nereye taşıyor; düşünmeye değer dert… Düşlerine giren dertler, idrakini açıyorsa sabah yakındır… Yakınmak için değil yıkanmak içindir, yanmak için değil yangınlardan korunmak içindir düzeyli dertler…
Keder gecelerde hikmet içiyorsan sevinç sabahlar, serin seherler senindir… Sevinmelisin seni bulduran, seni "ben" den koparan kederlere… Üzülmelisin seni "ben"leştiren sevinçlere… Coşmalısın; bir damlada deryayı görmekle, kurumalısın; deryada damlanın derinliğini görmemekle…
Gam dağlarına çıktığında sonsuzluğu seyreden yıldızları görüyorsan, güldüğün gündür… Çukur sevinçlere seviniyorsan, gün; ağlayacağın gündür… Kederin katmerlisi, kendine gelmediğin, "ben"le barışmadığın kederdir… Ah ne keder…
Kederin kalbini girmekten korkma, kederin kalbine kaplamasından kork… Keyif kaçırsa da kederler, gecikmeyecek sevinçleri söyler; kalbi berrak, nazarı temizlere… Berrak ve temiz değilse idrakin, aydınlık değilse irfan ufkun; ne kadar kederlensen yeridir, ne kadar elem duysan azdır…
Sevinciniz bol, kederiniz az, gamınız küçük olsun.

| February 05

| Önemli sualler ve cevaplar
|
— Çok zengin olmak için ne yapmalı? — Kanaatkâr olan, insanların en zengini olur.
— En hayırlı kimse olmak için ne yapmalı? — İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.
— En adaletli kimse olmak için ne yapmalı? — Kendin için istediğini, insanlar için de isteyen, insanların en adili olur.
— Allah’ın en has kulu olmak için ne yapmalı? — Allah’ı çok zikredip anan, Allah’ın en has kulu olur.
— İhsan sahibi olmak için ne yapmalı? — Allah’a, Onu görür gibi ibadet eden ihsan sahibi olur.
— Kâmil imana kavuşmak için ne yapmalı? — Güzel ahlaklı olmalıdır.
— Nur içinde haşrolmak için ne yapmalı? — Hiç kimseye zulmetmeyen, nur içinde haşrolur.
— Günahların azalması için ne yapmalı? — İstiğfar ederek, günahlarının bağışlanması için Allah’a yalvaranın günahları azalır.
— Kerem sahibi olmak için ne yapmalı? — Allah’a kullarını şikâyet etmeyen, insanların kerimi olur.
— Rızkın bol olması için ne yapmalı? — Temizliğe devam edenin rızkı bol olur.
— Allahü teâlâ ve Peygamber efendimiz tarafından sevilmek için ne yapmak gerekir? — Sevilmek için, sevdiklerini sevmek, sevmediklerini de sevmemek gerekir.
— Allah’ın gazabından kurtulmak için ne yapmalı? — Kimseye kızmayan Allah’ın gazabından kurtulur.
— Duaların kabul olması için ne yapmalı? — Haramlardan sakınanın duaları kabul olur.
— Başkalarının yanında rezil olmak istemeyen ne yapmalı? — Namusunu koruyan, iffetli olan, insanlar yanında rezil olmaz.
— Ayıpların gizli kalması için ne yapmak gerekir? — Din kardeşlerinin ayıplarını örtenin ayıplarını Allah örter.
— Günahları ne affettirir? — Gözyaşları ve hastalıklar.
— Hangi iyilik daha faziletlidir? — Güzel ahlak, tevazu, belalara sabır ve kazaya rıza...
— En büyük günah nedir? — Kötü ahlaktır.
[Verilen cevapların hepsi hadis-i şeriftir.]
| February 03
Bir İnşirah Ayeti Kadar SANA Geldim
İnşirâh! İnşirâh! İnşirâh! Hâra düştüm, dilime kan değdi yüreğime od. Dâra düştüm Ey Rab bana bir inşirah.. Ah-u efgânımı bir dinleyiver, bu gece çok karanlık! Katran karası olmuş göğsümü bir açıver! Daraldım! Bir bakıver..
Allah'ım Değiştiremeyeceğim Şeyleri Kabullenebilmek İçin Huzur,
Değiştirebileceklerim İçin Cesaret ve
Aralarındaki Farkı Kavrayabilmek İçin Akıl Ver!!
Allah'ım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle, Hakkımda hayırlı olana gönlümü razı eyle. (Amin.)
Yerlerin, göklerin, ayın ve güneşin Rabbine sonsuz hamd-ü sena ile;
February 02
SABIR
Acıya katlanma, sıkıntı ve meşakkatlere karşı soğukkanlılıkla mukavemet etme, aklın ve dinin gösterdiği yolda sebat etme.
Sabır ruhun bir melekesidir, güzel bir huydur. Tahammülü zor ve nefse ağır gelen şeylere katlanmak ancak sabır ile olur. Bir hakkı müdafaa ve muhafaza etmek için gösterilen sebat, sabretmekle mümkündür. Allah'ın emirlerini yerine getirmek, aklın ve dinin hoş görmediği ve nefsin meşrû olmayan istek ve arzularına mukavemet edebilmek, hayatta elde olmadan başa gelen ve insana büyük elem ve keder veren bela ve musîbetlere karşı koyabilmek ve bunların üstesinden gelebilmek için sabırlı olmak ve sabretmeye alışmak lazımdır.
Bütün faziletlerin anası, hayatta muvaffak olmanın ve kemale ermenin sırrı bu güzel özelliktir. Her türlü rezaletin sebebi sabırsızlık veya gerektiği kadar sabır gösterememektir. Sabır her faziletin üstünde bir değer taşır. "Şüphesiz Allah Teâlâ sabredenlerle beraberdir" (el-Bakara, 2/153, 155).
Sabrın sonu selamettir, başarıdır. Sabır acıdır. Fakat sonucu tatlıdır. Hz. Peygamber (s.a.s); "Sabreden başarıya ulaşır' ; "Sabır başarının anahtarıdır"; "Sabır bir ışıktır"; "Sabır cennet hazinelerinden bir hazinedir"; "Sana sıkıntı veren şeylere karşı sabretmende bir çok hayır vardır" buyurarak sabrın faziletini anlatmıştır.
Hz. Peygamber (s.a.s); "Sabır, acı bir olayın yaptığı sarsıntıya karşı ilk anda gösterilen tahammüldür" (Buhârî, Cenâiz, 32) sözüyle bir felaketle ilk karşılaştığı zamandaki sabrın önemini vurgulamıştır. Sabretmek, mahkûmiyete, meskenete ve zillete razı olmak, haksız tecavüzlere, insan haysiyetine gölge düşürecek saldırılara katlanmak ve bunlara ses çıkarmamak anlamına gelmez.Çünkü meşru olmayan şeylere karşı sabretmek caîz değildir. Bunlara karşı içten elem duymak ve bunlarla mücadele etmek gerekir. İnsanan kendi gücü ve iradesiyle üstesinden gelebileceği kötülüklere katlanması ya da karşılayabileceği ihtiyaçları karşısında gevşemesi sabır değil, acizlik ve tembelliktir. Rasulullah (s.a.s); Ya Rabbi! Acizlikten ve tenbellikten sana sığınırım” (Buhari, Cihad, 25) diye dua etmiştir.
Bazı sıkıntılar vardır ki, kulun irade ve gücünü aşar. Böyle felaketler başa geldiği zmaan heyecana kapılmadan ve şikayet etmeden takdir-i ilâhiye razı olup sabretmek müminlerin özelliklerindendir. Nitekim Cenab-ı Allah Kuran-ı Kerimde sabr-ı cemili (güzel sabır) emretmektedir. (Yusuf, 12/18). Rasulullah (s.a.s) Sabr-ı cemil şikayet edilmeyen sabırdır” buyurmuştur. Aslında elden bir şey geldiği zamanlarda sabırsızlık gelmediği zamanlarda sabırsızlık göstermenin bir faydası yoktur ve lüzumsuz bir harekettir.
Kur'ân-ı Kerim'in yetmişten fazla ayetinde zikredilen sabır, insan tabiatına aykırı olan zorunlu hallere uymak ve güçlüklere karşı koymak demektir. Sabrın gâyesi, beklenmedik olaylar, içine düşülen güçlükler karşısında tedirgin olmamak, paniğe kapılmamak ve tahammül göstermektir. Allah Teâlâ sabredenlere mükâfatını hesapsızca vereceğini müjdelemiş ve onları övmüştür.
Mü'minler, çoğu zaman sırf inandıkları için Allah düşmanlarının zulüm ve kötülüklerine hedef olurlar; çeşitli işkencelere uğrar, onlarla savaşmak zorunda kalırlar. İşte bu durumda sabır, mü'minin güç kaynağı, imanının koruyucusudur. Hz. Musâ'ya inananlara Firavun eziyet etmek isteyince onlar: "Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve bizi müslüman olarak öldür" (el-Araf 7/126) diye duâ etmişlerdi. Sevgili Peygamberimiz ve ilk müslümanların, yapılan işkence ve eziyetlere nasıl sabır ve tahammül gösterdikleri bilinen bir husustur.
İbadetlerin nefsimize ağır gelen yönleri de sabırla hafifler. Böylece huzur içinde günde beş vakit namaz kılar, sıcak yaz günlerinde hiç bir sıkıntı duymadan oruç tutarız. Diğer ibadetler ve ahlâkî davranışlarda böyledir. Aşağıdaki âyetler bunu göstermektedir:
"Her kim sabreder ve suç bağışlarsa, bu hareket arzu edilen en iyi işlerdendir" (eş-Şurâ, 42/43); "İçinizden mücahitleri ve sabredenleri belirtelim diye sizleri mutlaka imtihan ederiz. Haberlerinizi de denetleriz” (Muhammed, 47/31).
Çoğu zaman insan nefsine uyar; Allah Teâlâ'nın emirlerine uyup yasaklarından kaçınmak ona zor gelir, nefse hoş gelen fena arzularını tatmin etmek ister, iyilik ve faziletlerden kaçınır. Meselâ; cebindeki parasını eğlence ve zevkleri için harcamak, bir yoksula vermekten daha hoş gelir. Bir çocuk için oyun oynamak, ders çalışmaktan daha ilgi çekici görünür. Gezip tozmak, çalışıp kazanmaya tercih edilir.
İşte bu durumda, insanın, kendisine zor gelse bile, iyi olanı, faydalı olanı seçmesi, sabır ve tahammülle onu yerine getirmeye çalışması çok güzel bir davranıştır.
Ayrıca insanlar hayat boyunca, bolluk veya yokluk içinde kalabilir, sağlıklı iken hastalanır, sel, deprem, yangın gibi felâketlerle karşılaşabilir; bütün bu durumlarda insanın en büyük dayanağı sabırdır. Aksine davranış, insanı Allah Teâlâ'ya isyana ve nankörlüğe sürükler. Cenab-ı Hak bu konuda şöyle buyurmuştur: "Doğrusu kim Allah'tan korkar ve düştüğü felâkete sabrederse; muhakkak ki Allah iyilik edenlerin mükafatı boşa, çıkarmaz" (Yusuf, 12/90).
Peygamberler sabrın en büyük örnekleridir. Çünkü onlar bütün güçlükleri sabırla karşılamışlardır. Dileğimiz Allah (c.c.)'ın bizi, "belâlarına çok sabreden ve nimetlerine çok şükreden" kullarından eylemesi olmalıdır (İbrahim, 14/5).
Sabrın sonu selâmettir. Sabır, iman ve ibadetin, ilim ve hikmetin, kısaca bütün faziletlerin başıdır. Sabırlı insan iyi insandır. İyi işler yapıp birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerin kurtuluşa ereceklerini Allah Teâlâ haber vermiştir. Sabır zafere giden yoldur (el-Asr, 103/1-3).
Peygamber Efendimiz; "Sabır ve tahammül gösteren kimseyi Cenab-ı Hakk sabırlı kılar. Sabırdan daha hayırlı ve geniş bir nimet hiç bir kimseye verilmemiştir" (Tirmizi, Birr, 76).
"Hoşlanmadığın şeye sabretmende büyük fayda vardır" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 307) buyurmuştur.
Ayrıca Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
"Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz; sabredenleri müjdele" (el-Bakara, 2/ 155).
Bu ve benzeri âyetlerden Allah Teâlâ'nın insanları çeşitli sıkıntılara uğratarak imtihan ettiğini ve bu imtihanı sabredenlerin kazandığım öğreniyoruz.
Sabırla bütün zorluklar halledilmekte, her türlü engel aşılmaktadır. Onun için atalarımız: Sabırla koruk, helva olur" demişlerdir.
Hz. Peygamber şöyle buyuruyor:
"Mü'minin işi hayrete şayandır. Zira işinin hepsi onun için hayırlıdır. Bu özellik yalnız mü'mine özgüdür. Zira sevinirse şükreder. Bu ise onun için hayırlıdır. Başına belâ gelirse sabreder. Bu da onun için hayırlıdır" (Riyâzüs-Sâlihin, 1, 54).
Bizim için mutlaka hayırlı olduğuna inandığımız sabır, bütün peygamberlerin ortak sıfatıdır. Allahın dinini tebliğ ederken hepsi çeşitli sıkıntılara uğramış, kendilerine eziyet edilmiş, yurtlarından çıkarılmış. Hükümdarlar tarafından zindana atılmış ama onlar daima sabretmişlerdi. Kuran-ı Kerimde peygamberlerin sabrını dile getiren pek çok ayet-i kerime vardır. Rasulullahın hayatı ise baştan sona en güzel sabır örnekleri ile doludur. Bu sebeple her müslümana düşen görev, kurtuluşun sabırda olduğunu düşünerek, Allahtan sabır dilemek ve sabırlı olmaktır.
Şamil İA
January 29
ALLAH'IM!
Kanadı kırık bir kuş gibiyim. Uçsam uçamıyor, göçsem göçemiyorum. Yarım bırakılmış bir düş gibiyim. Yardan da, serden de geçemiyorum. Menzile erememe korkusu sardı benliğimi Kolum kanadım kırık, gönlüm bin pare! Ey kalpleri evirip çeviren, ey gönüller sahibi! Yaraları saran, dağılanı toplayan Sensin! Varlığım Senin varlığının şahidi Varlığım Senin Rahmetinin şahidi!
ALLAH'IM! Yalnız Senden yardım diler yalnız Sana kulluk ederiz. Seni sığınak, barınak, tutamak bilir Ya Allah deriz. Şeytandan SANA sığınır e’uzu billah deriz. Her işe Seninle başlar bismillah deriz. Nimet verdiğinde gönülden şükrederiz. Versende aslanda elhamdülillah deriz. Hayran kaldığımızda maşallah, Pişman olduğumuz da estağfirullah deriz. Sevindiğimizde Allahuekber, Üzüldüğümüzde inna lillah deriz. Canımız sıkıldığında fe-subhanallah, Zafer kazandığımızda nasrun minallah, Rızık kazandığımızda er-rizku ‘alallah deriz. Bir işi arzu ettiğimizde inşallah, Bir işi başardığımızda biiznillah deriz. Güçlük karşısında la-havle ve-la kuvvete illa billah, Söz verdiğimizde v’Allah ve billah deriz.
ALLAH'IM! Benliğimin yaktığı ateşte yakma beni! Beni nefsime kul etme, kul et nefsimi Sana! Bir lahza dahi bana bırakma beni! Sen bana yetersin, yetmem ben bana. Bilmediğimi bildir, görmediğimi göster! Sen bildirmezsen bilemem, göremem göstermezsen Gönlüme huzur,gözlerime nur, dizime derman ver! Sen “OL” deyince olur, olmaz “OL” demezsen. Canana can, cana canan, kalbe ferman ver! Al işte ellerim, uzattım sana! Ne olur, ne olur bırakma beni bana! Sen bana yetersin, yetmem ben bana! Allah’ım, ellerimi bırakma! Allah’ım! Bırakma bizi Tut elimizi! AMİNNN

January 25
|
|
|
ALLAH'ım
ey ALLAH'ım beni sen den ve RESUL'ün den ayırma affeyle günahlarımı kabul et
dualarımı yüzümü mahşerde kara eyleme
|
|
|
|
sana sığınırım
katılaşmış katı kalpten sen den korkmayan yürekten fayda vermeyen ilimden şehadetsiz bir ölümden
fitneden ve şirkten RABBİM sana sığınırım..
|
|
|
|
RABBİM'e sesleniş
kötü düşüncelerın en dıbınde SEN bedenlerın en alıcı yerınde SEN ruhların en ınce yerınde
SEN akılların içinde birtek sen olasın ya RAB!
|
|
|
|
ey insanoğlu
Ey İnsanoğlu Ey insanoğlu! yaptığınla sevinme,ettiğinle yerinme
Ulu dağlarla yÜcelik yarışına girip,kendinle övÜnme Senden bÜyÜk ALLAH vardır,onun sözÜ hep haktır
BÜyÜklenerek ona karşı gelene,cehennem mÜstehaktır
|

|
January 22
EY ALLAH'IM
Sensin zulme uğrayanların dayanağı. Sensin mahzun kalplerin sığınağı. Sensin mazlumun âhını işiten. Sensin zalimin zulmünü bilen. Senin adaletindir sığındığımız. Senin mizanındır güvendiğimiz. Senin hesabındır tesellimiz. Nefsimize zulmetmekten alıkoy bizi. Senin adaletine razı olanlardan eyle bizi. Senin adaletinin korkusuyla terbiye et hepimizi. Adaletinin korkusuyla yumuşat kalplerimizi. Amellerimizin tartıldığı 'mizan'da güzel eyle akibetimizi. Mizanında ağırlığı olanlardan eyle bizi. Kolaylaştır sorgu sualimizi. Sana hesap verme inceliğiyle yaşat bizi. Hükmüne razı eyle bizi. Zulmetmekten ve zulme uğramaktan uzak eyle hepimizi.
AMİN AMİN AMİN
KALP BOZUKLUĞUNUN ALAMETLERİ
Evliyanın büyüklerinden Hasen-i Basrî hazretleri buyurdu ki: “Kalbin bozulması altı şeyden dolayıdır: 1- Allahü teâlânın rahmetini umarak, tövbeyi terk etmek, 2- İlmi ile amel etmemek 3- Amelinde ihlâs sahibi olmamak, 4-Allahü teâlânın ihsân buyurduğu rızkı yiyip, şükür etmemek, 5- Allahü teâlânın taksimine râzı olmamak, 6- Vefât edenleri kabirlerine defnedip, onlardan ibret almamak. Resûl-i ekrem efendimiz buyurdu ki: “Kabir, âhiret konaklarının ilkidir. Ondan kurtulana, ondan sonrası daha hafif ve kolay, ondan kurtulamayana, ondan sonrası daha zor ve çetindir. Yine buyurdu ki: “Kim dünyâyı ister ve onu âhirete tercih ederse, Allahü teâlâ onu altı şeyle cezalandırır. Bunların üçü dünyâya, üçü âhirete âittir. Dünyâya âit olan üç ceza şunlardır: 1- Sonu gelmeyen emel sahibi olmak, 2- Kanâat sahibi olmamak, 3- İbâdetin tad ve lezzetini duymamak. Âhiretteki üç ceza ise şunlardır: 1- Kıyâmet gününün korkuları, 2- Şiddetli hesap, 3- Uzun süren üzüntü.
Hz. Ömer bin Hattâb buyurdu ki: “Boş sözü terk edene hikmet, boşuna ve fuzûli bakışı terk edene kalbin huşû’u verilir. Fazla yemeği terk edene, ibâdetin tadı; boş yere gülmeyi terk edene, heybet; mizahı terk edene güzel heybet; dünyâ sevgisini terk edene, âhiret sevgisi; başkasının ayıpları ile uğraşmayı terk edene, kendi nefsinin ayıplarını ıslâh etmek ihsân edilir.”
Hz. Osman bin Affân buyurdu ki: “Âriflerin alâmetlerinden bazıları şunlardır: Ârifin kalbinde korku ve ümid beraberdir. Dili dâima Allahü teâlâyı hamd ve sena ile meşgûldür. Gözleri hayâ ve ağlama ile doludur. İrâdesi, kendi isteklerini terk edip, Allahü teâlânın rızâsını gözetmekle meşgûldür

İNSAN
* insan eğerki 10 milyonu sadaka verecek olsa bu miktarı çok bulur ama 10 milyon ile mağazadan birşey almaya gitse alacak birşey bulamaz...
* insan 10 dk zikir edecek olsa bu zamanı çok bulur ama bir film veya maç olsa bir buçuk saatlik zaman onun için hemen geçiverir...
* bir futbol maçının uzaması insanın hoşuna gider ama Cuma namazında hutbenin birkaç dk uzaması hiç de hoşuna gitmez...
* insan duyduğu dedikoduya hemen inanır ve kabullenir ama kesin doğru olduğunu bildiği birşeyi inat ederek hemen kabullenmez...
* insan modayı her an takip eder ama Peygamberimiz (s.a.v) sünnetini bilmez veya bilsede uygulamaz...
*insan camide bir saat ibadet ederek vakit geçirecek olsa onun için zaman geçmek bilmez ama bilgisayar başındayken zaman onun için çabucak geçer...
* insan namaz kılarken,ibadet esnasında dünyevi konuları düşünmeyi sever ama normalde manevi şeyleri düşünmekten kaçınır...
* insana bir sureyi veya surenin anlamını okumak zor gelir ama bir romanı okumak onun için kolaydır...
* insan konserde ilk sıralarda olmak için çaba sarfeder ama camide ilk sıralarda olmak için çaba sarfetmez. Aksine namazın sonunda hemen çıkıp gideyim diye son sıralarda olmak ister...
* bir ayet yada hadis ezberlemek insanın zoruna gider ama müzik listesi top 10da olan şarkıların hepsini ezbere bilir...
* insan İslami konuları dinlemeyi ve anlatmayı zor bulur ama dedikoduları dinlemeyi ve anlatmayı çok sever...
insan CENNET'e gitmeyi ister ama hiçbir şey yapmadan...
Sizce de ilginç, değil mi? January 20
ÖĞRENDİM
İnsanları ne kadar düşünürsen düşün, Onların seni o kadar düşünmediklerini öğrendim.
Güven elde edebilmek için yılların gerektiğini, Ama yok etmek için saniyelerin bile yettiğini öğrendim.
Önemli olanın hayatındaki eşyaların değil, Hayattaki kişilerin olduğunu öğrendim.
İnsanın ancak 15 dakika çekici olabildiğini, Ondan sonra alışıldığını öğrendim.
Kendimi karşılaştırmak için, başkalarının en iyi yaptıklarını değil, Kendimin en iyi yaptıklarını kıstas almam gerektiğini öğrendim.
İnsanlar için olayların değil, Onların daha önemli olduklarını öğrendim.
Her ne kadar ince kesersen kes, Kestiğinin her zaman iki yüzü olacağını öğrendim.
Sevdiğin kişilere sevgi dolu sözler söylemen gerektiğini, Belki bu son defa, son görüşün olabileceğini öğrendim.
Her ne kadar onu çok düşünsen de, Yine de gidebileceğini öğrendim.
Kahramanların, yapılması gerekenleri ne pahasına olursa olsun, Yapanlar olduğunu öğrendim.
İnsanların seni hep hesapsız sevdiğini, Ama bunu nasıl göstereceklerini bilemediklerini öğrendim.
Sinirlendiğimde gerçekten buna değse bile, Asla acımasız olmamam gerektiğini öğrendim.
Gerçek dostluğun ve gerçek aşkın, Aramızda uzak mesafeler olsa bile, büyüdüğünü öğrendim.
Birisinin seni istediğin gibi sevmemesi, Onun seni tüm benliğiyle sevmediği anlamına gelmediğini öğrendim.
Bir arkadaşın ne kadar iyi olursa olsun seni üzeceğini Ve senin yine de onu affetmen gerektiğini öğrendim.
Bazen başkaları tarafından affedilmenin yetmediğini öğrendim. Kendini de affetmeyi öğrenmelisin.
Kalbin ne kadar kırılmış olursa olsun, Dünyanın senin acılarından dolayı durmayacağını öğrendim.
Geçmişimiz ve durumumuzun olduğumuz kişiliği etkilediğini, Ama olmamız gerekene karşı sorumlu olduğumuzu öğrendim.
İki kişinin tartışmasının, Birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmediğini öğrendim. Ve tartışmadıkları zaman da sevdikleri anlamına gelmediğini.
Bazen kişiliğini eylemlerinin önüne koyman gerektiğini öğrendim.
İki kişinin tamamen aynı olan bir şeye baktıklarında bile Farklı şeyler görebildiklerini öğrendim.
Hayatlarında her zaman dürüst bir şekilde daha ileriye gitmek isteyen kişilerin, Sonuçları önemsemediklerini öğrendim.
Seni doğru dürüst tanımayan kişilerin, Hayatını, birkaç saat içinde değiştirebileceklerini öğrendim.
Verebileceğin bir şey kalmadığında bile bir arkadaşın ağladığında, Ona yardım edebilecek gücü bulabileceğini öğrendim.
Yazmanın, konuşmak kadar duygusal gayret gerektirdiğini öğrendim.
En fazla önemsediğim kişilerin, Benden hep uzaklaştırıldığını öğrendim.
İnsanları üzmeden ve duyarlı olarak kendi fikirlerini söylemenin Çok zor olduğunu öğrendim.
Sevmeyi, ve sevilmeyi öğrendim...
VE KALBİMİ ASIL ACITANIN YİNE KENDİM OLDUĞUNU ÖĞRENDİM
|
|
|
|
|
|
|
Âşk Nedir?
Gizem dolu bahçede, güzel olan bir kuş var… Gül kırmızı… Kırmızı gülün aşkı… Benim aşığı olduğum âlemde ise, kırmızı gülden daha güzel kokulu gül var. Sufî Gülü: Bütün güllerden daha güzeldir… Servi aşkıdır o… Aşk; ısınmadır, orada erime var. Aşk, istektir. Orada kelimeye geçit vermiyorlar… Ne mutlu ’e! Allah’ın nezdinde ağladı ve dedi ki: “Senin kelimelerin, vahiy ayetlerin, yeşil Kur’ân’ın kalbime yetmiyor. Beni bir bineğe bindir, yolculuğuna götür, göster?…” “Bu kelimeler perdesinin arkasında, görüşme hasretiyle ölüyorum…” “Bu Arapların, bedevîlerin, ateşli ve susuz çöllerin insanlarının sözlerinin ağır yükünü çekemiyorum. Bana yardım et, beni götür…” Allah, yıldızlı bir gece yarısı Habib’ini şevk refrefine bindirdi. Kâbe’den Mescid-i Aksa’ya götürdü. Sonra yukarı çağırdı, kendi özel halvetine gitti; gitti gökler, tabakalar ve yeşil nur, mor nur, menekşe renkli nur ve huzura erişme nişanesi! Ah! Ne kadar korkunç ve ağır! Kalbimi sıkıyor, sinemi boğuyor… Cebrail, “Yanarım” deyip gidemiyor… Ne kadar gerçek, ne kadar güzel destanlar!… Ne kadar güzel bir dinim var!… Ne kadar nazlı, zarif, güzel bir İslâm! Bu fasit, bozuk ve şaşı gören kâfirler ne anlarlar?! Benim her zaman bir ayağım bu dünyada, bir ayağım diğer dünyadadır. Bazen burada, bazen orada. Hayır, her zaman oradayım… Ama her zaman için burada kalmayacağımı biliyorum. Oraya gidince de, bu âleme gizli olan sonsuz gayb ülkesine gidiyorum. Orada hiçbir şey yok. Hiç kimse yok. Toz, toprak, çamur belli değil… İnsanların şekilleri, belirtileri, görüntüleri yok. Hiçbir küstah kahkaha, çirkin bakış, kokulu geğirmeler, korkunç esnemeler, ensesi kalın bedenler, develer, çakallar, kurtlar, tilkiler, yük taşıyan öküzler, uydum kalabalığa koyunlar, artık her şey hiç… Dünya bitmiş. Bir ben varım, bir de mavi gökler ve odam?… Sabah, penceremin dibinden içeri girip beni görülmeyen ebedî sahillerine götürmek istiyor… Şakacı, oyuncu ve tatlı meltem ile beraber… Ne güzel bir yolculuk! Ve sen… Nerdesin? Benim gecelerdeki yolculuklarımın yoldaşı!… Ey hatırası şevkimin refrefi olan ve her sabah beni Allah’ın melekut dergâhına kadar götüren miracım! Nerdesin?… Ey hikmetin kaynayan pınarı! Ey irfanın yanan güneşi!… Ey ümidin şefkatli mehtabı!… Ey iman! Ey aşk!… Neden hırsızlık, haset, namertçe komplolar kötü olmuyor da, iman ve aşk kötü oluyor?… Neden para, mide, şehvetperestlik, çirkin zevkler, uşaklık, korkaklık ve diğerleri kötü olmuyor da, iman kötü oluyor? Neden aşk ve tapınma suç oluyor, neden? Bu akıllı ve aşka susamış genç nesilleri bu imandan mahrum etmek istiyorlar, neden?… İlim ve akıl sahibi insanların aşka yabancı olmasını, tapınmaktan vazgeçmesini istiyorlar, neden?… Aşksız ilim, tapınmasız akıl, imansız bir gençlik… Aşksız genç, tapınmadan mahrum nesil… İmansız, mesuliyetsiz ve hedefsiz ilim ve akıl… Nedir yapılmak istenen?… Eyvah! Dertsiz olan âlim, tapınmaktan uzak bilginin düşünceleri, iman olmayan genç nesil… Ne kadar korkunç ve ne kadar uğursuz, ümitsiz ve soğuk bir bahar!… Ne kadar acı ve dert verici!… Allah’ı tanımayan dertsiz ve hissî yetkiler, ilâhî yaratılış sahibi olan genç nesilleri zincirlere vurmak, uçmaması için toprağa bağlamak istiyorlar. Ruhları kendilerine cezp eden o âleme ayak basmasınlar, cennetlere girmesinler diye ayaklarına pranga vuruyorlar ki kaçamasınlar… Mihraptan mumu kaldırmak, kelebeği mumdan uzaklaştırmak, kitapları defterler içinde kurutmak isti-yorlar. Özgürlüğü kafese koymak (zindan), kalpleri tabiat ötesine olan aşktan uzaklaştırmak, kısacası içini şehvet, menfaat, haset, zilletle doldurup, düşüncelerini uçmaktan alı koymak, göklerden indirmek; aşşağılık pazara, dükkanlara sokmak, ticaret komisyoncuları kılmak istiyorlar. İnsanı düşünen hayvan yapmak, onu değiştirmek, şehri vebalı kılmak, hayatı bir kusuntu hâline getirmek ve sonuçta varlığı hayalî lafızlar hâline getirmek istiyorlar. Kanaati de, teslimiyeti de ters yüz ettiler ki nesillerimiz geldikleri acı sonu görmesinler… Hâlbuki eski insanların kanadı çok güzeldi: “Bedenin ihtiyaç duyduklarından azıyla yetinir, ruhun ve kalp gözünün ihtiyaçlarında ise kanadı terk ederlerdi…” Günümüz insanını ise, toprağı altın yapmanın derdine düşürmüşler… Oysa eski insanlar topraktan, ruhu altına çevirmenin derdine düşmüşlerdi. Allah; imanım, takvam, dertlerim, sadakatim, gece yarısı dualarım sebebiyle bana koruyucu bir ruh verdi… Niye vermesin ki? O isterse, kim engel olabilir ki? O değil mi beni yolcu yapan, miraca götüren ve geceler veren? Ki ne geceler içinde ne çırpıntılar, ne endişeler, ne arzular, ne mehtaplar, ne tahtlar, ne denizler, ne çöller, ne zirveler, ne ateşler, ne kelimeler ve daha neler ve neler… Ne zamana kadar?… O isterse, ebede kadar… O Allah değil mi İskender’e hayat suyu, Âdem’e Havva, İbrahim’e Zemzem, Musa’ya asa, İsa’ya İncil, ’e Kur’ân, Ali’ye güzel hurmalıklar, yalnıza arkadaş, garibe vatan, nehre deniz, muma kelebek, Mecnun’a Leyla, susuza su veren?… O isterse verir, hem de hesapsız… Keşke bana da bir gece verse!… Allah: “O bir gece, bin aya bedel bir gece.” demiş. Keşke o geceyi kıyamet sabahı bana verseydi de, hikâyemi ona başım eğik anlatmazdım!…

Cafer YALNIZYAŞAR(Alıntı) | January 11
Titre Nefsim, Titre...!Titre de Kendine Gel!

Bir Gün Nefesin Kesilecek!!!
"Ey ölümlü fani nefsim! Elbette bir gün nefesin kesilecek. Hem de hiç ummadığın bir anda, hiç beklemediğin bir yerde. İşte o zaman umutların tükenecek, dünyan kararacak, göz kapakların hiç açılmamak üzere kapanacak, ağlaşanları duyamayacak kadar sağırlaşacaksın.
Kalbinden hiçbir ses gelmeyecek, nabzın etrafındaki vaveylaya inat, hiç atmayacak.
O kibirle, gururla, firavun gibi tozları savurduğun ayaklarının mecali kesilecek, nice günahlar işlediğin ellerin iki yanında mıhlanmış gibi duracaklar.
O hain gülüşünle, hiç solmayacakmış gibi duran meymenetli yüzün buruşup pörsüyecek ve nühusetli bir eda ve abus bir çehre ile terkedeceksin o çok sevip, uğruna en kıymetli şeylerini tereddütsüz feda ettiğin dünyanı...
Ve terkedileceksin dostların tarafından, küreklerinden atılan toprağın altında bırakılarak!
Ne neslin, ne malın, ne canın, ne rütben, ne de dünyevi dostların hiçbir teselli veremeyecekler sana...
O dem sesler kesilecek, tek renkli dünyana göç edeceksin! Bağırmak isteyeceksin bağıramayacaksın, pişman olduğunu defalarca haykırmak isteyeceksin, dilin tutulacak...
Geri dönmek isteyeceksin, 'Bir kez daha!' diyeceksin. Kapıların sımsıkı kapalı olduğunu göreceksin. Hıçkıra hıçkıra ağlamak isteyeceksin, gözünden tek damla yaş akmadığını göreceksin.
Kendi kendine hayıflanıp, beş para kıymeti olmayacak serzenişlerde bulunacaksın.
Habire; sen vardım dedin, yok oldun işte!!... Sen oldum dedin öldün be işte!!... Sen bildim dedin unutuldun işte!!... Gözün varken görmedin, kulağın varken dinlemedin, kalbin varken hissetmedin, aklın varken anlamadın... Şimdi hepsini kaybettin. Sana hizmet eden bütün arzuların; artık senin nankörlüğün, nâkadirşinaslığın, vefasızlığın, emanete hıyanet etmekliğin yüzünden senden şikâyet etmeye başlayacaklar.
Ey miskin nefsim!
En ufak bir menfaatin için, en habis şeytanların ayaklarını öpecek kadar zillete düşüyorsun.
Sonsuz ve hakiki bir menfaat için neden başını secdeye götürmekte tereddüt ediyorsun?
Hangi cesaretle kulluğun izzetini elinin tersiyle itiyorsun?
Karanlık ve soğuk cehennem ateşinin seni yakmayacağına dair elinde bir senet mi var?
O karacık ve daracık kabre konulmamak için bir taahhüt mü aldın yoksa?
Titre nefsim, titre! Titre de kendine gel! Çünkü ölüm gelince titreyemeyeceksin..."
Gökhan Gündüz
AFFET ALLAHIM
Canım yanıyor,içimde bir sızı nedenini bilmiyorum.Adı sensizlik belki....?Yada ulaşamamak ,ağlayamamak derinden,
Kıyamdayken başka yerde, secdedeyken başka yerde olmak.Yönelememek sana içten bir aşkla
Canım yanıyor ya Rabbel alemin.Bir sızı var anlayamadığım, Canım yanıyor Ya Erhamerrahimin.Adını koyamadığım,
Bugün gitmek istedim buralardan Sana yakın olmak için,uzakları yakın yapabilmek için, Çıktım viran şehrimden;daha fazla gidemedim nedense,
Bir yağmur başladı sessizce,ER-RAHİM diye fısıldadı paramparça olan yüreğime.
İrkildim Ya Rabbelalemin,rahmetine kavuştur beni,
Sonra yürüdüm içimde bir ses anlayamadığım.
Bir güvercin gördüm sırılsıklam;EL-CELİL dedi içimdeki sese,
Ne büyük.Ne yücesin;yüceliğinle derman ol derdime.
Islandım,yorgunum birde acı var içimde nereye baksam seni gördüm ALLAH'IM
Bir çocuk tebessümünde,bir yaprağın vedasında mevsime,
MALİKÜ'L-MÜLK tecellisini gördüm kara bulutların içinden doğan güneşte
Sen her şeyin tek sahibi ALLAH'IM,
İçimde bir uçurumken hayat,üstelik çıkmazdayken dar sokaklarım
EL-MÜHEYMİN sesi kulağımda,
Sen aciz kullarını unutmayan hep gözeten ALLAH'IM,yardım et bu kuluna,
Savruluyorum nereye gitsem bilmiyorum,bir dağa bakıyorum bir mahlukata
Hepsi rükuda hepsi kıyamda.Çiçekler,otlar,toprak secdede
En küçük mahlukat zikirde,insanlık ise gaflette
YA HALIK diyor tabiat;adem ise hüsranda,azapta
Ey incelik,lütuf sahibi EL-LATİF
Ey kusurlardan münezzeh KUDDÜS
EY adalet sahibi EL-ADL
EY büyüklük sahibi EL-AZİM
EY merhamet sahibi ER-RAHMAN
Nereye baksam,nereye dönsem sen tecelli ettin, Bir tek insanlıkta görmedim huşu ile yakarış, her şey sende yaşarken;İnsanlık nefsinde ölmüş Her yer sende iken,insanlık her yerde viran olmuş, Bu viran şehirde,divane dünyada yalnız bırakma bizi
UTANIYORUZ RAHMETİ GENİŞ ALLAH'IM...
BİZİ BİZE BIRAKMA ALLAH'IM...
hatırına, kainatı yarattığın Habibin SAV hatırına Zat'ını sevenler hatırına, Zat'ınca sevdiklerin hatırına....
BİZİ ESMANA ŞAHİT YAZ
BİZİ ESMANA ŞAHİT YAZ
Yüce Rabbim! İnsanların en hayırlısı olan Habîbin Hazreti MUHAMMED (sav)’e, âline ve ashabına salât ü selam olsun.
AMİN! AMİN! AMİN!...
January 10
Ağla kendine... Ben müslümanım diyipte islamiyeti yaşamadıgında
Ağla kendine... Kardeşlerin aglarken senin kahkaların yükselince Onlar yokluk çekerken sen nimetleri küçümserken
Ağla kendine... Nefsinin arzuları önünde zayıf görünce Günahların önünde mükemmel olunca
Ağla kendine... münkeri görüpte inkar etmediginde Hayırı görüpte hakir gördügünde
Ağla kendine... Kuran kerimi duyupta tesirinde kalmadıgında
Filim tesirinde kalıpta akıttıgın göz yaşlarına
Ağla kendine... Allaha itaatte kimseyle yarişmazken
Yalan dünyanın peşinde koşarken
Ağla kendine... Namazın ibadetten adete Rahatlık saatinden sıkıntıya dönüşünce
Ağla kendine... Eşarbını toplum geregi örtündügünde Seni mecburen setrettiginde
Ağla kendine... Vaktini boş yere heder ettiginde Hesabı bilipte gaflette oldugunda
Ağla kendine... ibadetlerde lezzet ve huzuru bulamadıgında
Agla kendine... sıkıntılarını hüzne bogdugunda Gecenin yarısına sahip oldugunu bildigin halde
Ağla kendine... Yanlış yolda oldugunu idrak ettiginde Ömrünün çogu boşa geçtiginde
Ağla kendine... Allah için akmayan göz yaşlarına Allah için atmayan adımlarına
Ağla kendine... Rabbine güzel bir dönüşle Tövbe ederek yeni bir sayfa açarak
Ağla kendine... Sende bilirsinki tövbe kapısı açıktır
Can bogaza gelmedikçe
Ağlaki
gözyaşların katılaşmış kalbe bir sel gibi aksın
güller açsın yüreklerde
bu dünyada ukbada akmasın gözlerden yaşlar
|