Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
Tasavvufun
başlangıcı Resulullah Aleyhisselâm’ın ve Ashâb-ı kiram -radiyALLAHu anhüm-
Hazerâtının yaşayışlarında görülmektedir. Bazılarının zannettiği gibi Resulullah
Aleyhisselâm’dan sonra başlamış olmayıp, doğrudan doğruya onun zuhuru ile zâhir
olmuştur.
Kaynağı
Kur’an-ı kerim ve Hadis-i şerif’lerdir.
ALLAH-u Teâlâ
Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:
“Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol tayin
ettik.” (Mâide: 48)
“Sâdıklarla
beraber olun.” (Tevbe: 119)
“Yarattıklarımızdan öyle bir topluluk da vardır ki, onlar
Hakk’a iletirler ve hak ile hüküm verirler.”(A’raf: 181)
“İyi bilin ki, ALLAH’ın veli kulları için hiçbir korku yoktur,
onlar mahzun da olmayacaklar. Onlar iman edip takvâya ermiş
olanlardır.” (Yunus: 62-63)
“ALLAH’tan
korkar takvâ sahibi olursanız mualliminiz ALLAH olur.” (Bakara:
282)
“Onlar o kimselerdir ki ALLAH imanı kalplerine
yazmış ve onları kendinden bir ruh ile takviye edip desteklemiştir”
(Mücâdele: 22)
Onu kirletip örten kişi ise elbette ziyana
uğramıştır.” (Şems:
9-10)
“Kim inanır nefsini ıslah ederse, onlara hiçbir korku yoktur ve
onlar mahzun da olmayacaklardır.” (En’am: 48)
Cenâb-ı Fahr-i
Kâinat -sallALLAHu aleyhi ve sellem-Efendimiz de Hadis-i şerif’lerinde şöyle
buyururlar:
“İlim ikidir. Birisi dilde olup, (ki bu zâhir ilmidir.)
Hazret-i ALLAH’ın kulları üzerine hüccetidir. Bir de kalpte olan (marifet ilmi)
vardır. Asıl gayeye ulaşmak için faydalı olan da budur.”
(Tirmizî)
Ebu Zerr-i
Gıfari -radiyALLAHu anh-den rivâyet edildiğine göre Resulullah -sallALLAHu
aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurdular ki:
“Şüphesiz ki
benden sonra ümmetimden bir zümre gelecektir. Onlar Kur’an’ı
okuyacaklar, fakat Kur’an’ın feyzi onların boğazlarından öteye geçmeyecek,
yalnız dilde kalacaktır. Nitekim onlar okun avı delip geçtiği gibi dinden
çıkacaklar, bir daha da ona dönmeyeceklerdir.
İşte bütün
insanların ve hayvanların en kötüsü bunlardır.” (Müslim: 1067)
ALLAH-u Teâlâ
Âyet-i kerime’sinde bunlar hakkında:
“Onlar her türlü Âyeti görseler yine de
inanmazlar.” buyuruyor. (En’am: 25)
Onun içindir ki o hitâb-ı kerim’in ilâhi hükümlerinden
istifade edip istikamete yönelemiyorlar:
“Sen onları hidayete çağırsan da aslâ hidayete gelmezler.”
(Kehf: 57)
Bu Âyet-i
kerime’lere bakarak ya tevbe edip müslüman olacaksınız veyahud bunların tümünü
inkâr edip alenen kâfir olduğunuzu ilân edeceksiniz.
Oysa;
“Yaratmak da emretmek de ALLAH’a mahsustur.” (A’raf:
54)
Bir tek Âyet-i
kerime’yi bütün yarattığı insanlar, cinler bir araya gelip inkâr etse hepsi
kâfir olur
Susuz balığın öldüğü gibi, zikirsiz kalp de bir bakıma ölür. Kalbi ölen bir insandan ise hayırlı ve tatlı işler çıkmaz. Böyle bir insan nefsinin ve şeytanın kolayca esiri olur. Şeytanı kalbimizden, işimiz, evimiz, ailemiz, çocuklarımız ve soframızdan uzaklaştırmak istiyorsak, bunun tek yolunun ihlasla zikretmek olduğunu bilmeliyiz. Kötülüklere karşı en sağlam kale olan zikir insanı haramlardan kurtarır. Zikirle meşgul olan bir kalp ve dil, gıybet, yalan, laf taşıma, fitne yayma gibi haram ve boş işlere vakit bulamaz. İbadet, hizmet ve zikir ile meşgul olmayan kimsenin boş işlerden korunması da mümkün değildir. Kalbe gelen günah arzularını zikirle söndürme ve hayra yönlendirme imkanı vardır. Zikir ile desteklenen kalp iyiyi kötüyü fark eder.
Zikir mahşer gününe zafer biletidir. Allah mahşerde zikir ehlini özel himayesine alır, rahmet gölgesinde gölgelendirir. Rasulullah Efendimiz’in (s.a.v) müjdelediği gibi, Allah Teala’yı çokça zikreden erkek ve kadınların hesabı kolay olur. Zikir insanı en büyük felaket olan cehennem ateşinden korur. Zira Rasulullah Efendimiz (s.a.v), insanı ateşten kurtaracak en güzel amelin zikir olduğunu müjdelemiştir. Allah, müminleri kalplerine yerleşen Kelime-i Tevhid ve zikir üzere dünya ve ahirette sabit tutacağını haber vermiştir. (İbrahim, 27) Kulun yüce Rabbi’ni zikretmesi öyle büyük bir sermayedir ki, ömründe bir kere olsun samimi olarak “la ilahe illallah” diyen kimse, bu zikrin bereketine ebedi ateşte kalmayıp cennete girecektir. Zikre ait bu müjdeler herkes içindir. Erkek-kadın, genç-ihtiyar, fakir-zengin herkes bu nimetlere davet edilmiştir. Kul kalbi ve dili ile ne kadar zikir çeker ve buna devam ederse o derece ilahi ikram ve müjdelere ulaşır. Allah dostları iman ve namazdan sonra en fazla zikrin üzerinde durmuşlardır. Çünkü onlar zikirle elde edilecek nimetleri bizzat tatmışlar, onun kalp hastalıklarına kesin ilaç olduğunu görmüşler ve zikri herkese tavsiye etmişlerdir. İnsan ve cin şeytanlarının hile, vesvese ve kötülüklerinden korunmanın en güzel yolu sürekli zikir halinde olmaktır. Zikir kalesine giren kimse emniyette olur. Bunun için günlük vird, ders ve hizmetlerine edebince devam eden kimseye büyü, sihir, vesvese gibi şeyler kolay kolay zarar vermez. Kısaca, Allah’ı zikir kalbin hayatı, tadı, ilacı, gıdası, cilasıdır. Zikirsiz kalp zayıflar, hastalanır, kararır, kapanır, katılaşır ve sonunda manen ölür. Bu halden Yüce Allah’a sığınırız.
Ne mutlu kazananlara ; Hayat imtihan. Zenginlik imtihan, fakirlik imtihan, mal imtihan, evlat imtihan, darlık, ferahlık… Hayatımızın her karesinde başımıza gelecekleri, istediklerimizi biliyor olsaydık nasıl bakardık hayata? Ebediliği olmadığı sürece ne anlamı var sevincin, hüznün… Anlık mutluluklar bizi mutlu ettiğini sanıyoruz şu anki acıyı çekmeme yada şu anki zevk için neler kazanıyor yada kaybediyoruz… Bütün olarak bakmadıkça hayata çok kıymetli oluyor, imtihan dünyası… Bitecek elbet… Ne mutlu sabredenlere, kapılmayanlara zevk ve sefaya… Mutluluğu Rabbini anmak da bulanlara… Huzurun O’nu anmak dışında hiçbir şeyde bulmayanlara… Aklına gelmeyen her saniyede ruhu daralanlara… Göçüp gittiğinde sılâya kavuşanlara, hasreti bitirenlere… Gurbetinin bitmesini bekleyenlere… Kaybetmenin olmayacağını anlayanlara… Hiçbir şeyin yarım kalmayacağının bilenlere… Hiçbir şeyin unutulmayacağının farkında olanlara… Sevinçlerin ebedilik kazanması için kime sarılacağını bilenlere… Sabrının, şükrünün mutlaka karşılığı olacağını bilenlere… İsyanın kaybetmekten başka bir şey kazandırmayacağını bilenlere… Umudu bitmeyenlere… Rahmeti sonsuz olanın mutlaka bir yol göstereceğini bilenlere… O’na dayanıp, güvenenlere… Yüreğindeki her fısıltıyı duyduğunu bilenlere… Adaletine güvenenlere… İsteklere mutlaka cevap verdiğini bilenlere… Sabırla O’nu bekleyenlere… Hiçbir şeyi kötü görmeyenlere… Mutlaka kendisi için bir kapı açılacağına inanlara… O’na dayanmaktan başka çare görmeyenlere… Her şeyin O’nun elinde olduğunu bilenlere… Emrinin, çok hızlı olduğunu, anında gerçekleşeceğini bilenlere… Ne mutlu umudunu kaybetmeyenlere… Ne mutlu kazananlara Allah cümlemizi onlardan eylesin. amin Selam ve dua ile...ALLAH C.C EMANET OLUNUZ
''Kimsesiz kimse yok,herkesin var kimsesi Kimsesiz kaldım medet ey, kimsesizler kimsesi''
Güç ve kuvvet ancak kendisine has olan yüce ve büyük ALLAHIM! Mahlukatın adedince,zatının rızası,arşının Ağırlığı ve kelimelerin mürekkebince HZ.MUHAMMED (sav ) ve Onun ehli ve ashabı üzerine salat eyle.
Ey Merhametlilerin en merhametlisi! Bela ve musibetlerin sağanak sağanak üzerimize yağdığı, ardı arkası kesilmeyen depremlerle inim inim inleyip çaresiz kaldığımız şu günlerde, çaresizlerin yegane çaresi Sensin deyip sana yalvarıyor , halimizi Sana arz ediyoruz. Celalinden cemaline, kahrından lütfuna sığınıyoruz. Bizim rabbimiz sensin. Sen, bizleri semavi ve arzi musibetlerin eline teslim etmeyecek kadar merhametlisin.bizleri her türlü kötülüklerden muhafaza buyur.! ALLAHIM! Senin af ve mağfiretinin dairesi ,bizi belalardan uzak tutacak kadar geniştir.Bize rahmetinle muamele buyur ALLAHIM!Gazabından bizi emin kıl rabbim. ALLAHIM! Senden dünya ve ahirette af ve afiyet diliyoruz.Her türlü semavi ve arzi Afet ve belaları üzerimizden uzaklaştırmanı istiyoruz. ALLAHIM! Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz hatalarımızı,günahlarımızı bağışla. Bizlere merhamet buyur.şüphesiz sen merhametlilerin en merhametlisisin. ALLAHIM! Kalb katılığından ,gafletten,dalaletten,zilletten,miskinlikten,küfürden, Fısktan, nankörlükten,riyadan,sadece sana sığınırız. Sen bizleri koru.Güç yetiremeyeceğimiz Bela, fitne ve musibetlerle bizi imtihan eyleme ALLAHIM! ALLAHIM! Fayda ilimden,ürpermeyen kalpten,doyma bilmeyen nefisten,yaşarmayan Gözden, ve icabet edilmeyen duadan sana sığınırız.Bildiğimiz ve bilmediğimiz şeylerin şerrinden sen bizleri koru ALLAHIM! ALLAHIM! İhsan buyurduğun nimetlerini geri almadan azabının ansızın gelip çatmasından,gazabına sebep olacak şeylerden sana sığınırız.Bizlere yol göster ALLAHIM! ALLAHIM! Sana itaat edilir,sen karşılığını verirsin;sana isyan edilir, sen bağışlar Ve af edersin, darda kalanlara icabet eder, zararı, sıkıntıyı ortadan kaldırıp,hastalara şifa Dertlilere deva verir,günahları bağışlar, tövbeleri kabul edersin. Sen bizlerin dualarını Kabul buyur ALLAHIM! ALLAHIM! Enkaz altında kalarak,yukarıdan aşağıya yuvarlanarak, suda boğularak Ve yanarak, ölmekten,sana sığınırız.Sen ölümle en güzeliyle bizi huzuruna al ALLAHIM! Ölümümüzü her türlü şerden kurtulup rahata erme vesilesi yap ya RABBİ! ALLAHIM! Bizleri seni çok zikreden , sana çok şükreden, senden çok korkan, Sana çok itaat eden, sana karşı saygıyla dopdolu olan, ahu efgan edip dua dua yalvaran ve durmadan sana sana tevehcüh eden kullarından eyle! ALLAHIM! Acizlikten, üzüntüden, tasa ve kederden,korkaklıktan, başımıza gelenlerden, dolayı başkalarının sevinmesinden, kabir azabından,cehennem ateşinden sana Sığınırız.Bize kötülüklerin ve kötülerin şerrinden emin eyle. ALLAHIM! Bizlere verdiğin nimetlerin bereketinden mahrum etme.vermediğin Şeylerle de imtihan etme. ALLAHIM! Senden bizi sevmeni, senin sevdiklerinin sevgisini,bizi senin sevgine Yaklaştıracak amellerin sevgisini, tertemiz bir hayatı,dosdoğru bir ölümü, huzurunda bizi rezil etmeyen,ayıpların sayılıp dökülmediği bir haşr ü neşr istiyoruz. ALLAHIM! Nimetlerini artır,eksiltme; bizi yücelt, hor ve hakir eyleme, bize lütüflarda Bulun,mahrum etme, bizden razı ol. Ey Merhametlilerin en Merhametlisi!!! AMİN. AMİN. AMİN.
CUMANIZ MÜBAREK OLSUN İslam dininde ibadetler kamerî aylara göre emredilmiştir. Kamerî takvime göre
günün önce gecesi sonra gündüzü gelir.
Mesela cuma gecesi dendiği zaman perşembeyi cumaya bağlayan gece
kastedilir.
Allah Teâlâ bu geceleri diğer gecelerden daha
faziletli (üstün) yaratmış ve bu gecelerde yapılan ibadetlere daha çok mükâfat
vermiştir. Aynı zamanda önemli bazı işleri de bu gecelerde yaratır. Bunun için
bu gecelere mübarek geceler denir.
Sabır gerek... Yakup gibi tenhalarda gezip Yusuf diye inleyerek... zaman gerek Yusuf gibi kuyulardan mısır saraylarına yükselerek...azim gerek Muhammed(s.a.v) gibi Ebucehilin bile hidayeti için yetmiş kez yanına giderek... hasret gerek Mecnun gibi Leyla diye aklı ziyan ederek... edep gerek Hz.Osman gibi meleklerden bile hürmet görerek... işte böylesi vasıflara sahip yüreklerin katlanarak büyümesi duasıyla...
(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. (24/37)
Ey iman edenler, cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ı zikretmeye koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
(62/9)
Artık namazı kılınca, yeryüzünde dağılın. Allah'ın fazlını isteyip-arayın ve Allah'ı çokca zikredin; umulur ki felaha (kurtuluşa ve umduklarınıza) kavuşmuş olursunuz. (62/10)
Oysa onlar, (kendilerini tümüyle Allah'a ve İslam'a teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten de daha hayırlıdır. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır." (62/11)
(O günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki, (85/3)
Arıyor ağlıyor ağlıyor arıyor… Savruk sinesinden sarı sonbahar dökülüyor toprağa… Hicran damlıyor ümit bulutlarından… Acı çiçekler açıyor avuçlarında…
Yıllar yüreğinde yırtık bırakarak yol alıyor… Ne kışta ne yazda… İlk ve sonbaharı soluyor seherlerde… Sevinçlerine çiğ yağdı kırağı kırdı çiçeklerini… Baharlar bekliyor bağrı uzak iklimlerden esen meltemlerle serinlemek istiyor sadrı…
Selim kalple sabır ağacına dayanıp şükretmek diliyor… Kalp toprağına düşecek hikmet meyveleri bekliyor o ağacın altında… Sevgiye dost olmuşken sevgili gelmese de olur… Şefkat yoksunu aşk kalp doyurmuyor neylesin sönük sözleri…
Serap sevgiler firak acılar demek… “ Bütün firaklardan gelen feryatlar aşkı bekadan gelen ağlamaların tercümanıdır”
Evet aşk vardır; bekaya… Bekaya bakar kalp değişmeyen daimi güzele meftun…
Ağlama gönül neyle yesin gidip kaybolanları… Araf yollar avare yıllar biter bir gün… Yıkanmış yürekle yürürsün aklın aydınlattığı yolda… Vuslat içer şifa sadır… Sen her şeye yakın her şey sana yakın… Uzak uzaktır sana… Anlamamak ve anlaşılmamak yoktur artık…
Küllerin kâinata savrulmuştur kâinatsa kalbinde kayıp… Yağmurlar yine yağar ıslatmaz rüzgârlar yine eser savurmaz… Savruk değilsindir kök salmışsındır kâinatın kalbine… Yine yürürsün yollarda dönüp de arkana bakmadan… Arafta avare değilsindir yaranını bulmuşsundur; Ya Rahman… Ya Rahim… Ya cemil… Ya Vedud…
Rahmet seni ebede namzet etmişken neyle yesin geride kalanları… Yunus yüreğinle “kalanlara selam olsun” der yürürsün… Kör kuyularda korunmuş arınarak yükselmişsindir Azizliğe… Kuyudaki yalnız Yusuf değilsindir kardeşlerin sevgiyle sarmış Yakubi şefkat kuşatmıştır… Zirve dekeyken aziz bir terk edişle terk edersin dünya züleyhasını: “teveffeni müslimen.”
Hayata veda ederken geride Yusufi bir kıssa bırakmak yokuşlarda yağmurlarla ağlamaya değer… Bedelsiz değildir esir pazarında satılmak Azizlik esirlikten geçer.
Aşkı bilmez Züleyha Yakubi şefkati anlamaz… Ağlarsan Yakubi ağla… Seveceksen İbrahimi sev “La uhubbil afilin” de…Hikmet yağmurlar yağıyorsa selim kalbine
“Selam” sana dosttur Rahmet yaran… Kuyularda yalnızsan korkma kıssan yazılıyordur kıyamete kadar okunmak için… Yüzünden okunur Yusuf yüreğin… Yazman için güzel sabrı şükürle süsle ve hayata Yusufi imzanı at: “teveffeni müslimen”Hüseyin Eren
NAZLICAN FIRAT
YORUMLARIMDA ÇOK YARDIM ALDIĞIM AHMED AK ABİME TEŞEKKÜR EDERİM.
Bundada Bir Hayır Vardır! Bir zamanlar Afrika daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha
çocukluğundan iitbaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç
yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu
arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister
başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi
söylerdi: -Bunda da bir hayır var! Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava
çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş
ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı
ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu.
Durumu gören arkadaşı her zamanki her zamanki sözünü söyledi: -Bunda
da bir hayır var! Kral acı ve öfkeyle bağırdı: -Bunda hayır filan
yok! Görmüyor musun, parmağım koptu? Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için
arkadaşını zindana attırdı. Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen
kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla
birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler.
Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da
odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları
tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını farkettiler. Bu
kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları
yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine
inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise
pişirip yediler. Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı
sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü
muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı
arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı. -Haklıymışsın! dedi.
Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu
kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve
kötü birşeydi. -Hayır, diye karşılık verdi arkadaşı. Bunda da bir hayır
var!. -Ne diyorsun Allah aşkına?diye hayretle bağırdı kral. Bir arkadaşımı
bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir? -Düşünsene,
ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi? Ve sonrasını
düşünsene.